Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Ateş mi basıyor, biraz hormon; huysuz musunuz, biraz daha hormon; unutkanlık mı var, o halde biraz da şu hormon. Çözüm ne zamandır bu kadar otomatik?
Sex and the City’nin ikonik karakterlerinden Samantha Jones, “Menopoz labirentinde başı çeken benim; vitaminlerim, melatoninli uyku bantlarım, biyo-özdeş östrojen kremim, progesteron kremim ve birazcık da testosteronla… Bedenimi olduğundan daha genç olduğuna inandırdım” der, avuç dolusu hapı yuttuğu bir sahnede. İyi yaşamanın da libidonun da dünyaca ünlü, uzman isimlerinden Samantha Jones’a bunca hapı yutturan menopoz, bizlere neler yapmaz ki?
Konu menopoz olunca vajinal kuruluktan duygu dalgalanmalarına; sıcak basmaları, uyku düzensizlikleri, hafıza sorunlarına ve hatta meşhur beyin sisine kadar uzanan şikayetler skalası geniş. O kadar geniş ki, çoğu zaman hangisinin normal, hangisinin yaşlanmaya bağlı olduğunu; hangisinin müdahale gerektirdiğini ayırt etmek zor. Östrojen seviyelerindeki düşüş ve yaşlanmaya eşlik eden kilo alımı gibi değişiklikler; kalp krizi, felç ve kemik erimesi gibi tehditlerle bütün kadınları ürpertiyor. Yakından tanıdığım ve menopozla yeni tanışan bir kadın şikayetlerini sıralarken durdurup soruyorum: “Neden biraz hormon takviyesi almayı denemiyorsun?” Dürüst olacağım, sosyal medyada gördüğüm bu: Ateş mi basıyor, biraz hormon; huysuz musunuz, biraz daha hormon; unutkanlık mı yaptı, o halde biraz da şu hormon. Bahsettiğim 51 yaşındaki, menopoza yeni girmiş bu kadın, öyle şeylerden hoşlanmadığını söylüyor. Bu onun seçimi.
Geçenlerde The New York Times’da, menopoz hormon tedavilerinde testosteronun ne kadar sık reçete edildiğine dikkat çeken bir makale yayımlandı. Makale olabildiğince tarafsız; bu takviyelerle hayat kalitesinin en üst seviyelere çıktığından söz eden kadınlara da yer verilmiş, gerekli gereksiz testosteron öneren doktorlara da. “Açıkça mucizevi olarak değerlendirdikleri ilacı tarif ediyorlar” diyor makalenin yazarı Susan Dominus. Bu tür içerikleri okuduğunuzda, elinizde olmadan heyecanlanıyorsunuz; alt metinde gençleşeceğiniz, güzelleşeceğiniz, daha zeki olacağınız vaatleri yatıyor.
Kafam karışmış bir halde bir bilene başvurmaya karar veriyorum. Koç Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barış Ata, görüşmemizin başında, son yıllarda maruz kaldığımız çarpık popülerleşmeden dem vuruyor ve tartışma yaratan hormonu açıklamakla başlıyor. “Testosteron steroid hormon sınıfında yer alır, bir tür dopingdir ve çok da hassas bir maddedir.” Kullanan kadınların ne kadar üretkenleştiklerinden, nasıl bir enerji patlaması yaşadıklarından; genel anlamda her şeyin nasıl daha iyi gittiğinden bahsetmeleri şaşırtıcı değil. Peki nereye kadar?
Biraz geriye saralım. Prof. Dr. Ata, Amerika’nın meşhur TRT kliniklerinden bahsediyor. Özellikle erkeklerde, kas kütlesini koruma amacıyla, kimi zaman da ticari motivasyonla uygulanan testosteron enjeksiyonlarını açıklıyor: “Menopoz kadar bariz bir dönüşümden geçmeseler de erkeklerde de testisler zaman içinde daha az çalışmaya başlıyor ve kas kütlesini korumak, artırmak için bu hormona başvuruyorlar.” Konu kadınlara ne ara geldi, diyorsunuz. “Kadınlar söz konusu olduğunda, testosteronun libidoyu yükselttiği biliniyor” diyor Prof. Dr. Ata. “Ancak bunun ne kadarının menopozla ne kadarının yaşla ne kadarının yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu net bir şekilde ayırt etmek henüz mümkün değil.” Sanırım sorun tam da burada başlıyor. Testosteron ve genel olarak diğer menopoz hormon
tedavilerinin ne şeytanlaştırılacak kadar kötü ne de sosyal medyada söylenildiği üzere mucizevi olduğunu söylemek mümkün. “Örneğin testosteronun kardiyovasküler riskler, lipid profilinde bozulma, tromboz ihtimali gibi olası yan etkileri var — üstelik bu verilerin büyük kısmı erkeklerden geliyor ve kadınlar için hâlâ gri alanlar mevcut.” Evet, tüm o iyi hisleri yaşamak mümkün; adı üstünde, doping. “Bana verdiği iyi hislerden mutluyum, diyorsanız elbette kullanın. Ancak olası risk ve maliyetleri tartmak lazım.”
Özetle mucize diye bir şey yok. Hormon tedavilerine, özellikle testosterona başlayacaksanız, artı-eksi hesabını dikkatlice yapmanız gerekiyor. Biraz The Substance gibi, değil mi? Kimse arka odada saklanan canavarlaşmış Demi Moore’u görmek istemiyor; herkes aerobik harikası Margaret Qualley’i istiyor. Benzerlik testosteronun bağımlılık yaratan tarafında da varlığını koruyor. “Testosteron aldığınızda elbette tüm o iyi hisleri yaşarsınız, ancak kontrollü verilmesinin de bir nedeni var: Psikolojik bağımlılık yapabilir ve bıraktığınızda ister istemez eskisi kadar iyi hissetmemeye başlarsınız; tam da bu yüzden kontrollü bir şekilde reçete ediliyor.” Testosteronun dünyanın hiçbir yerinde reçetesiz alınamayacağının da altını çiziyor.
“Bu dönemde genellikle östrojen ve progesteron veriliyor.” Sorun, bu risklere rağmen hormonlarla yapılan uzun yaşam propagandasında. “Ömür uzatır, gençleştirir gibi vaatlerin objektif bir verisi yok. Hatta dikkatli kullanılmadığında ömrünüzü kısaltıyor bile olabilirsiniz.” Görüşmemiz yer yer teknik, yer yer karmaşık. Tıbbi bilgimin anlamak için yetersiz kaldığı veriler de içeriyor. Ancak Prof. Dr. Ata hepimizin anlayacağı, çok insani bir şey söylüyor: “Önemli olan kadınlara tüm seçeneklerini eksileriyle, artılarıyla sunmak.” Körü körüne kimsenin herhangi bir maddeyi kullanıp kullanmayacağını ne bizler ne hekimler ne de influencer’lar söyleyebilir. “Gerçek şu: Hormon tedavileri opsiyoneldir ve etkileri kullanıldıkları sürece geçerlidir; herkes için doğru ya da gerekli olduklarını söyleyemeyiz.”
Belki de sorun bedenlerimizi genç olduğuna inandırmaya çalışmakta. Her ateş basmasında en yakındaki hastaneye koşmak yerine durup şu soruyu sormak gerek: Mucize mi arıyorum, yoksa iyi yaş almaya mı çalışıyorum? Samantha’nın banyosundaki raf hepimiz için erişilebilir olmayabilir; kendi kararlarının arkasında durmaksa herkes için ücretsiz.
