Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Amalfi kıyılarından Como Gölü’ne, Sicilya’dan Puglia’ya uzanan İtalya’nın en lüks yaz otellerini keşfedin. La dolce vita ruhunu yaşatan 10 ikonik adres.
İtalya yazı başka hiçbir yere benzemiyor. Sabah denize karşı içilen espresso, öğleden sonra uzayan beach lunch’ları, gün batımında başlayan aperitivo saatleri ve akşam yemeğine yetişmek için teknelerle başka koylara geçilen o yavaş ritim… Amalfi kıyılarından Sicilya’ya, Como Gölü’nden Puglia’ya kadar uzanan oteller ise başlı başına bir dünya kuruyor. Bazıları eski aristokrat villalarının içinde geçmişin ihtişamını yaşatıyor, bazıları ise sessiz lüks anlayışını Akdeniz ışığıyla yeniden yorumluyor.

Positano’nun dik yamaçlarına yerleşmiş pastel renkli evlerine karşı konumlanan Le Sirenuse, Amalfi kıyılarının en ikonik otellerinden biri. 1950’lerde bir aile eviyken zaman içinde dünyanın en arzu edilen yaz otellerinden birine dönüşmüş. Bugün hâlâ içeride o eski İtalyan yazlık ruhu hissediliyor: Seramik zeminler, limon kokusu, beyaz ketenler ve gün batımında mumlarla aydınlanan teraslar… Özellikle La Sponda restoranı oldukça ünlü. Otelde dışından da çokça misafir ağırlıyor.

Son yıllarda Amalfi kıyılarında açılan en estetik otellerden biri olarak gösterilen Borgo Santandrea, retro İtalyan riviera ruhunu çağdaş bir sadelikle birleştiriyor. Beyaz ve mavi tonlarının hakim olduğu iç mekanlar, 60’lar İtalyan tasarımını anımsatan detaylarla tamamlanmış. Otelin en güçlü taraflarından biri ise Amalfi’de nadir bulunan özel beach club’ı. Dik kayalıkların arasında denize inen platformu sayesinde, burada geçirilen zaman klasik Amalfi kalabalığından çok daha sakin ve rafine hissettiriyor. Özellikle tasarım odaklı otelleri sevenler için şu an İtalya’daki en güçlü adreslerden biri.

Kayaların içine gizlenmiş gibi duran Il San Pietro di Positano, Amalfi kıyılarının en sinematik otellerinden biri. Otelin dramatik mimarisi, falezlerin arasına yerleşen terasları ve yalnızca özel bir asansörle ulaşılan beach alanı deneyimi daha ilk anda farklı bir yere taşıyor. Yıllardır dünya çapında en iyi resort listelerinde yer almasının nedeni yalnızca manzarası değil; içeride kurduğu atmosferin hâlâ zamansız hissettirmesi. Sabah denize karşı yapılan kahvaltıdan akşamüstü teknelerin kıyıya yanaşmasını izlemeye kadar burada her şey biraz film sahnesi gibi ilerliyor.

Como Gölü son yıllarda yeniden eski ihtişam günlerine dönerken Passalacqua da bölgenin en çok konuşulan otellerinden biri hâline geldi. 18. yüzyıldan kalma aristokrat bir villanın dönüşümü olan yapı, büyük ve gösterişli olmasına rağmen şaşırtıcı derecede samimi hissettiriyor. Freskli tavanlar, ipek detaylar ve göle açılan bahçeler eski dünya estetiğini korurken, otelin atmosferi asla mesafeli değil. Sabah göl kıyısında kahvaltı yapmak, vintage Riva tekneleriyle suya açılmak ve akşamüstü limon bahçelerinde vakit geçirmek burada deneyimin doğal parçası hâline geliyor.

Como’daki klasik villa estetiğine modern bir alternatif sunan Il Sereno, bölgenin en güçlü tasarım otellerinden biri olarak görülüyor. Patricia Urquiola imzalı iç mekanlar sayesinde otel çok daha sade ve modern. Ahşap, taş ve doğal tonların kullanıldığı mimari, göl manzarasını daha da güçlü hissettiriyor. Özellikle su seviyesine kadar uzanan sonsuzluk havuzu ve gün batımında gölün üzerinde oluşan yansıma, zamanın gerçekten yavaşladığı hissini yaşatıyor.

Villa d’Este, Como Gölü’nün en ikonik oteli. Yıllardır Avrupa aristokrasisinin, Hollywood yıldızlarının ve moda dünyasının en sevdiği yaz adreslerinden biri olmayı sürdürüyor. 16. yüzyıldan kalma villanın yapısı hâlâ ilk günkü ihtişamını koruyor: Mermer merdivenler, dev bahçeler, göle açılan teraslar ve Como Gölü’nün üzerinde konumlanan meşhur havuzu… Burada geçirilen zaman modern lüks otellerden çok, eski Avrupa yazlarını hatırlatıyor. Villa d’Este’yi bu kadar özel yapan şey nostaljik oluşu.

Puglia son yıllarda İtalya’nın en cool yaz rotalarından birine dönüşürken Masseria Torre Maizza da bölgenin yükselen lüks anlayışını temsil eden oteller arasında gösteriliyor. Eski bir çiftlik yapısının Rocco Forte dokunuşuyla dönüşmesi sayesinde ortaya çok rafine ama aynı zamanda rahat hissettiren bir atmosfer çıkmış. Beyaz taş duvarlar, zeytin ağaçları, sakin havuz alanları ve uzun Akdeniz öğle yemekleri burada günün ritmini belirliyor. Amalfi’nin gösterişli enerjisinden uzaklaşıp daha sakin bir İtalya yazı yaşamak isteyenler için çok güçlü bir alternatif.

Hotel Santa Caterina, Amalfi kıyılarında hâlâ eski İtalyan misafirperverliğini koruyan nadir lüks otellerden biri. Aile işletmesi hissi, ultra rafine atmosferin içinde bile kaybolmuyor. Deniz seviyesine inen havuzu, limon bahçeleri ve klasik Akdeniz estetiği sayesinde burada geçirilen zaman daha zamansız hissettiriyor. Özellikle sabah erken saatlerde Amalfi henüz kalabalıklaşmadan terasa çıkıp denizi izlemek otelin en güzel ritüellerinden.

The White Lotus sonrası dünyanın gözünü yeniden Sicilya’ya çeviren otel hiç şüphesiz San Domenico Palace oldu. Eski bir manastırın dönüşümü olan yapı, Taormina’nın dramatik manzarasını en güçlü hisseden noktalardan birinde yer alıyor. Bir tarafta Etna Yanardağı, diğer tarafta İyon Denizi uzanıyor. Sonsuzluk havuzundan görünen manzara ise neredeyse gerçek dışı hissettiriyor. Taormina’nın sinematik atmosferini deneyimlemek isteyenler için harika bir lokasyon.

Sicilya’nın güney kıyısındaki Verdura Resort, daha sakin ve wellness odaklı bir yaz deneyimi arayanlar için öne çıkıyor. Geniş sahil şeridi, dev spa alanı, golf sahaları ve Akdeniz’e tamamen açılan yapısı sayesinde burada tempo doğal olarak düşüyor. Özellikle şehir temposundan uzaklaşıp birkaç gün boyunca yalnızca deniz, güneş ve iyi yemek etrafında yaşamak isteyenlerin favori adreslerinden biri hâline gelmiş durumda. Sicilya’nın daha rafine ve yavaş tarafını deneyimlemek için de çok iyi bir başlangıç noktası.



