Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Düşük bütçeyle adeta bir mucizeye imza atan “Obsession” (Saplantı) filmi günümüz ilişkilerine genç bir bakış açısıyla yaklaşıyor.
Son yıllarda gençliğin yalnızlık, takıntı, aidiyet ve kimlik arayışı etrafında şekillenen iç dünyası, sinemanın da en dikkat çekici anlatı alanlarından biri hâline geldi. Özellikle dijital çağın yarattığı görünmez yalnızlık ve yoğun duygusal bağlanma ihtiyacı, genç kuşağın hikayelerini anlamak için güçlü bir mercek sunuyor. Tam da bu noktada, gençlerin ilişkilerle kurduğu karmaşık bağı cesur bir dille ele alan yapımlar öne çıkıyor.
Dünyayı kasıp kavuran, genç yaşında “nasıl böyle bir film çekebilir?” sorusunu sorduran ve düşük bütçeyle adeta bir mucizeye imza atan Curry Barker’ın Obsession (Saplantı) filmini merakla izledim. Curry Barker bir YouTube içerik üreticisi ve bu filmi 750 bin dolar gibi sinema dünyasında yok sayılacak bir bütçe ile hayata geçirdi. Film ilk haftasında 17 milyon dolar hasılat elde etti. Filmin bu kadar büyümesinin birkaç sebebi var; düşük bir bütçenin getirdiği özgürlük, yaratıcılığın sınırlarının olmaması ve günümüzde üzerine en çok düşündüğümüz konulardan biri olan ilişkiler üzerine genç bir bakış açısıyla yaklaşması.
Filmin konusuna gelecek olursam; Michael Johnston tarafından canlandırılan Bear adlı genç adam duygusal, çekingen biri olması ve kendine güvensiz görünmesiyle günümüz erkek arketiplerine uzak bir profil çiziyor. Bir türlü açılamadığı, Inde Navarrette’in canlandırdığı Nikki adlı kadın ise kendinden emin, özgüvenli ve bağımsız bir karakter profili çiziyor. Bear platonik olarak Nikki’den hoşlansa da ona açılacak özgüveni bir türlü bulamıyor. Çareyi otantik bir mağazada gördüğü dilek çubuğunda arıyor. Sadece tek dilek hakkı var: Bear, Nikki’nin bu dünyada en sevdiği insan olmak istiyor ve her şey kontrolden çıkıyor; Nikki saplantılı bir aşığa dönüşüyor.
Film günümüz ilişkileri, genç neslin bakışı, arayışı ve korkuları gibi konularda düşünmeme sebep oldu. Birinin sizi koşulsuz sevmesini istemeniz aşk mı, yoksa kontrol duygusu mu? Zorla güzellik olur mu? Birinin fantezisi başka birinin korkulu rüyasına dönüşürken asıl mağdur kim? Elbette kendi duygularının kontrolünü kaybeden Nikki karakteri asıl mağdurken, filmin başında çekingenliği, duygusallığı ile “böyle erkekler kaldı mı” dedirten Bear, istediğini elde etmek için yaptıklarıyla bencilliğin sınırlarını zorluyor. Sevdiği kişi olan Nikki gözlerinin önünde yavaş yavaş yok olup başka birine dönüşürken bile, onun kendisini neden sevmediğini sorgulayacak kadar kendine dönük bir erkek hâline geliyor.
Günümüz gençleri, sosyal medya ve modern dünyanın hızla değişen dinamikleriyle birlikte, hiç olmadığı kadar yalnızlaşıyor. Dijital çağın sunduğu bağlantı kurma imkanları, gerçek anlamda yakınlığı ve samimiyeti gölgede bırakırken, yalnız kalma korkusu ve sosyal izolasyon gençleri derin bir içsel boşluğa sürüklüyor. Bu yalnızlık, bir yandan başkalarına bağlanmayı zorlaştırırken, diğer yandan duygusal yakınlığa ve anlamlı ilişkilere duyulan ihtiyacı daha da büyütüyor.
Artık gençler, sanal dünyada görünür olmanın ötesinde, gerçek hayatta anlaşılmak ve aidiyet hissetmek için çırpınıyor; ilişkiler ise bu arayışın hem en büyük umudu hem de en büyük sınavı hâline geliyor. İlişkiler yaşamak ile yalnızlık arasındaki ince bir ipte yürüyen gençler, her adımda hem bağlanmanın hem de özgür kalmanın bedelini ödüyor. Obsession adeta bu durumun bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor ve gişede getirdiği başarı da izleyicide bunun bir karşılığının olması. Bu kuşağın içsel çatışmalarını, korkularını ve arayışlarını gözler önüne seriyor. Gençler yalnızlıkla yüzleşirken en çok kendilerine yaklaşıyor; ilişkilerde kayboldukça, kimliklerini yeniden keşfediyorlar.


