Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Yeni nesil flört, romantikten çok terminokolojik. Aşkta netlik olmadığında sözlük hep devrede.
Arkadaşının “Çok iyi anlaşacaksınız” diyerek tanıştırdığı çocukla haftalardır mesajlaşıyor. Gün içinde kısa cevaplar, geceye doğru uzayan sesli notlar, kimi zaman sosyal medyadan gönderilen eğlenceli video linkleri… Aralarında bir yakınlaşma olduğu kesin; ama adı var mı, işte orası belirsiz. Z kuşağı için bu noktada soru artık, “Bu ne anlama geliyor?” Modern flört kültüründe ilişkiler, net başlangıç cümleleriyle değil belirsiz temaslarla ilerliyor. Sosyal medyanın, özellikle de TikTok’un şekillendirdiği yeni ilişkiler dilinde flört, yaşananların, hislerin ve terimlerin arasında salınan gri bir alan. O nedenle jenerasyon, yaşadığını tanımlamak için kendi sözlüğünü yaratıyor. Söz konusu terimlerden kulağımıza en tanıdık gelenler artık gündelik konuşmaların da parçası. Ghosting, love bombing, benching, zombieing, catfishing, affordating sık sık kullandıklarımız arasında. Z kuşağının ilişki kültüründe bu kavramlar bir tanım sunmanın ötesinde belirsizliği yönetmenin örtük bir şekli. Peki şu an flört dünyasında gerçekten neler konuşuluyor, hangi kelimeler bir anda herkesin diline dolanıyor?
Öne çıkan kavramlardan biri, breadcrumbing. Potansiyel bir partnerle bir dönem durmaksızın mesajlaşıyor olabilirsiniz; ardından aniden ortalık tamamen sessizleşir. Ya da kısa süre önce birkaç kez buluşmuşken, bir anda ufukta hiçbir plan kalmaz. Bunlar tek başına bir ilişkinin sona erdiği anlamına gelmeyebilir; ancak sıcak-soğuk iletişim hali, breadcrumbing’in en belirgin işaretleri. Geleceğe dair net ve anlamlı bir konuşmadan özellikle kaçınan breadcrumber, karşısındaki kişiyi cepte tutuyor. Böylece seçeneklerini açık bırakıyor; potansiyel olarak daha iyi bir partner ya da başka ihtimaller peşinde dolaşırken, birinin onu beklediğini bilmenin verdiği güç duygusunu koruyor. Ayrıca ilgi gördüğünü hissetmeye de ihtiyaç duyuyor. İlişkiyi bir bağa dönüştürmese bile, arzu edilen biri olma hissini canlı tutmak istiyor. Eğer aradığınız açık, kırılgan ve dürüst iletişimi bulamıyor; konuşmaların sürekli yüzeyde kaldığını, planların hiçbir zaman somutlaşmadığını hissediyorsanız, bunu sakın göz ardı etmeyin.
Modern flört sözlüğünün en muğlak kelimelerinden biri situationship. Ne tam olarak bir ilişki ne de basit bir flört. Daha çok sınırları belirsiz, adı konmamış bir bağ hali. Situationship, birkaç haftalık flörtleşmeden aylar süren ama romantik olduğu bile net olmayan bir mesajlaşma düzenine kadar pek çok durumu kapsayabilir. Haftada birkaç kez görüşüp flört ettiğiniz, gün boyu mesajlaştığınız, geceleri birbirinize hayat hikayelerinizi anlatmanıza rağmen bir türlü “Biz neyiz?” sorusunu sormadığınız o tanıdık belirsizlik… Eğer bu tablo size aşina geliyorsa, muhtemelen bir situationship’in içindeydiniz.
Adını sokak sanatçısı Banksy’den alan ve ilişki sözlüğünde yer alan yeni terimlerden biri, Banksying. Sanatçının eserlerinin çoğu zaman hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkması gibi, bu flört davranışında da partnerlerden biri, diğerini hiçbir uyarı vermeden aniden terk ediyor. Kişi, ilişkiyi bitirmek istediğinden son derece emin oluyor; belirsiz olan tek şey niyetini partneriyle açık ve dürüst biçimde paylaşmamayı tercih etmesi. Süreç, karşı tarafı uyarmadan, bilinçli ve planlı bir şekilde ilişkiden geri çekilmeyi içeriyor. Ayrılık gerçekleştiğinde ise geride kalan taraf çoğu zaman tamamen hazırlıksız yakalanıyor. Banksying yapan kişi, zor konuşmalardan kaçınarak, partnerini netlik, saygı ve birlikte rotayı düzeltme şansından mahrum bırakıyor.
İlişkilerin duygu ve davranışlarındaki tüm düzensizlikler terimlere sığamıyor. Yeni flört kelimelerinden throning, kişinin bir ilişkiye duygusal bağdan çok sosyal statüsünü yükseltme amacıyla girmesini ifade ediyor. Throning yapanların hedefi, nüfuzu olan bir partnerle birlikte olup kendi imajını ilişki üzerinden güçlendirmek. Bu tür ilişkilerde insanlar, duygusal bağ kurmaktan çok, egolarını besleme amacı güdüyor. İlişki ortak ilgi alanları, şefkat ve yakınlık gibi en temel unsurlardan yoksun kalıyor.
Bir diğer modern ilişki terimi ick, çoğumuzun yaşadığı bir duygu durumu. Ick, karşı tarafın çok küçük ve çoğu insana normal gelen bir davranışıyla tetikleniyor: Stili, ses tonu, bir kelimeyi yanlış telaffuz etmesi ya da mesaj atma biçimi… Bu küçük detay, bir anda tüm çekiciliği silip süpürebilir. Ani ve içsel bir vibe değişimi; birine duyduğunuz çekimin, saniyeler içinde buharlaşıp yerini yoğun bir iticilik hissine bırakması. Ick’i yaşayanlar çoğu zaman nedenini açıklayamaz ama kararından emindir. Bu hisse, içgüdüsel bir tiksintinin yanı sıra hafif bir utanç da eşlik edebilir: “Neden bu kadar soğudum?” sorusu, cevapsız kalır. Çünkü ick, mantıkla değil refleksle çalışır.
Yeni flört kelimelerinden THRONING, kişinin bir ilişkiye duygusal bağdan çok sosyal statüsünü yükseltme amacıyla girmesini ifade ediyor.
TikTok’ta sıkça karşımıza çıkan Delulu terimi ise yeni neslin ilişkilere bakışını özetleyen kavramlardan bir diğeri. “Delusional” kelimesinden türeyen bu ifade, ilişkilerde somut bir karşılık olmamasına rağmen varmış gibi hayal etmeyi ve davranmayı anlatıyor. Karşı tarafın düzensiz mesajları, sosyal medyada hikaye izlemeleri ya da küçük jestleri olduğundan fazla anlamlandırılıyor. Açık bir ilişki konuşması yapılmadığı halde kişi kendini duygusal olarak bağlanmış hissediyor ve boşlukları hayal gücüyle dolduruyor. Gerçekler geri planda kalırken, varsayımlar ilişkinin ana dili haline geliyor. Delulu, bir yandan umudu canlı tutan bir savunma mekanizması, diğer yandan modern flört kültürünün yarattığı belirsizliğin sonucu. Kavram çoğu zaman mizahi bir farkındalıkla kullanılsa da, uzun vadede hayal kırıklığına ve duygusal yıpranmaya zemin hazırlayabiliyor. Netliğin yerini alan geçici bir teselli.
Z kuşağının ilişki sözlüğünde karşımıza çıkan bir diğer kavram, bare minimum. İlişki sırasında, bazen atılan tek bir mesaj, bazen de basit bir “Nasılsın?” sorusu, büyük bir lütuf gibi önünüze konuyor. İlişkide zaten var olması gereken en temel ilgi ve çaba, özel bir fedakarlıkmış gibi sunuluyor; siz teşekkür etmeye alışırken, aslında beklediğiniz şeyin yalnızca en baştan verilmesi gerekenler olduğunu fark ediyorsunuz. Karşı taraf sizin iyi niyetinizi bir avantaja çeviriyor; mümkün olanın en azıyla yetinmenizi bekliyor, karşılığında daha fazlasını sizden alıyor. Kendi hayatındaki sorumluluğu geri çekebiliyor, boşlukları doldurmanızı normalleştiriyor. Sizi seviyormuş gibi davranıyor; zaman zaman dinliyor, birlikte vakit geçirmekten memnun görünüyor. Ancak iletişimi başlatan, plan yapan ve ilişkiyi sürdüren neredeyse her zaman siz oluyorsunuz. Derin sohbetlerden kaçıp kısa ve yüzeysel cevaplar vermesi; planları sık sık iptal etmesi ya da yalnızca kendi programına uyduğunda zaman ayırması; sürprizlerden ve özel hissettiren detaylardan uzak durması bare minimum’un yapıtaşları.
Partneriniz telefonunu eline alıyor, birlikte çekilmiş onlarca fotoğrafınızdanözellikle arkadan çekilmiş bir kareyi seçiyor veya sadece iki kahve fincanı, yan yana duran iki el, hafif bulanık bir anı sosyal medyadan paylaşıyor. Ne isim var, ne etiket, ne de açıklama… Soft launch burada başlıyor. Sosyal medyada öne çıkan bir alan yaratan soft launch, bir ilişkiyi saklamayı değil onu kontrollü bir şekilde görünür kılmayı hedefliyor. Her şeyi bir anda ilan etmek yerine, küçük ipuçlarıyla merak uyandırıyor. Bunun nedeni
özel hayatını göz önünde yaşamayı tercih etmemesi olabilir. Çok mutlu hissetse bile aceleye kapılmıyor; ilişkinin uzun vadede sürüp sürmeyeceğinden emin değilse, olası bir ayrılıkta paylaşımları silmekle uğraşmak istemiyor. Ya da sizi kendi dünyasına yavaş ve kontrollü biçimde dahil etmeyi seçiyor.
Bunun tam tersi olan hard launch ise ilişkiyi tüm detaylarıyla duyurmak, birlikte paylaşılan fotoğraflar, etiketlemeler ve net ifadelerle ilan etmek olarak tanımlanıyor. Soft launch’ta ima varken, hard launch’ta tüm bilgiler tek seferde paylaşılıyor: Partnerin yüzü görünüyor, adı etiketleniyor ve ilişkinin varlığı açıkça ortaya konuyor. Genelde hard launch’un soft launch’a kıyasla daha riskli bir seçenek olduğu düşünülüyor. Çünkü ilişkiyi açık şekilde ilan ettiğinizde hem çevrenin yorumlarına hem de ilişkinin garanti taşımayan geleceğine hazır olmanız gerekiyor.
Yalnızca bir flört trendi değil son yıllarda ilişkilerde yaşanan zihinsel ve duygusal dönüşümün açık bir yansıması. Bu yaklaşım, bir ilişkiye başlarken “Aynı geleceğe yürüyebilir miyiz?” sorusunu erkenden sormayı merkezine alıyor. Uzun süre normalleştirilen “Şimdilik takılıyoruz” anlayışına ve situationship kültürüne karşı gelişen bir refleks olarak ortaya çıkmasının nedeni de bu. Çünkü uzayan belirsizlik, özellikle duygusal emeği taşıyan taraf için zamanla yıpratıcı bir güvensizlik alanına dönüşüyor. Future proofing’de ilişki, romantik muğlaklıkla değil açıklıkla ilerliyor. Zor konuşmalar ilişki ciddileşince ertelenmiyor; en başta masaya geliyor. Kariyer hedefleri, yaşam tarzı, yaşamak istenen şehir, çocuk fikri, para yönetimi ve ilişkiden beklentiler gibi başlıklar erkenden konuşuluyor. Amaç, uyumun gerçekten var olup olmadığını dürüstçe görmek. Bu bakış açısı, yalnızca “iyi biri olmak”la yetinmiyor. Duygusal olarak erişilebilir olmak, iletişime açık durmak, kendi hayatının sorumluluğunu alabilmek, hedeflerini netleştirmiş ve bunları ifade edebilen biri olmak öne çıkıyor. Yani mesele, geleceği planlamak değil geleceğe dair aynı dili konuşup konuşamadığını baştan anlayabilmek.
