EN VOGUE
EN VOGUE

08 Şubat 2021

Dijital İletişimin Yazılı Olmayan Kuralları

YAZI: ILGAZ GÖKIRMAKLI

“Beş dakika içinde arıyorum seni” mesajı eskisi kadar masum değil, desek? Her an ulaşılabilir olduğumuz şu günler yazılı olmayan bazı dijital görgü kurallarını da beraberinde getirdi.

sosyal izolasyon
Jonathan Daniel Pryce 

Hayatlarımızı geri dönülmez bir şekilde değiştiren koronavirüs salgını teknolojinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmakla beraber yazılı olmayan bazı görgü kurallarını da beraberinde getirdi. En basitinden eskiden bol bol “sevgi”, “saygı” ve “iyi haftalar” ile biten yazışmaların yerini artık sağlık temennileri ve “zor günler” vurgusu aldığını görüyoruz. Pandemiyle birlikte gelen dijitalleşme belki de daha önce hiç düşünmediğimi dijital görgü kurallarını da her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Her ne kadar online iletişime alışkın olsak da dijital çağın ve iletişimin kendine has bazı kurulları var.

İzolasyon süreci boyunca belki de en zorlandığımız şey sevdiklerimizden uzak kalkmak. Tam bu noktada uzakları yakın eden akıllı telefonlarımız ve bilgisayarlarımız yardımımıza koştu, bizleri ekran önünden de olsa sevdiklerimizle buluşturdu. Sıradan günlük bir sesli arama yerini görüntülü konuşmalara bırakmaya başladı. “Beş dakikaya arıyorum seni” cümlesi artık eskisi kadar masum değil. Hal böyle olunca, karşı taraf ile nasıl bir ilişki içinde olduğumuzdan bağımsız önceden bilgi vermek, onay almak hatta randevulaşmak önemli. Vaktimizin büyük bir çoğunluğunu evde geçiriyor olmamız her an ulaşılabilir ve uygun olduğumuz anlamına gelmiyor, hatırlamakta fayda var. Ayrıca toplantı ve görüşme saatleri de dikkat edilmesi gereken bir diğer başlık olarak öne çıkıyor. İş, özel hayat ve boş zaman arasındaki sınırların neredeyse kaybolduğu bu günlerde etkileşimlerin zamanlamalarına dikkat etmek belki de her zamankinden daha önemli.

Yatak odasından dünyaya bağlanmak -o kadar da iyi bir fikir değil gibi!-

Evden çalışmak, toplantıları çevrimiçi devam ettirmek, webinar ve etkinliklere “oturduğumuz” yerden katılmak belki de bu dönemin tek avuntusu oldu. İzolasyon dönemi boyunca farklı ülkelerdeki müzeleri gezdik, dijital sergilere katıldık, toplantılar düzenledik ve tüm bunları bazen salondaki en rahat koltuktan bazen de yatağımızda uzanarak yaptık. Tüm bunlar şüphesiz bir konfor sunsa da mahremiyet ve özel alan konusunda dikkatli olmakta fayda var. Özellikle görüntülü görüşmeler için uygun bir köşe belirleyip orada çalışmayı rutin haline getirmek hem motive olmak hem de özel hayat mahremini korumak için faydalı bir seçenek gibi görünüyor. Kişisel alan mahremiyetini korumanın yanı sıra evde yaşayan diğer bireylerle ya da canlılarla evi paylaştığınızı da unutmamak gerekiyor. Kimi haber bültenlerinde ya da çevrimiçi görüşmelerde kadraja giren evcil hayvanlar ya da küçük çocuklar birçoğumuzu gülümsetmesinin yanı sıra aslında yaşadığımız bu durumun doğal bir parçası. Tüm bunlar normal ve anlaşılabilir olmakla birlikte görüşmelerin önüne geçmediği konusunda emin olmak gerekiyor. Bu sırada küçük bir mola rica edebilir ya da görüşmeyi ertelemeyi teklif edebilirsiniz. Böylece hem evde yaşayanların ihtiyaç ve sorunlarını giderebilir hem de toplantının aksamasının önüne geçebilirsiniz. Bunun yanı sıra rahatlık öncelikli olsa da görüşmelerin içeriğine göre giyinmek de dikkat edilmesi gerekilen bir diğer nokta olarak öne çıkıyor.

Son dönemin favori sorusu: "Sesim geliyor mu?"

Son bir yıldır neredeyse her gün sorduğumuz bir soru var: “Sesim geliyor mu?” Neredeyse her online görüşmede duyduğumuz bu soru da bir başka yazılı olmayan kuralın getirisi aslında. Özellikle kalabalık görüşmelerde ortam sesleri ve gürültüler rahatsız edici olabiliyor. Mikrofon kapatma seçeneğini istenmeyen durumların önüne geçmek için makul bir çözüm. Tabii konuşma sırası size geldiğinde o çok önemli cümleleri söyledikten sonra “Seni duyamadık” diyen yüzlerle karşılaşmamak için tekrar sesinizi açtığınıza da emin olmakta fayda var.

Sesinizin duyulduğundan yeterince emin olduysanız, sırada dikkatlice dinlemek var. Aynı anda birden fazla iş yapmak belki de 21. yüzyıl insanının en büyük lanetlerinden biri. Dijitalleşmenin tüm fırsatları önümüze serilmişken, her andan verim alma, kendimizi geliştirmek için daha fazla şey yapma isteğimizin perçinleniyor. Her anı verimli geçmek zorunda olmadığımızı, kendimize ufak tembellikler ya da keyifli anlar bırakmanın da önemli olduğunu, tembelliğin bile bir şans olabileceğini hatırlattıktan sonra önemli bir diğer kurala geçebiliriz. Bir iş toplantısı ya da uzun zamandır görüşemediğiniz arkadaşlarınızda sohbet ederken kısacası her ne yapıyor olursanız olun o ana odaklanmak önemli. Odaklanma ve motivasyon konusunda zorluklar pekala normal olsa da bir toplantı sırasında bir şeyler yemek, arkadaşlarınızla sohbet ederken bir yandan çiçekleri sulamak zaten ekran engeliyle karşılaşan iletişim sürecini daha da zorlaştırabilir. Tüm ilginin görüştüğünüz kişi ya da kişiler de olması önemli.

"Treat people with kindness!"

Gelelim bir diğer önemli kurala. Toplantılara ya da görüşmelere zamanında gitmek her zaman önemliydi, kabul ediyoruz. Ancak pandemi öncesinde trafiği, bir önceki toplantıları ya da günlük küçük aksilikleri öne sürmek anlaşılabilir olsa da önceden planlanmış toplantı ve görüşmelere zamanında katılmakta fayda var. Bilgisayarınızın şarjı bitebilir, internet bağlantınız kesilebilir ya da daha farklı teknik sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Bu nedenle diğer katılımcıları da düşünerek evde olmanın konforuna çok da kendinizi bırakmadan bir program yapmak işleri kolaylaştıracaktır.

Son olarak, bir kural olmasa da dikkat edilmesi gereken önemli bir uyarımız var. Sosyal medya paylaşımlarının yoğun olduğu bu günlerde doğruluğu teyit edilmemiş, karşıdakini tetikleyici olabileceğini düşündüğünüz bilgi ve haberleri paylaşırken aceleci davranmamak ve çok iyi düşünmek gerekiyor. İzolasyon süreci bitince online görüşmelerle ilişkimiz nasıl olur kesin bir şey söylemek zor. Ancak bu süreçte kendimize ve karşımızdakilere nazik olmak şimdilik elimizden gelen tek şey. Bir Harry Styles sözünün de hatırlattığı gibi, "Treat people with kindness!"

 

 

 

ETİKETLER: DİJİTAL MEDYA , SOSYAL İZOLASYON