Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Stres hormonu kortizol, son zamanlarda internette hiç olmadığı kadar popüler. Vogue Avustralya'nın güzellik editörü Ana Eksouzian-Cavadas, bu ani ilgi artışını araştırıyor.
Sosyal medyadaki sağlık uğultusu hiç bu kadar yükselmemişti ve kortizol kavramı da koronun yıldızı rolünde. Bir zamanlar sadece tıbbi bağlamda kullanılan terim, Instagram ve TikTok gibi platformların algoritmaları sayesinde günlük dilin bir parçası haline geldi. İnsanlar artık sosyal medyada öylesine kaydırırken, “Acaba bende kortizol yüzü mü var? Kortizol kokteyli içmem gerekiyor mu? Kortizol seviyelerime birbaktırsam mı?” gibi şeyler düşünüyor. Bu kulaktan dolma bilgilerin gerçek dünyadaki etkileri hissedilmeye başladı bile. Edelman’ın yakın zamanda yürüttüğü küresel bir ankete göre, 18-34 yaş arası genç yetişkinlerin yüzde 38’i sağlık tavsiyesi konusunda doktorlardan çok sosyal medyaya kulak veriyor. Söz konusu kitle, omuz ağrısı, saç dökülmesi, kulak çınlaması gibi her türlü rahatsızlığı bu hormonla ilişkilendiren videolara inanıyor. Tamamen mantıksız değil aslında. TikTok, geçen sene kan tahliliyle doğruladığım insülin direncimden şüphelenmişti. Kortizol konusunda da haklı olabilir mi?
Dünya kadar içerik var, ancak çoğu elle tutulur bir tanım sunmuyor. Sydney’de çalışan ve hastalarından bu konuda birçok soru alan pratisyen hekim Dr. Michela Sorensen, “Aslında kortizol, vücuttaki böbreküstü bezlerinden salgılanan bir steroid hormondur” diye açıklıyor. “Basitçe ifade etmek gerekirse vücudumuzdaki stres hormonudur. Hastalar ‘kortizol seviyem çok yüksek’ veya ‘sürekli stresli hissediyorum, kortizol seviyemi kontrol ettirmek istiyorum’ gibi ifadeler kullanır.” Hastalar aynı zamanda sosyal medyadaki bilgi yoğunluğunun tetiklediği ortak bir aciliyet hissi paylaşıyor.
Bu sorunun kısa cevabı hayır, çünkü sanal diyalogda nüans eksik. Bu konudaki konuşmaların çoğu, kortizolün doğal olarak vücutta bulunduğunu ve gün boyunca -bazen birkaç kez- yüksek ve düşük seviyelerde olabildiğini, sabahları bizi uyandırmak için tavan yaptığını ve gün sonunda biz uykuya dalarken dibe vurduğunu göz ardı ediyor.
Ayrıca, kortizol seviyelerimizdeki doğal dalgalanmaların bozulması nadiren gizli bir hastalığın habercisi. Sorensen şöyle açıklıyor: “Eğer bu aralıkların dışına çıkarsanız genellikle fark edersiniz; çünkü kendinizi son derece kötü hissedersiniz. Kortizol seviyenizin çok yüksek olması Cushing hastalığı veya Cushing sendromu; çok düşük olması ise Addison hastalığı ile ilişkilendirilir. Bu durumda böbreküstü bezlerinizde bir sorun vardır; ya fazla ya da az kortizol üretiyordur ve doğal dalgalanmaları gerçekleştiremez. Bu rahatsızlıkları çoğu durumda tanırız, zira semptomlar belirgindir.”
Avustralya Hipofiz Vakfı raporuna göre ülkede her sene 41 kişiye Cushing hastalığı tanısı konuyor. Avustralya Endokrin Derneği, Addison hastalığının her sene 100 yeni tanı ile yaklaşık 2500 Avustralyalıyı etkilediğini belirtiyor. Sorensen’in altını çizdiği gibi “anormal kortizol üreten bir hastalığa sahip olmak kaide değil istisna.” Söz konusu ciddi vakalar dışında, çoğu kişi dışsal faktörler nedeniyle kortizol düzensizliği yaşıyor.
Gold Coast bölgesinde hormon sağlığı alanında çalışan klinik beslenme uzmanı Katherine Hay, kortizol seviyelerini dengesizleştiren birçok faktör olduğunu vurguluyor: “Kalitesiz uyku, yetersiz beslenme, (aşırı) düşük kalorili diyetler, sosyal medyada sıkça rastladığımız aşırı egzersiz trendi, yüksek kafein, enflamasyon ve duygusal stres gibi etkenler kortizol seviyenizi hızlıca yükseltir.” Uzun süren bu kortizol zirvesi sırasında, muhtemelen kendinizi hem enerji dolu hem bitkin hissedecek, anksiyete, kalitesiz uyku, kontrolsüz şeker krizleri ve hormonal dengesizliklerle mücadele edeceksiniz. Öte yandan düşük kortizol seviyesi, “kronik stres örüntüsü” ile görülür. “Bu, haftalar hatta aylarca süren yoğun stresin sonucudur ve tükenmişlik sendromu semptomları taşır. Karşımızda adrenal yorgunluk, kronik bitkinlik, beyin sisi, motivasyon düşüklüğü, durgunluk, keyifsizlik ve hatta depresyon tablosu belirir.”
Hay’e göre, durumun bu noktaya gelmesi için kortizol seviyelerindeki yükseliş ya da düşüşlerin “üç ila altı ay” boyunca normalin dışında seyretmesi gerekir. Ancak bu süre, kişinin uzun süreli kortizol düzensizliğine ne kadar hassas olduğuna veya yas ya da travma gibi “önemli yaşam zorlukları” yaşayıp yaşamadığına bağlı olarak değişebilir. Sorensen, genel anlamda sağlıklı yetişkinler için önemli bir noktayı vurguluyor: “Kortizol yükselişleri anormal bir durum değildir. Asıl sorun, bunun çok sık yaşanmasıdır.”
Kortizol yüzü olarak bilinen ve sosyal medyada moon face tabiriyle anılan lokal şişkinlik kavramı belli bir geçerliliğe sahip. Hay, bunu doğruluyor: “Kesinlikle ödem hatta şişlik ve sıvı tutulması şeklinde görülebilir.” Ancak hemen bir uyarı ekliyor: “Kortizol başlıca sebep mi? Bunu sorgularım.”Öte yandan, aç karnına kahve içmenin gereksiz bir kortizol yükselişine yol açtığı tartışılmaz. “Aç karnına kafein almanın kortizol üretimini artırdığı biyolojik bir gerçektir” diyor Hay. Kortizol regülasyonu açısından “ezber bozan” nitelikteki tavsiyesi ise kahveyi yemekten sonra içmek. Peki ya magnezyum tozu, hindistancevizi suyu, narenciye suyu ve tuz karışımından oluşan son dönemin popüler içeceği ‘kortizol kokteyli’ Sorensen ve Hay bu karışımın böbreküstü bezlerinize doğrudan fayda sağlamayacağı ancak genel sağlığınızı destekleyebileceği konusunda aynı fikirde. Hay, bu içeceğin temel besinleri ve vitaminleri takviye edebileceğini ve gün boyunca direncinizi korumanıza yardımcı olabileceğini ekliyor.
Her iki uzmanın da ortak kanısı, sağlık konularında sosyal medyanın aşırı uçlara kaydığı yönünde. Ayrıca sosyal platformların, bazı kişilerin geçmişte tıbbi gaslighting, erişim eksikliği veya başka nedenlerle ulaşmakta zorlandığıkaynakları ve temel açıklamaları sunma konusunda faydalı olabileceği konusunda hemfikirler. Sorensen sosyal medya keşfet’imizden doğan topluluk olgusuna dikkat çekiyor. “Bazı açılardan insanlara bir aidiyet duygusu sağlıyor, çünkü kendini iyi hissetmemek ve cevaplara sahip olmamak gerçekten yalnız bir yolculuk. Başkalarının da aynı mücadeleyi verdiğini ve bir çıkış yolu bulduğunu bilmek insanlara umut aşılıyor.” Yine de bu durumun ‘iki ucu keskin kılıç’ misali olduğunun farkında. Kortizol hakkındaki içeriğin büyük bir kısmı endişe verici, aşırı basitleştirilmiş veya yanlış anlaşılmış şekilde karşımıza çıkıyor. Bu tür içerikler sırf sosyal medya etkileşimini artırmak için kafa karışıklığı ve çaresizlik duygularını suistimal etme eğiliminde olabiliyor.
Gerçek şu ki, kortizolü yükselten sağlık faktörlerini kontrol etmek için basit veya tek tip bir yaklaşım yok. Sorensen “Yüksek sayıda uyaranın, kronik stres ve tükenmişliğin kol gezdiği bir toplumda yaşıyoruz ve insanlar somut bir cevap istiyor” diyor. “Somut cevapları kabullenmek, altta yatan nedenlerin gerçekliğiyle baş etmekten daha zahmetsiz. Bu etkenlerin çoğu toplumsal ve çevresel, kısacası kontrolümüzün dışında. Oysa, ‘Sorun bu hormon’ demek daha kolay. Açıkçası bu bilimin bize söylediklerini yansıtmıyor.” Bahsi geçen aşırı vakalar hariç, çözüm Sorensen’in “tutarlılık ve destekleyici alışkanlıklara” dayalı “dengeli bir ortam” olarak adlandırdığı şeyi inşa etmekten geçiyor. Düzenli fiziksel aktivite yapın, dış stres faktörlerini azaltın ve vücudunuzu dinleyin; adrenal sisteminiz gerisini halledecektir. Kortizol endişesine gelince, Sorensen şu tavsiyeyi sunuyor: “Kortizole ne kadar odaklanır ve kafa yorarsanız, o kadar yükselir. Bu da strese yol açan bir başka neden.”



