Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sinemanın başarılı isimleri bu yıl birden fazla yapımla izleyici karşısına çıkacak.
2026, Anne Hathaway, Zendaya ve Jacob Elordi’nin sinema sahnesini adeta kuşattığı bir yıl. Yeni projeleri henüz vizyona girmeden izleme listelerinin zirvesine yerleşmiş durumdalar; onların rol aldığı herhangi bir yapımı görmezden gelmek neredeyse imkansız. Üstelik mesele yalnızca üretkenlik değil. Seçtikleri hikayelerin ölçeği, birlikte çalıştıkları yönetmenlerin vizyonu ve türler arasında cesurca yaptıkları geçişler, bu yılı yıldız gücünün yeniden tanımlandığı bir döneme dönüştürüyor.

Fotoğraf: Alamy
Anne Hathaway’in kariyerinin farklı dönemlerini aynı anda kucakladığı güçlü bir vitrinin tam ortasındayız. Romantik komediden psikolojik gerilime, epik anlatılardan moda sinemasının ikonik dünyasına uzanan projeleriyle Hathaway için unutulmaz bir yıl olacağa benziyor.
Yılın en dikkat çeken yapımlarından biri, yönetmen Christopher Nolan imzalı The Odyssey (17 Temmuz’da vizyonda). Homeros’un destanından uyarlanan ve merakla beklenen projede Hathaway, Penelope rolüyle hikayenin duygusal merkezinde yer alıyor ve The Odyssey oyuncunun filmografisine bir prestij halkası olarak ekleniyor.
Hathaway, moda ve sinema tarihine damga vurmuş bir karakterle de geri dönüyor. Şeytan Marka Giyer 2 / The Devil Wears Prada 2 (1 Mayıs’ta vizyonda) ile Andy Sachs rolüne yeniden hayat veren oyuncu hem nostalji duygusunu canlandırıyor hem de günümüz moda dünyasına güncel bir bakış sunarken popüler kültürdeki yerini tazeliyor. Kariyerinin 2026 yılındaki daha karanlık ve riskli tarafını ise Verity (2 Ekim’de vizyonda) temsil ediyor. Colleen Hoover’ın romanından uyarlanan psikolojik gerilimde, çok katmanlı ve rahatsız edici bir karakterle izleyici karşısına çıkıyor başarılı oyuncu.
Bu yılın en merak uyandıran projelerinden bir diğeri de Meryem Ana / Mother Mary (17 Nisan’da vizyonda). David Lowery yönetmenliğinde, müzik endüstrisinin iç dünyasını merkezine alan bu stilize dramada Hathaway, bir pop ikonunu canlandırıyor. Film, performans estetiği, kimlik inşası ve sahne arkasındaki kırılganlık üzerine kurulu yapısıyla oyuncunun kariyerinde bambaşka bir ton vaat ediyor. Özellikle A24 çatısı altındaki bu proje, ödül sezonu açısından güçlü bir aday olabilir.

Zendaya, Euphoria
Hem televizyon hem de sinema dünyasında neredeyse eş zamanlı varlık gösterdiği 2026, kalıcı bir sinema figürüne dönüşme yolculuğunda Zendaya için kesinlikle çok belirleyici olacak.
Yılın en çok beklenen dönüşlerinden biri, kuşkusuz Euphoria’nın (12 Nisan’da HBO Max’te) yeni sezonu. Rue Bennett karakteriyle kariyerinin etkileyici performanslarından birini sergileyen Zendaya, uzun bir aradan sonra gelen bu sezonla birlikte dizinin daha olgun ve karanlık atmosferinde yeniden merkezde yer alıyor. Beyazperdede Zendaya’yı Anne Hathaway ile aynı projede buluşturan Christopher Nolan imzalı The Odyssey (17 Temmuz’da vizyonda), oyuncunun kariyerinde prestij çıtasını yükselten yapımlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu film, Zendaya’nın sinema yolculuğuna yeni bir katman ekleyen güçlü bir hamle niteliğinde.
Denis Villeneuve’ün evreni genişleten anlatısında ise Zendaya, artık bir yan karakter değil hikayenin ideolojik ve duygusal eksenlerinden biri. Dune: Part Three (18 Aralık’ta vizyonda), seriyi kahramanlık destanının ötesine taşıyarak politik ve sorgulayıcı bir zemine oturtuyor. Bu yeni evrede Chaniiktidarın, inancın ve mit yaratımının karşısında konumlanan bir vicdan figürü olarak belirginleşiyor.
Daha bağımsız ve karakter odaklı bir çizgide duran The Drama (3 Nisan’da vizyonda) ise Zendaya’nın risk almaktan çekinmeyen tarafını temsil ediyor. Robert Pattinson ile başrolü paylaştığı film, ilişkiler ve kırılganlık üzerine kurulu yapısıyla oyuncunun içsel derinliğini sahneye taşıyor; daha kişisel ve yoğun bir performansa alan açıyor.
Oyuncu popüler kültürdeki yerini korumayı da sürdürüyor. Marvel evreninin vazgeçilmezi Spider-Man: BrandNew Day (31 Temmuz’da vizyonda) filminde onu yine izleyeceğiz. Serinin devamı niteliğindeki bu yapım, onu küresel bir ikon haline getiren çizgiyi pekiştiriyor ve yıldız gücünü sağlamlaştırıyor.

Zendaya ve Robert Pattinson, The Drama
Son 10 yılda kariyerini bilinçli tercihlerle yeniden inşa eden Robert Pattinson, popüler yıldız kimliğinden sıyrılıp, cesur ve seçici bir sinema oyuncusu olarak anılmaya başladı. Ana akım projelerle bağımsız yapımlar arasında kurduğu denge, onu kendi kuşağı içinde ayrıcalıklı bir konuma taşıyor. 2026 ise bu yolculuğun en görünür duraklarından biri.
Öncelikle yılın iddialı yapımı Christopher Nolan imzalı The Odyssey filminde, Pattinson’ın da rol aldığını belirtelim. Daha içe dönük ve modern bir hikayesi olan The Drama, Robert Pattinson’ın risk almaktan çekinmeyen tarafını temsil ediyor. Zendaya ile başrolü paylaştığı yapım, modern ilişkilerin kırılganlığına odaklanan yapısıyla, oyuncunun minimal ama dikkat çeken performanslarına alan açıyor.
Robert Pattinson’ın, Denis Villeneuve imzalı Dune: Part Three (18 Aralık’ta vizyonda) filmindeki rolü ise şimdilik gizli tutuluyor. Başarılı oyuncu, serinin üçüncü ve final halkasında kadroya katılan en dikkat çekici isimlerden biri. Yapım, Frank Herbert’in ikinci Dune romanı olan Dune Messiah’dan uyarlanıyor. Bu da Pattinson’ın, serinin daha politik ve karanlık bir evreye geçtiği bölümde kilit role sahip olabileceğine işaret ediyor.

Jacob Elordi, Uğultulu Tepeler
Son yıllarda oyunculuk kariyerinde dikkat çekici hamleler yapan Jacob Elordi’yi yalnızca “yeni nesil yıldız” etiketiyle anmak çok zor. Bilinçli rol seçimleri, karanlık ve kırılgan karakterleri canlandırma becerisiyle birleşerek onu günümüz sinemasının en merak edilen isimlerinden biri haline getiriyor.
Yılın çok konuşulan projelerinden, Emily Brontë klasiğinden uyarlanan Uğultulu Tepeler / Wuthering Heights’ta (vizyonda), Emerald Fennell imzasıyla Heathcliff ’e hayat veren Elordi, tutku ve öfke ile kırılganlık arasında gidip gelen bu ikonik figürle kariyerinin en iddialı rolünü üstleniyor.
Bilimkurgu aksiyon filmi The Dog Stars (28 Ağustos’ta vizyonda), oyuncunun farklı bir yüzünü açığa çıkarıyor. Ridley Scott yönetmenliğinde, kıyamet sonrası bir dünyada yalnızlık ve umut arasında sıkışmış bir karakteri canlandıran Jacob Elordi, dramatik yoğunluğu yüksek bir performans sergiliyor.
Dizi tarafında ise onu geniş kitlelerle buluşturan Euphoria yolculuğu sürüyor. Yeni sezonda Nate Jacobs karakteriyle yeniden izleyici karşısına çıkan oyuncu, dizinin en tartışmalı ve karmaşık figürlerinden birini oynamaya devam ediyor; bu rol, onun psikolojik derinlik gerektiren karakterlerdeki başarısını pekiştiriyor.
Bu üç farklı proje yan yana geldiğinde, Jacob Elordi’nin 2026’daki varlığı tek bir türe ya da imaja sığmıyor. Kariyer karnesine “parlayan bir yıldız” olmanın ötesinde, sinemanın farklı alanlarında risk alan ve sınırlarını zorlayan oyuncu kimliği damga vuruyor.

Jake Gyllenhaal, Gelin
Jake Gyllenhaal bu yıl perdede hem türler arasında dolaşan çok yönlü bir oyuncu olarak hem de kendine has karakterlere hayat veren performanslarla dikkat çekiyor. Merakla beklenen işlerinden biri The Bride! Oyuncu, ablası Maggie Gyllenhaal’ın yönettiği bilimkurgu-korku filminde, Jessie Buckley, Christian Bale ve Penélope Cruz ile birlikte güçlü bir kadronun parçası. Klasik Frankenstein efsanesinden ilham alan bu hikaye, 1930’ların Chicago’sunda aşk ve kaosun iç içe geçtiği çarpıcı bir hikaye vaat ediyor.
Oyuncunun bir diğer projesi ise yönetmen Guy Ritchie’nin yeni aksiyon-gerilim filmi In the Grey. Henry Cavill ile başrolü paylaştığı yapımda, Gyllenhaal sinema tarihinin kural tanımayan kahramanlarını andıran bir karakterle karşımıza çıkacak.

