Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Renkleri sezgileriyle bir araya getiren, katmanları kurallarla değil ruh haliyle inşa eden Vicky Montanari için stil, her gün yeniden şekillenen, yaşayan bir ifade biçimi.
Renkli parçaları üst üste denerken araya giren küçük jestler, yüz ifadelerine yansıyan ani fikir değişimleri ve yüksek enerjisiyle izleyeni adeta hipnotize eden bir karakter: Vicky Montanari. Instagram’daki @vicmontanari hesabında bir milyonu aşkın takipçisiyle her gün stil önerilerini paylaşıyor. Klasik moda influencer’larından farklı olarak derli toplu, kusursuz görünmenin peşinde değil. Vicky’nin stili sakin bir anlatı kurmuyor; izleyeni sürekli uyanık tutan, gözün durmasına izin vermeyen bir ritim yaratıyor. Tam da bu yüzden bakmak yetmiyor, takip etmeye başlıyorsunuz.

Vicky Montanari için bu hareket hali doğal bir refleks gibi işliyor. Yarı İtalyan, yarı Brezilyalı olarak Roma’da büyümek, yıllardır Lizbon’da yaşamak ve neredeyse sürekli yolda olmak, stilini tek bir estetik çizgide sabitlemesini zaten imkansız kılıyor. “İtalya ve Brezilya bana çok farklı şeyler öğretti” sözüyle bu geçişkenliği net bir şekilde tarif ediyor. “Bir yandan yapı ve zanaat, diğer yandan da istediğini giyme cesareti.” Bu iki uç, gardırobunda çatışmak yerine birbirini besliyor. Moda, Vicky’nin hayatına sonradan giren bir ilgi alanı değil. Roma’da annesiyle birlikte yerel pazarlara gittiği sabahlar, hafızasında hâlâ çok canlı: “Annemle aramızda bir ritüeldi. Salı ve cumartesi günleri pazarlara gider, gizli hazineler arardık. O pazarlar benim kumaşla ve giysiyle ilk gerçek temasım
oldu.” Aynı gün içinde Roma’nın büyük mağazalarına uğramak; bir yanda yerel olanın ruhunu, diğer yanda lüksün dilini görmek… Bu karşıtlık, daha o yaşlarda stil algısına yerleşiyor. Brezilya’ya taşındığı ergenlik döneminde bu algı bir süreliğine geri çekiliyor; uyum sağlama isteği öne geçiyor. “O yıllarda kendim için değil, çevrem için giyiniyordum” diye ekliyor. Yirmili yaşlarda bu durum tersine dönüyor; stil yeniden sahneye çıkıyor. Bu kez daha bilinçli, daha kendine ait.

“Giyinirken hangi parçaları seçeyim diye çok düşünmüyorum ama aslında o anki hislerime çok kulak veriyorum. Aynanın karşısında fikir değiştirmekten, parçaları tekrar tekrar denemekten hiç korkmuyorum. Kombin tamamlandığında önemli olan tek şey, bana ait hissettirmesi.” Her şey o günkü ruh halinin etrafında şekilleniyor; ardından tek bir parça sahneye çıkıyor: “Bazen sadece giymek istediğim bir parça oluyor ve her şey onun etrafında gelişiyor.” Sonrası sezgisel bir inşa süreci: Renkler, dokular ve katmanlar ekleniyor, çıkarılıyor, yer değiştiriyor. Görünüm tamamlandığında belirleyici olan ise yarattığı bütünlük.
Alışverişle kurduğu ilişki de aynı rahatlığı taşıyor. Çok fazla alışveriş yapmadığını açıkça söylüyor Vicky; işi gereği gardırobu zaten sürekli genişliyor. Onu gerçekten heyecanlandıran şeyler ise seyahatlerde karşısına çıkan yerel markalar, ikinci el mağazalarında bulduğu arşiv parçaları ya da tamamen plansız keşifler. “En iyi yatırım parçaları, gerçekten giydiklerin” derken net bir tavır koyuyor. “Kıyafetlerin yaşanması gerektiğine inanıyorum; özel günler için saklanmamalılar.”
Vicky’ye gardırobunun merkezinde yer alan parçayı sorduğumuzda hiç düşünmeden cevap veriyor: çizgili gömlek. Mevsimsiz, zahmetsiz ve her kombinle uyumlu. Ona göre çizgili gömlek “Her mevsimde çalışan, mükemmel bir stil tamamlayıcısı”.

Bu temel parçayı her görünüme uyum sağlayabilen, sessiz ama güçlü bir denge unsuru olarak görüyor. Kış aylarında stil, onun için konforla doğrudan bağlantılı. “Ben hep üşürüm” diye anlatırken gülüyor ama kumaş konusundaki hassasiyetini ciddiyetle vurguluyor. Yün ve kaşmir trikolar, renkli yün çoraplar ve şık bir palto vazgeçilmezleri arasında. Özellikle renkli yün çoraplar, onun için küçük ama etkili bir imza detayı; pantolonların, eteklerin ve elbiselerin altında sürpriz etkisi yaratıyor. “Parçaları normalde giyildikleri gibi kullanmak beni sıkıyor” diyen Vicky, böylece katmanlama konusunda klasik formüllerle ilgilenmediğinin de altını çiziyor. Bu üçlü, onun gözünde hem beklenmedik hem de son derece bilinçli bir etki yaratıyor. Acele etmesi gereken anlarda bile stilin kurtarıcıları var: Kısa bir elbiseyi pantolonun üzerine giymek, son dakika kararını zahmetsizce güçlü bir görünüme dönüştürebiliyor.

Takılar, fularlar, şapkalar ve özellikle saç aksesuarları… “Maksimalistim” derken hiç çekinmiyor. Ona göre aksesuarlar, insanların en rahat oyun alanı bulduğu yer. Basit bir görünüm, tek bir dokunuşla bambaşka bir hikayeye dönüşebiliyor. “Çoğu zaman görünümün bütün fikri aksesuarlar üzerinden kuruluyor” diyor ve stilin bu sayede ciddiyetini kaybetmeden eğlenceli bir hal aldığını vurguluyor. Belki de Vicky Montanari’nin stilini bu kadar canlı ve akılda kalıcı kılan şey, kurallarla arasına koyduğu mesafe. Ayakkabı ve çantayı eşleştirmemek, kısa bir elbiseyi pantolonun üzerine giymek ya da son anda alınmış bir kararı sahiplenmek… “Risk almaktan korkmuyorum. Hatta beni heyecanlandırıyor.” Bugün stilini daha bilinçli ama asla katı olmayan bir yerde tanımlıyor. Hâlâ stilini aradığını ve bu arayıştan vazgeçmek istemediğini söylüyor Vicky. Çünkü onun dünyasında stil, ulaşılması gereken bir sonuç değil; değişen, dönüşen ve her gün yeniden kurulan canlı bir süreç.

Parçaları beklenmedik şekilde bir araya getirmekten çekinmeyin; sonuç her zaman kusursuz olmak zorunda değil. Önemli olan organik hissettirmesi.
En iyi yatırım parçaları, gerçekten giydikleriniz. Kıyafetleri özel günler için saklamak yerine hayatın içine katın; stil, yaşandıkça anlam kazanır.
Katmanlama, dolabınızdakileri gözden geçirmenin ve değerlendirmenin en kolay yolu. Parçaları amaçlandıkları şekilde giymek zorunda değilsiniz; denemek serbest.
Klasik bir poloyu başka bir polo ile ya da çizgili uzun kollu bir tişörtün üzerine giyin. Alıştığınız eşleşmeleri değiştirerek görünümü anında dönüştürün.