Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tokken bile yemek düşündüğünüz oluyor mu? Çağımızın susmak bilmez gürültüsü food noise’a maruz kalıyor olabilirsiniz.
Ekran, sokak, ofis, ev, sohbet: Yemek, yemek, yemek! Günümüz şehir yaşamının trafik gürültüsünü sollayan yemek kakofonisi sizin de kulaklarınızı tırmalıyor mu? Maruz kaldığımız gürültünün adı, yemek üzerine zihne istemsizce üşüşen, tekrar eden düşünceler olarak tanımlanan food noise. Peki bu bitmek bilmez zihinsel yemek trafiği nerede başlıyor? Neden fiziksel açlıktan bağımsız şekilde sürekli yemek düşünüyoruz? Günün belli saatlerinde gelen “Ne yiyeceğim?” sorusu sürpriz değil ama işler nerede çığrından çıkıyor?
Uzmanlara göre açlık ile food noise arasındaki fark, bedenin gönderdiği biyolojik sinyalle zihnin yarattığı uğultu arasında.
Açlık düzenli aralıklarla gelen, bedende hissedilen, karın doyduğunda dinen bir ihtiyaç. Food noise ise en yalın tanımıyla, kesintisiz bir içsel gevezelik. Sadece sahibi tarafından duyulan ve doyduktan sonra dahi başa saran bir çalma listesi gibi; hiç susmayan bir açlık bu.
Yemeğe dair çok fazla uyarana maruz kalıyoruz. Sosyal medyada tabaklar ardı ardına kayıyor, sürekli karşımıza hip bir restoran, viral bir tarif çıkıyor. Trend diyetler, zayıflama önerileri, yasak-serbest döngüsü, glutensizler, veganlar, Paleo’cular, Keto’cular, What I Eat in a Day vlog’ları, süperbesinler… National Geographic, olguyu “kişinin zihinsel enerjisinin büyük bir bölümünü kaplayan, tekrar eden yemek düşünceleri” olarak tanımlıyor. Yani yemek, fiziksel bir ihtiyaçtan çok zihinsel bir arka plan sesine dönüşmüş durumda. Aç değilsiniz, ama aklınızda en çok uyanan düşünce yemek.
Her düşünceye sızan algoritma, açlık döngüsünü pek önemsemiyor.
Beyin, bu kadar çok yiyecek görselini arka arkaya gördüğünde bunu açlık gibi kodlamaya başlıyor. Seçeneklerin sonsuzluğu da food noise’un baskın seslerinden. Menülerin sayfalarca uzadığı, marketlerde aynı ürünün onlarca versiyonunun satıldığı, eve paket servis yapan yüzlerce restorana erişimimizin olduğu bir çağdayız. Araştırmalar, seçenek arttıkça zihinsel yorgunluğun da yükseldiğini gösteriyor. Mesele yemek yemeyi aşıp, seçme yüküne dönüşüyor.
Stres, uykusuzluk ve zihinsel yoğunluk da food noise’u tetikleyen faktörler arasında. İş stresi yoğunlaştığında, ilişkiler karmaşıklaştığında, uyku düzeni şaştığında beyin ödül sistemine daha sık başvuruyor. Yemek yoluyla güvende hissediyoruz; çünkü bir şeyler tüketmek, karın doyurmanın dışında, nörobiyolojik olarak kolay ulaşılan bir rahatlama yolu gibi çalışıyor.
Geldiğimiz bu noktada food noise’un, kaynağı ne olursa olsun açlığın yerini alıp almadığı tartışılıyor. Oprah konuşuyor, The New York Times “Ya Food Noise Yalnızca Açlıksa?” başlıklı bir yazı yayımlıyor; ama bir yanda yemek gürültüsü sinsi bir bando gibi zihinleri arşınlamaya devam ediyor. 2022 yılında bando bangır bangır çalarken, bir kenarda kavramın kendisi konuşulmaya başladı. TikTok’ta food noise’u açıklayan içeriklerin görüntülenme sayısı kısa süre içinde iki milyona yaklaştı. Geçtiğimiz nisan ayında diyabet ve kilo kaybı üzerine çalışan Dr. Jack Mosley’nin Food Noise: Zayıflama İlaçları ve Akılcı Beslenme Açlık Krizlerini Nasıl Yatıştırır? başlıklı kitabı yayımlandı. Dr. Mosley food noise’u hemen herkesle benzer şekilde tanımlıyor, ancak gürültüyü çok yüksek bulduğundan ilaçlara başvurmak gerekebileceğini söylüyordu.
NYT gazetesindeki yazı ise food noise’un en temel insan ihtiyaçlarından birinin süslü bir adlandırması olup olmadığını tartışıyor. Acıkmayı bir özellik değil arıza olarak görmeye başladığımızdan dem vuruyor. Kavramı farklı bir çerçeveye oturtuyor. Gürültüyü, yeterince tatmin olacağı kadar yemekten imtina edenlerin duyduğu bir ses; diyet kültürünün sonuçlarından biri olarak duyuyor. Uzmanlara göre tam olarak öyle olmasa da, sesin çok yükseldiği konusunda herkes hemfikir.
İç hastalıkları uzmanı Dr. Jeff Alfonsi, “Yemekle ilgili düşüncelerin doğal seviyesinin çok üzerine çıktığı bir dönemdeyiz” diyor. “Zihnimizde sürekli nerede, ne zaman, ne kadar gibi sorular dolaşıyor ve bunların normal açlıkla bir ilgisi kalmadığında bu bir problem haline geliyor.” Psikolog ve yeme bozuklukları uzmanı Dr. Charlotte Ord, sürekli yemek düşünme halinin sadece açlıkla tetiklenmediğini düşünüyor. “Zihnimizin içinde bitmeyen bir sohbet gibi işliyor ve kişi farkında olmadan zihinsel enerjisinin önemli bir kısmını harcayabiliyor.”
Bir süredir her sohbette adı geçen GLP-1 ilaçları da food noise’u yükselten yenilikler arasında.
Bu ilaçları kullananlar food noise’un ansızın sustuğundan söz ederken, yemek düşüncesinin dinmesi sosyal medyada idealize edilir oldu. Yemek gürültüsünün duyulmadığı bir zihin, modern wellness’ın havalı yeni hedefi. Ancak bu tavır açlık sinyallerinin normalleşmesini zorlaştırıyor; ihtiyaç, kusur gibi algılanmaya başlıyor. Bu durumda hedefin food noise’u tamamen susturmak olmadığı aşikâr. Uyumsuz bandonun, ahenkle çalan bir orkestraya dönüşmesi gerekiyor.
Cleveland Clinic’ten Dr. Reena Bose, uğultunun zihni gölgelemeye başladığı yerde başvurulabilecek yöntemlerden söz ediyor. Öncelikle -her zaman olduğu gibi- sağlıklı beslenmeye odaklanmak gerekiyor. İşlenmiş gıdaları sınırlandırmak hatta uzak durmak; önden yemek hazırlamak (günlük ya da haftalık olabilir…) “Evde sağlıklı besinler bulundurmuyorsanız, tabağınızda da olmayacaklar.” Unutmayın, food noise’un gücü düzensizlikten, kaostan geliyor. Beden nitelikli enerji aldığında, gürültü kendiliğinden susuyor.
Yiyecekleri iyi-kötü-yasaklı diye etiketlemeyi bırakmanız da önemli. Bir yiyeceği ne kadar yasaklarsanız, o kadar hayalini kurarken bulacaksınız kendinizi. Yasaksız beslenmeyi her şeyi sınırsızca yemek olarak gören “ya hep ya hiç” tavrı yerine, yasakları bir konsept olarak ortadan kaldırıp zihninizi rahatlatın. Yemek seçimlerinizde trendlere ayak uydurmaktan hoşlanıyorsanız, mindful eating, yani dikkatli bir farkındalıkla yemeyi deneyin. Kokuyu, dokuyu, sıcaklığı fark ederek çiğneyin. Bu pratikle food noise’u bir uyaran olmaktan çıkarıp bedenin gerçek ihtiyaçlarını okuyabildiğiniz bir rehbere dönüştürün.
Stres ve uyku düzensizliğini hafife almayın ve hareketi bırakmayın. Uzmanlar hafif tempolu bir yürüyüşün bile zihinsel uğultuyu kıstığını söylüyor. Hareketle stres döngüsünü yavaşlatın, düşünce gürültüsünü yumuşatın ve beraberinde gelen duygusal yeme ataklarından kaçının. Geçmişte yaptığınız kısıtlayıcı diyetlere, beden algısına dair zorlayıcı deneyimlere ve duygusal yüklenmelere ya da bir tür yeme bozukluğuna bağlı bir food noise ise sizinki, bir psikolog, psikiyatrist ya da yeme davranışı konusunda uzman bir diyetisyenden yardım alın.
Food noise’un katkılarıyla, artık hepimiz birer yeme bozukluğu kurbanı mıyız, bilmiyorum. Ancak mesele sesi tamamen kapatmak değil, orkestranın şefi olmak.