Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Milyonların ilişkiler konusundaki uzmanlığını dinlemek için takip ettiği, Bumble’ın ilişkiler uzmanı ve ürün danışmanı, The New York Tımes en çok satanlar listesindeki “It Begins With You” kitabının yazarı Jillian Turecki ile aşka dair 10 miti konuştuk.
Jillian Turecki, “Romantizm kavramı hepimizi adeta hipnotize etti ve bizi tek bir ruh eşimiz olduğu fikrine inandırdı. Oysa benim gerçekten inandığım şey şu: Hayatımızdaki her şeyin anlamını biz belirleriz” diyor. Ünlü ilişki uzmanıyla sohbete başladığımız andan itibaren aşk hakkında konuşurken çoğu insanın zihnindeki o masal dilinden bahsediyor: “Doğru kişi gelir”, “Her şey kendiliğinden olur”, “His varsa tamamdır”. Oysa ona göre aşk, romantik bir fikirden ziyade bilinç, sorumluluk ve pratik isteyen bir gerçeklik. “Ve en büyük dönüşüm, doğru insanı bulmakla değil kendini doğru yerde bulmakla başlıyor.”
It Begins With You kitabıyla The New York Times’ın çok satanlar listesinde yer alan, aynı zamanda Bumble’ın ilişkiler uzmanı olan Turecki, her yaşadığımızın arkasında bir neden olduğuna inandığını söylüyor ve ekliyor: “Bugün sizinle bu sohbeti yapmamı sağlayan, benim için son derece acı verici bir deneyim olan evliliğim. O deneyimi yaşarken tamamen duygularıma gömülmüştüm. Ama duygusal fırtınanın içinden çıkıp, meseleye daha sakin ve rasyonel bir yerden baktığımda bu hikayeye nasıl bir anlam yükleyebileceğimi anladım: O, ondan bir şeyler öğrenebilmem için hayatıma girmişti. Sonsuza kadar birlikte olmamız gerekmiyordu.”
Ruh eşi konusunda çok net hatta bu konseptin insanı zorlayan yerlere götürebildiğini savunuyor Turecki. “İnsanlar ikiz alevim, ruh eşim diye düşündükleri için işlevsiz ilişkilere hatta istismara bile katlanıyor. Böyle yaşadığında ne oluyor biliyor musun? Hayatına gelebilecek her türlü sevgiyi kelimenin tam anlamıyla bloke ediyorsun.” Bugünlerde herkesin dilinden düşmeyen bu “bloke etme” ve “enerji kanalını açma” yani manifest etme meselesini soruyorum hemen. “Özellikle genç ve bekar kadınlar, hayatlarında bir ilişki olmamasına odaklanmak yerine, partneri olsun ya da olmasın yaşamaktan gurur duyacakları bir hayat inşa etmeye odaklanmalı” cevabını veriyor: “Aynı anda şunu da diyebilirsin: ‘Bir ilişki istiyorum. Buna hazırım.’ Ama hayatına da tamamen adanmış olmalısın.” İçten içe hepimizin bildiği bir gerçeği seslendiriyor aslında: Hayatımızdan memnun değilsek ve bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, önce hayatımızı, yaklaşımımızı değiştirmeli ve harekete geçmeliyiz. Çünkü bakış açımızı değiştirmek, klişelerin ötesine geçmekle de başlıyor.
İşte Jillian Turecki’nin itiraz ettiği 10 aşk efsanesi, bu dönüşümün kapısını aralayabilir.
“Bizi en çok yaralayan fantezilerden biri, ‘doğru kişi’yi neredeyse insanüstü bir varlık gibi düşünmemiz: iletişimde kusursuz, tetiklenmeyen, hiç hayal kırıklığı yaratmayan, her zaman doğru davranan biri... Bu, romantizmin parlak ambalajı. Gerçek şu: İnsan insandır. Herkesin yarası, alışkanlığı, öğrenmesi gereken bir dili vardır. ‘Doğru’ dediğin şey kusursuzluk değil aynı takımda kalabilme becerisidir. İki kişi, hayatı birlikte daha iyi hale getirebiliyor mu? Mesele bu.”
“İlişki işkence olmamalı, evet; ama “hiç emek istememeli” fikri de insanı yanıltır. Uzun vadeli bir bağ, yalnızca hisle değil niyetle ve özenle yaşar. Bir ilişkiyi ayakta tutan şey düzenli temas, dürüst konuşma, sorumluluk alma ve gerektiğinde öğrenmeyi seçmektir. Zorlanma bazen yanlışın değil büyümenin işaretidir.
“Kimya çarpıcıdır; bedenin evet demesidir. Ama kimya, çoğu zaman bir temel değil bir kıvılcımdır. Kıvılcımın dili hızlıdır; uyumun dili yavaş. Kimya seni çekebilir ama seni taşıyan şey; değerler, güven, gündelik hayatın ritminde birbirini gözetme becerisidir. Bir kıvılcımın peşinde koşarken, uyumun sessiz işaretlerini kaçırırsın. Ben buna ‘pusulanın şaşması’ derim: Kelebeğin kanadı, yön duygunu bozabilir.
“Modern flört dünyasının en acı tuzaklarından biri şu: Yoğunluk, saplantı, arzu hatta ‘yoksunluk’ hissini aşk sanmak. Oysa arzu çok güçlü bir şey ama aşkın yerine geçtiğinde, insanı kendi ihtiyacının dışına savurur. Aşk dediğimiz şey, yalnızca ‘yanmak’ değildir; güvende kalabilmektir. Gerçek sevgi, sinir sistemini sürekli alarmda tutmaz; sakinleştirir, netleştirir, büyütür.
“Bunu çok net söyleyeceğim: Kimseyi seni seçmeye ikna edemezsin. Birini sevgini ‘kanıtlayarak’ kazanamazsın. Daha çok verdiğinde, daha çok açıklama yaptığında, daha çok sabrettiğinde karşı tarafın kapasitesi artmıyorsa, bu bir yorgunluk döngüsüdür. Bir ilişkide ikna varsa, orada sevgi değil kıtlık bilinci vardır.”
“Bu mit çok romantik görünür ama gizli bir yük taşır: Biri gelsin ve beni hayata bağlasın. Hayır. Kurtarıcı beklemek, aşkı da insanı da haksız yere yoruyor. Kimse gelip senin yarım kalan yerlerini kapatmakla yükümlü değil. İlişki, ancak iki kişi kendi sorumluluğunu aldığında sağlıklı bir zemine oturur. Başlangıç noktası hep aynı yere çıkar: Benden başlıyor.”
“Sınırlar, sevgiyi küçültmez; sevginin alanını korur. Sınır koymadığında, çoğu insan bunu ‘iyilik’ sanıyor ama sonuç genellikle birikmiş öfke: kırgınlık, içten içe geri çekilme, pasif agresyon. Sağlıklı ilişki, sınırların konuşulabildiği ilişkidir. Sınır ‘Seni istemiyorum’ değil ‘Beni de kaybetmek istemiyorum’ demektir.”
“İlişki, zihin okuma oyunu değildir. Duygular, planlar, beklentiler, ihtiyaçlar konuşulmadığında, insanlar kendi kafalarında senaryolar üretmeye başlar. Benim yaklaşımım çok net: Doğru zamanda, doğru tonda, gerçeği söylemek ilişkiye zarar vermez; ilişkiyi gerçek kılar. Susmak çoğu zaman olgunluk değil kaçınmadır.”
“Hesap tutmak -kim daha çok aradı, daha çok emek verdi- ilişkiyi yavaş yavaş zehirler. Çünkü bir noktadan sonra sevgi, cömertlik olmaktan çıkar; pazarlığa döner. Ben bunu çok yıkıcı buluyorum: Skor tutmak, vereni alan yapar. Ve iki kişi, bir zamanlar birbirine yakınken, giderek birbirinden uzaklaşır. Çözüm cezalandırmak yerine konuşmak ve yeniden anlaşmaktır: nasıl sevdiğini, nasıl sevildiğini öğrenmek.
“Bazen evet, yanlış kişiydi. Ama çoğu zaman mesele, iki insanın birlikte bir dinamik yaratmasıdır ve bu dinamik, ikisini de en uyumsuz haline çekebilir. Sırf yanlış kişiyi seçtim diyerek işin içinden çıkarsan, kendini korursun ama öğrenmezsin. Daha cesur bir soru var: Ben o ilişkide hangi kalıbı tekrar ettim? Ben nerede gerçeği söylemedim? Ben nerede kendimi bıraktım? Çünkü geçmişi ‘yanlış kişi’ diye paketlemek kolaydır; ama dönüştürücü olan, kendi rolünü dürüstçe görmektir.”

