Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Yeni ilişki modeli yearning, romantizmin ihtimaliyle yetinebilenlere göre.
Scroll. Swipe right. Date. Repeat. (Kaydır. Sağa çek. Date’e çık. Tekrar et.) Bu döngüden çıkmaya hazır mıyız? Zira her şeye format atan Z kuşağı ilişkileri de bir süreliğine kökünden değiştirecek gibi görünüyor. Austen’ın yer yer yürek dağlayan yer yer hüzünle gülümseten Aşk ve Gurur’undan beyazperdeye uyarlanan filmi hatırlarsınız. Darcy ile Elizabeth’in hikayesi 1800’lere ait; ancak Z kuşağının nostaljik halleri ilişki dünyasını da hakimiyeti altına almış durumda. İlişkilerde yeni trend özleyip de kavuşamamak, üstüne bir de bundan keyif almak desek?
İlk anda kulağa saçma geliyor olabilir. Ancak son dönemde platformlarda hop oturup hop kalkarak izlediğimiz içerikler de romantizmin bu formunu görselleştiriyor aslında. Sabrınızı hak ettiğinde üçüncü bölümden sonra açılan diziler gibi, slow burn aşkların çağına giriş yaptık: Normal People’ın Marianne’i Connell’la bir türlü beklediğimiz anlamda kavuşamadı, ama diziyi heyecanla izledik. One Day’in Emma ve Dexter’ına yer yer sinirlendik belki; ama yine sonuna kadar devam ettik. Bir yanda Bridgerton engellerin, yanlış zamanlamaların, bekleyişlerin, arzunun kitabını yeniden yazıyordu. Kavuşamayan aşıkların hikayeleri içeriklerden güzellik dünyasına da taştı. Margot Robbie’nin Wuthering Heights’taki kızarmış yanaklarını ayna karşısında taklit ediyoruz aylardır. Dracula: A Love Story ile saç ve makyaj trendleri karanlık romantizme doğru kayıyor. Dağınık saç ve eyeliner görünümleri, buğulu yanak ve dudak makyajları bir yandan arzuyu, bir yandan -mış gibi yakınlaşmaları ima ediyor.
Çünkü şu sıralar aşkı yaşamak değil beklemek; kavuşmak değil özlemek revaçta. Son görülmeleri, çift tiki, okundu mu okunmadı mı krizini unutun! Mesaj beklemenin kendisini sevmeyi söylüyor yeni ilişki modeli bize. Beklerken müsaade edin, yeni duygu trendiyle tanıştıralım sizi: Yearning. Kelimenin Türkçe karşılığı özlemle arzu arasında bir yerlerde duruyor. Bu bir süre “neredeyse”lerle, “tam oluyordu ki” lerle yaşayacağımız anlamına geliyor. Bir benzetmeyle açıklamak gerekirse, lezzetinden emin olduğunuz koca bir dilim beyaz çikolatalı brownie’nin mutfakta öylece durduğunu; gidip gelip küçük bir parça kemirseniz de bir oturuşta bütün dilimi yemediğinizi düşünün. Bu hikayede haz, son dakikada salınıyor. Son lokmanın lezzeti, onu zihinde var etmeye çalışmakta saklı.
Bu tutum eskiden sosyal medyanın deyimiyle cringe yaftası yerdi. Yearner erkek arkadaş adayından hızla uzaklaşılır, kendisi melankolik ve sıkıcı etiketiyle hatırlanırdı. Yeni kurallara göre yearning aranan bir his, bir ilişki beklentisi. Bu dönüşümün birçok nedeni var. En başta da yavaşlama isteğimiz geliyor. Moda dünyası gibi bizler de duygularda somut ve fiziksel boyutu yavaşlatıyor, değeri ve niteliği ön plana alıyoruz artık. Sevgiyi, aşkı beden diliyle ifade etmeden evvel kafamızda büyütmek, düşüncelerimizi o potansiyel kişiyle meşgul etmek, yaşanabilecekleri henüz yaşanmadan daha anlamlı kılmak istiyoruz. Bazen gerçeklik, hayal ettiğimiz kadar kusursuz olmuyor. Biz de kusursuzluğun ihtimalini gittiği yere kadar korumak istiyoruz belki de.
Değişimin nedenlerine dair bir açıklama da Belçikalı psikoterapist Esther Perel’den geliyor. Perel uluslararası çoksatan kitaplarından Esaret Altındaki İlişkiler’de okura şu fikri aşılıyor: “Aşk partner hakkında her şeyi bilmeyi sever; arzu ise gizem ister. Aşk mesafeleri kısaltmaya çalışırken, arzu mesafeden güç alır.” Özetle partnerinizin pijamalarıyla Playstation oynadığını bilmek yerine ne yaptığını merak edip zihninizde romantik ihtimalleri görselleştirmeyi tercih etmez misiniz? Böylesi arzuyu yerle bir etmek yerine daha da harlamaz mı sizce de? Perel’in bir gecede izleyip bitirdiği bir diziden bahsettiği TikTok videosunda söylediği gibi, arzu yoklukta ve özlemde kök salar.
Evet, hayatımızdan lovebombing’i, ghosting’i çıkarıyor olabilir. Ancak yerine adı konmamış ilişkiler, yarım bırakılan konuşmalar, hafifçe aralanmış kapılar getiriyor. Bunların hepsi yearner’lar için kusursuz birer zemin: Hiçbir şey kesin değil ama her şey mümkün. Bir şey olmamış gibi, ama bir yandan da olmuş gibi. Araması ihtimali, aramanın kendisinden daha heyecan verici. Romantik olduğu kadar riskli bir oyun; neredeyse”lerle geçen aylar boyu belli belirsiz bir şeye yatırım yapmak gibi. Hisse senetleri de böyle değil mi?
Date uygulamalarının yoruculuğu da bu duruma gelmemizde bir etken. Bu uygulamaları kullanan bekar arkadaşlarınıza sorun; muhtemelen çoğu bunları ya sildi ya da umudu kesti. Buluşmaların yarattığı tükenmişlik sendromundayız. Birçok insanla tanışıyor, kimseyle ilerleyemiyor ya da çok az sayıda kişiyle gerçek bir bağ kurabiliyoruz. Fizikselden duygusala geçiş, korunaklı olduğu kadar romantik de bir algı yaratıyor. Kimisi kavuşmayı geciktirerek karşısındakine verdiği değeri ortaya koyuyor, kimisi kaçınılmaz kötü sondan kendini koruyabildiği kadar korumak için bu yolu seçiyor. Bad boy’lar günden güne cazibe kaybederken, yearner’lar arzu nesnesi haline geliyor. Chuck Bass, Dan Humphrey’e karşı ve durum hiç de Bass’in lehine görünmüyor.
Özetle modern aşkların yarattığı imge mutlu son olmaktan çıktı. Aralanan o kapıdan bakmak, içerideki kaosu görmekten daha cazip geliyor. Gerçek bir ilişki yürütmek emek, sabır ve mücadele ister; öte yanda yearning biraz mesafe ve bekleyişten besleniyor. Brownie’yi hızla yemenin getireceği ani kan şekeri yükselmesinden kaçmak, daha sağlıklı bir seçim gibi görünüyor.