Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tatil kavramı parmak arası terlikler, deniz, kum, güneş ve Instagram gönderilerinden mi ibaret sahiden?
“İnsan çoğu zaman yeni bir yere gitmek istemez, yeni bir ruh haline geçmek ister” der İngiliz yazar Alain de Botton, Seyahat Sanatı kitabında. Bazı seyahatlerde varış destinasyonunu kaçırırız. Navigasyonda gördüğünüz o kırmızı noktaya giden otoyol çıkışını kaçırmaktan farklı bir şeyden söz ediyoruz. Duygusal anlamda ıskalamak; vision board’ları boarding kuyruğuyla karıştırmak. Bu durumun bilimsel bir karşılığı da var aslında. Avrupa’nın en güçlü turizm okullarından, Breda Üniversitesi’nden bir araştırmacı, Jeroen Nawjin, Seyahat Edenler Mutlu, Ancak Çoğunluğu Tatilden Sonra Mutlu Değil başlıklı araştırmasında şunu öne sürüyor: Seyahate çıkmak üzereyseniz, seyahat planı olmayanlara göre daha mutlu hissediyorsunuz; çünkü yaklaşan tatilin yarattığı heyecan, merak ve beklenti var. Ancak tatilin ardından mutluluk düzeyinizde kalıcı bir artıştan söz etmek yalnızca gerçekten dinlendirici ve stresten uzak bir deneyim yaşadıysanız mümkün. Bekleyiş ve mutluluk üzerine çalışan, British Columbia Üniversitesi’nden Elizabeth Dunn ise bekleyişin büyük bir haz kaynağı olduğundan bahsediyor. Tatilden dönenler ve hiç tatile çıkmamış olanlar arasındaki fark? Neredeyse yok. Belki de heyecanlandığımız tatilin kendisinden çok fikri, ihtimali, bilinmezliği?
Bunun nedeni dopamin olabilir. Popüler kültürün mutluluk hormonu olarak kategorize ettiği dopamin uzmanlar tarafından mutluluktan çok beklentiyle ilişkilendiriliyor. Nörobilimciler dopaminin ödüle ya da beklenen şeye ulaştığımızda değil, yaklaştığımızda daha yoğun salgılandığından söz ediyor. Uçak biletinizi aldıktan sonra seyahatin kendisine kadar geçen süreyle, tatilde geçen günleri bir karşılaştırın. Sizce de heyecan faktöründe tuhaf bir değişiklik yok mu? Pinterest panoları, Instagram’a kaydedilen restoran önerileri, müzelerin sergi rehberleri, en iyi plajlar, dünyanın ilk 50 barı… Denenecek, görülecek, tadılacak şeyler; Instagram’da paylaşılacak carousel’ler; güneşli günlerden kısa kısa kesitler sunan TikTok reel’ları.
Santorini tatili için farklı, Tokyo tatili için farklı görünümlere ihtiyacınız var; çünkü seyahat bir kurgu. Falanca restoranın muhteşem manzarasına karşı falanca elbiseyi giyen o kadın olmayı kurguluyorsunuz. Tatil, yola çıkmadan aylar önce başlayan bir kimlik denemesine dönüşüyor. Kaçımız gerçek yaşantısına ait olmasa da binlerce lira verdiği tasarımları şu veya bu tatilde giyme ihtimaliyle gerekçelendirmedi ki? Botton’un söz ettiği tam da bu işte. Birçoğumuz için tatil, aylar öncesinden başlayan yeni bir kimliğe bürünme meselesi. Gün planlarına göre kombinler yapıp kendini farklı manzaralar, ortamlar ve atmosferlerde hayal etmek. Hana Al-Khodairi Condé Nast Traveler’a yazdığı yazıda konuya farklı bir perspektif kazandırıyor. Londra ve Dubai’de hiç tereddüt etmeden reddettiği bungee jumping fikrini Zambiya’da yeniden değerlendirme cesareti bulduğunu anlatıyor. “Zambezi Nehri kıyısında ılık, rüzgarsız bir günde, uluslararası güvenlik standartlarıyla pek ilgisi varmış gibi görünmeyen, sallantılı bir platformun kenarında durmuş, atlamaya hazır buldum kendimi.” Bunun bir anlamı olduğunu düşünüyor; psikologlar da bu düşünceyi doğruluyor. Tatilde daha cesuruz. Bunun nedeni geride bırakılan kimlikler: Çalışan, arkadaş, ebeveyn, partner. Seyahatler sırasında bu roller kısa süreliğine de olsa gevşiyor. Farklı bir ülkenin sokaklarında bir yaya olarak kaybolmak, flaneur’lük sanatını icra etmek, ilk kez gittiğiniz bir restoranda bir yemek yemek; belki de hiç tanımadığınız insanlarla sohbet etmek. Bütün bunlar şehir yaşamında belki de kimsenin görmediği bir kimliği açığa çıkarıyor. Dolayısıyla hatırda kalan tatillerden sonra özlediğiniz, ziyaret ettiğiniz şehir değil, oradaki kimliğiniz oluyor. Psikolojide buna working-self-concept deniyor: Konsept kimliğimizin sabit olmadığını, bağlama göre değiştiğini öne sürüyor. Evde, iş yerinde baskın gelen başarısız olma ya da utanç duyma korkusunun yerini tatildeki anonimliğin verdiği umursamazlık alıyor.
Yer değişikliğini yeni bir çanta ya da Michelin yıldızlı bir şef restoranında yenen iyi bir makarnadan ayıran bir şey daha var, o da yenilik hissi. Beyin yeni uyaranları seviyor. Kahve, mesai, Netflix, uyku ve yeniden kahve döngüsünden ayrılmak güncel yaşam tarzımızın beraberinde getirdiği duyarsızlık bulutlarını dağıtan bir gökkuşağı gibi. Seyahat beynin otomatik pilot modunu kapatıp algıları açıyor. Yeni sesler, yeni kokular, yeni tatlar, alışılmadık manzaralar, farklı diller. Bütün bunları algılamak yıllar sonra yeniden bisiklete binmek gibi. Müzik yapımcısı ve hip-hop tarihinin en etkili plak şirketlerinden biri Def Jam’in kurucularından Rick Rubin’in dediği gibi; yaratıcılık çoğu zaman dikkatle başlıyor. Yeni bir şehir, dikkati yeniden keskinleştirmek için en güçlü araçlardan biri.
Belçikalı psikoterapist Esther Perel’e göre de arzu, güvenlikten değil yenilikten, meraktan ve bilinmezlikten besleniyor. Ancak bu yeniliğin bir ayarı ve niteliği olması gerekiyor. “Tamamlayabildiğim aktivitelerin sayısına değil, deneyimlerimin kalitesine odaklanıyorum” diyor Perel. Tatil bir performans haline geldiğinde Nawjin’in söz ettiği, dinlendiren etkiden uzaklaşıyor; yorucu ve stresli bir deneyim haline geliyor. Bu tutumla beynin tatile çıkamayacağına dair uyarıyor Perel. “Dünyaya ve onun gerçeklerine bağlı kalmak mı istiyorsunuz, yoksa bulunduğunuz yerde gerçekten var olmak için bağlantıyı kesmek mi?” Bu durumu açıklamak için psikolojideki liminal space (geçiş alanı) kavramına başvuruyor, hem de çok hoş bir metaforla: Bir tekne gezintisinden söz ediyor psikoterapist ve bu deneyimi iki dünya arasında bir eşiğe benzetiyor. Karada olmadığını, ama henüz başka bir yere de varmadığını söylüyor. Bir yerden ayrılıyor, diğerine ulaşmıyor. Ne tamamen geride bıraktığı hayata ait ne de henüz varacağı yere.
Seyahatin dönüştürücü tarafı da bu. Uçak havalandığında, tren istasyondan ayrıldığında, tekne dalgalarla buluştuğunda değişen tek şey mekan değil. Ancak başta söylediğimiz gibi, varış noktasını ıskalamamak lazım. Her deneyimi, sağlığı, başarıyı ve zamanı optimize ettiğimiz şu noktada tatili optimizasyon arzusunun dışında tutmak, gerçekten dinlenmenin tek yolu.


