EN VOGUE
EN VOGUE

20 Nisan 2022

Hep Birlikte Güçlüyüz

YAZI: SELEN YORULMAZ ÖZSÜMER

Birçok kapsayıcı açılıma rağmen moda sektöründe hâlâ tam olarak çözülememiş bir sorun var: Cinsiyet eşitsizliği. Oysaki moda endüstrisini daha iyi hâle getirmek için özveriyle çalışan, çok yönlü, girişimci ancak çoğu zaman arka planda kalıp eşitsizliğe maruz kalan bu kadın kitlesi geleceğin modasını dönüştürüyor.

leaders

Markalar ve bireysel savunucular tarafından son yıllarda atılan cinsiyet eşitliği adımları moda endüstrisinde kilometre taşı oldu. Temsildeki çeşitlilikten bağış toplamaya; yasal koruma çabalarından burs desteklerine kadar birçok alanda modada eşitlik adına yeni şeritler açıyorlar. Ancak, büyük ölçüde kadın tüketiciler tarafından desteklenen moda endüstrisi, ne yazık ki toplumsal cinsiyete dayalı bir sömürü geçmişine sahip. CFDA, Glamour dergisi ve McKinsey & Company tarafından yapılan The Glass Runway araştırması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hâlâ devam eden bir iç sorun olduğuna dikkat çekiyor. Rapor; eşit olmayan ücret ve kadın yöneticilerin eksikliğinden, mavi yakalı kadın işçilerin kötü muamele görmesi ve cinsel tacize maruz kalmasına kadar birçok konuya değiniyor. Aslına bakıldığında moda endüstrisinde tüketici kimlikleriyle erkeklerden daha ön planda olan kadınlar iş pozisyonlarında hak ettikleri yerde değiller ne yazık ki. Günden güne olumlu yanıtlar artsa da yine de moda endüstrisinde liderlik pozisyonlarına terfi eden kadınların yüzdesinin çok daha yüksek olabileceğini biliyoruz. World Benchmarking Alliance (WBA)’ın ortaya koyduğu çalışmaya göre; birçok şirket moda endüstrisinde cinsiyet çeşitliliğini artırmayı taahhüt etse de, yine de ciddi seviyede cinsiyet eşitliği sorunu var. Örneğin; şirketler cinsiyete dayalı ücret farkları konusunda şeffaf değil, bu da kimi kadın profesyonellerin aynı yetideki erkek meslektaşlarından daha az ücret aldığı sonucuna çıkıyor. Bununla birlikte Thomson Reuters Vakfı’nın yaptığı bir araştırmada da; çoğu perakende ve moda markasında kadınların yeterince desteklenmediğini tespit eden yeni bir endeks ortaya kondu. Objektif olmak gerekirse konu cinsiyet eşitliği olduğunda, moda otoriteleri elini taşın altına koymaktan yıllardır hiç çekinmedi. Ancak, araştırma eşitlik konulu taahhüt ve eylemlerde önemli boşluklar olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Bu da akıllara şu soruları getiriyor: Moda markaları acaba çeşitlilik adımlarında ne kadar samimiydi? Yoksa hepsi birer pazarlama faaliyetine mi hizmet ediyordu? Peki sektörde kadınların ilerlemesini olumsuz etkileyen cinsiyet eşitsizliği konusu nasıl aşılacak? Kadınları moda sahnesinde daha fazla gördüğümüzde gerçek eşitlik tuğlalarının örüldüğüne şahit olacağız. Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılığı kutladığımız bu sayıda; cinsiyet eşitsizliğinin yok edilmesinde modanın etkisini ve markaların bu vizyonla oluşturduğu projeksiyonları, “Moda, cinsiyet eşitliği için nasıl sorumluluklar alır?” sorusunu referans alarak inceliyoruz.

Geleceğin kadınları… Geleceğin modası…

Modayı bir düşünün. Muhtemelen ilk aklınıza gelecek şey kadın egemenliğinde ilerleyen bir olgu olacaktır. Çünkü modayı kadınlar besliyor. Küresel bir pazar araştırma şirketi olan NPD Group’a göre kadınlar, erkeklerin kendileri ve başkaları için modaya harcadığının ortalama üç katını harcıyorlar. Hâl böyle olunca sektörün yarısının kadın tasarımcılar ve yöneticilerle dolu olmasını bekliyorsunuz değil mi? Maalesef durum öyle değil. The Glass Runway, önde gelen tanınmış moda markalarının yüzde 50’sinden daha azının kadın tasarımcılardan oluştuğunu ve sadece yüzde 14’ünün bir kadın yönetici tarafından yönetilmekte olduğunu bildirdi. The Glass Runway, cinsiyet eşitsizliğinin dört temel kaynağını buldu: Farkındalık ve bağlılık eksikliği, belirsiz başarı kriterleri, sponsorluk ve mentorluktaki eşitsizlik ve iş-yaşam dengesinin kısıtlamaları. Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? Prestijli moda okullarından New York Fashion Institute of Technology’e kayıt olan öğrencilerin yüzde 85’i kadın, ancak endüstrinin en üst düzeyinde çok az kadın var. Dahası, söz konusu kadınların sektörde karşılaştıkları büyük ve küçük engellerin sayısız örneği var. 2008’de Cushnie et Ochs’un kurucularından Parsons mezunu Carly Cushnie, yatırımcılarıyla olan anılarını şu şekilde aktarıyor: “Kadınların finansman bulması ve işletme kredisi alması, erkeklere göre daha zor. Pek çok kadın tasarımcıya hem tasarımcı hem de iş kadını olarak erkeklerle aynı gözle bakılmıyor. Özellikle herhangi bir yatırımcı için genellikle daha riskli olan bir sektörde, size daha fazla risk olarak bakılıyor.” Cushnie toplantılar esnasında “Yani şirketi sen mi yönetiyorsun?”, “Burada başka kimse yok mu?” gibi sorulara maruz kaldığını da dile getiriyor. Ancak son zamanlarda moda endüstrisinden gelen bazı sarsıntılar cesaret verici. Konuya en güzel örneklerden biri Givenchy’den. Yaratıcı yıkım sürecine girerek geleceği kadın gücünde arayan Fransız modaevi, 70 yıllık tarihinde ilk kez bir kadın sanat direktörüyle bir araya geldi. Givenchy ile Clare Waight Keller evliliği, bir nevi modanın cinsiyet eşitliği çabasına örnek bir çağrı niteliğinde oldu. Moda endüstrisinde otorite sahibi Kering’in çeşitlilik ve kapsayıcılık girişimlerinin ön saflarında yer alan misyonu, kadınları güçlendirme üzerine kuruludur. Şirket, 2025 yılına kadar cinsiyet eşitliğine ulaşma ve cinsiyetler arasındaki ücret farkını kapatma sözü verdi. Bu yönde mütemadiyen adımlar atan Kering’in toplam işgücünün yüzde 63’ünü oluşturan kadınlar şu anda yöneticilerin yüzde 55’ini, icra komitesinin yüzde 33’ünü ve yönetim kurulunun yüzde 55’ini oluşturuyor. Bir diğer umut verici örnekse Balenciaga’nın attığı kapsayıcı adımlar. İspanyol modaevinin CEO’su Cédric Charbit; “Balenciaga olarak; yüzde 70 kadın, yüzde 30 erkek çalışanımızla moda endüstrisinde kadınların lehine bir denklik yarattığımız için şanslıyız” diyor ve markanın 

kadın çalışanlarına verdiği önemin altını çizerek ekleme yapıyor: “2019 yılında kadın çalışanlarımızın yüzde 4’ü erkek meslektaşlarıyla benzer deneyim, beceri ve eşdeğer performansa sahip olmasına rağmen daha düşük maaş aldı. Bu durum daha önce düzeltmemiz gereken korkunç bir tutarsızlıktı. Ücretlerde tam eşitliğin sağlanması, çalışanlarımıza olan bağlılığımızın bir parçasıdır.” Evet, kadınlar dünyayı ve podyumu yönetebilir ve yönetmelidir. Bu anlayışla modada kadınların yeri: Her yer…

leaders

Eşitlik çığlıkları büyüyor

White Ribbon Campaign, yani beyaz kurdele kampanyası, 1991 yılında Kanada’da kuruldu; aile içi şiddete ve kadınlara, kız çocuklarına yönelik cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı küresel bir eşitlik sembolü hâline geldi. Yıllar boyunca çeşitli moda markaları, sınırlı sayıda hazırladıkları koleksiyonlarla konuya desteklerini gösterdi. Bunlardan biri, cinsiyet eşitliğine verdiği önemin sık sık altını çizen Stella McCartney. Marka, kadına yönelik her türlü şiddete dikkat çekmek ve cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığı artırmak için 2012 yılında beyaz bir kurdele rozeti tasarlamıştı. Eş zamanlı olarak, Kering Vakfı da #BeHerVoice etiketi aracılığıyla sosyal medyada bir kitle fonlama platformu başlattı.

Bu rozetin altında birleşen birçok moda markası eşitlik çağrılarını dile getirmekten asla çekinmedi. Geçtiğimiz yıllarda Kering Vakfı, dünya çapında her üç kız ve kadından birini etkilemeye devam eden bir sorun olan toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti sona erdirmek adına Beyaz Kurdele Girişimi için yeni bir dijital kampanya daha başlattı. Alessandro Michele, Christopher Kane, Stella McCartney, Joseph Altuzarra ve Salma Hayek gibi marka elçileriyle işbirliği yaparak modanın gücünü kadınlar için daha eşit bir dünya sunmak adına seferber etti. Erkek tasarımcılar, sessizliği kırmak ve farkındalık yaratmak amacıyla, bir kız olarak doğmuş olsalar ya da toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalmış olsalar hayatlarının nasıl farklı olacağını hayal ederek, #ICouldHaveBeen etiketiyle kurgusal hikayeler paylaştı. McCartney’nin de eklediği gibi, “Kadınlar olarak biz bir ekibiz. Birbirimizi desteklemeli ve kenetlenmeliyiz. Erkekler desteklerini gösteriyor ve şimdi hepimiz güçlerimizi birleştirmeliyiz”. Kering’in başkanı ve CEO’su François-Henri Pinault; “Kız olarak doğmak daha yüksek bir şiddet riski anlamına gelmemeli. Ancak ne yazık ki bugün dünyamızda durum böyle. Bu mücadeleyi hepimiz üstlenmeliyiz” diyerek cinsiyet eşitliğinin önemine vurgu yapıyor.

leaders

Gucci’nin kreatif direktörü Alessandro Michele de; “Sınırlar, hiyerarşi, şiddet olmamalı. Kadın ve erkek eşittir” diyor. Modaevi 2013 yılında Frida Giannini, Beyoncé ve Salma Hayek Pinault’nun temsilciliğinde TEDxWomen’da Chime for Change isimli bir kampanya başlattı. 89 ülkede cinsiyet eşitliğini teşvik etmeye odaklanan proje, dünyanın dört bir yanındaki kızlar ve kadınlar için seslerini yükseltenleri bir araya getirmeye, birleştirmeye ve güçlendirmeye hizmet ediyor. Gucci’nin sektördeki eşitlik fısıltıları, yıllar içinde güçlü çığlıklara evrildi. 2021’in başlarında cinsiyet eşitliği üzerindeki küresel etkiyi daha da artırmak için, sektör lideri olarak Generation Equality Forum’a katıldı. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi tarafından toplanan, Meksika ve Fransa hükümetleri tarafından ortaklaşa düzenlenen forum, 2026 yılına kadar toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik eylemleri ve küresel taahhütleri hızlandırmak için tasarlandı. İtalyan modaevinin CEO’su Marco Bizzarri; “Cinsiyet eşitliğine sahip bir gelecek, müttefikler gerektirir. Gucci’de bizler, cinsiyet eşitliği mücadelesinde sınırlar ve nesiller arasında kolektif bir topluluğa katılım için harekete geçen ve ilham veren bir müttefik olmayı taahhüt ediyoruz. Çünkü yarımız geride tutulursa hiçbirimiz ilerleyemeyiz” diyerek moda endüstrisine eşitlik sözünü bir kez daha yineledi.

Moda endüstrisinin yenilikçi ve son teknoloji fikirleri hızla dönüştürme ve kabul etme konusundaki başarısını artık hepimiz biliyoruz. Bu yaratıcı düşünce tarzının toplumsal cinsiyet politikalarına da uygulanmasının artık zamanı geldi. Sektörün kadın paydaşlarının beklenenin çok daha ötesinde desteklenmesi ve güçlendirilmesi gerekiyor. Kayıtsız kalmamalıyız; çünkü daha gidecek çok yol var.

 

ETİKETLER: #VOGUELEADERS , MODA , KADIN , CİNSİYET EŞİTLİĞİ