METROPOL
METROPOL

22 Şubat 2022

Titreşen Kökler

YAZI: MELIDA TÜZÜNOĞLU

 

22-02/22/_12300-1645532286.jpg

Pera Müzesi’nde gerçekleşen İstanbul’dan Bizans’a: Yeniden Keşfin Yolları, 1800-1955 sergisi, şehrin katmanlarından fışkıran kültürel değerleri incelemeye alıyor.

İstanbul’u uluslararası akademik ve entelektüel ortamda temsil etmeye adanmış, şehrin köklü tarihi ve kültürel yapısı üzerine araştırma projeleri gerçekleştiren ve etkinlikler düzenleyen İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün onuncu yılı vesilesiyle 2017’de organize edilen İstanbul’da Bizans’ı Keşfetmek: Bilim İnsanları, Kurumlar ve Mücadeleler, 1800–1955 başlıklı sempozyum, İstanbul’dan Bizans’a sergisinin çıkış noktasını oluşturuyor. Serginin küratörü Brigitte Pitarakis, sempozyumdaki katılımcıların heyecanlı ilgisinin ve bundan evvel 2015’te yine Pera Müzesi’nde düzenlenen Hayat Kısa, Sanat Uzun: Bizans’ta Şifa Sanatı sergisinin başarılı deneyiminin de bunda tetikleyici olduğunu söylüyor. “Araştırmalarımda Bizans gündelik yaşamı ve sanat üretiminin bilinmeyen yönlerine yeni bir ışık tutmak amacıyla, tarih, filoloji, epigrafi, sanat tarihi, arkeoloji ve maddi kültür gibi çeşitli alanları harmanlayan bir metodoloji geliştirmeye çalışıyorum. Bu sergi de bilimsel yaklaşımımı üç boyutlu bir mimari tasarımın içinde ilginç bir hikayeye dönüştürerek daha geniş kitlelerle paylaşmaya vesile oldu” diyor. Serginin amacı, tarihsel ve kültürel parçaları birleştirerek bir hikaye anlatmak. Bu noktada Pitarakis, özlü söz niteliğinde bir cümle aktarıyor: “Eski çağlardan günümüze gelmiş her eserde çarpıcı bir nitelik veya titreşim vardır.”

22-02/22/pitarakis_01.jpg

İstanbul’dan Bizans’a sergisi, daha önce üzerinde yetkin çalışmanın gerçekleşmemiş olduğu eşsiz materyalleri bir araya getiriyor; Bizans kültürel mirasını arşiv seçkisi, fotoğraf, harita, kitap, resim ve animasyon gibi araçlarla izleyiciye ulaştırıyor. Sergide yer alan görsel nitelikleri dikkat çeken kıymetli kitaplar, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi ve Ömer Koç Koleksiyonu’ndan. Bunun yanı sıra, küratöre göre, mimar Gaspare Fossati’nin Ayasofya restorasyonu sonrası yaptırdığı resimli albümün Sultan Abdülmecid’e hediye ettiği kişisel nüshası ve buna eşlik eden 1853 tarihli ithaf mektubu son derece önemli. Pitarakis, “Arkeoloji Müzeleri’nin katkısıyla, geç Antikçağ döneminin yontu sanatını ve dönemin inançlarını ifade eden İyi Çoban heykeli de ilginç eserler arasında yer alıyor. 19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul’da doğan Alexandre Raymond’un suluboyaları ise Bizans’a bilimsel bakıştan sanata geçiş yollarını ifade eden çarpıcı eserlerden” diyerek serginin çok sayıda öne çıkan bileşenlerinden birkaçını örnekliyor. Elbette bu, serginin amaçlarından biri olan, bilgiye ulaşma yönünde sarf edilen çabanın da kapsamını ortaya koyuyor. Zira Bizans Araştırmaları’nın akademik bir disiplin olarak var olabilmesi, bu çok kaynaklı ve titiz çalışmanın yoğunluğuna bağlı. “Sergide, bu disiplinin oluşmasında siyasi, jeopolitik, ekonomik faktörlerin önemine dikkat çekmek istedik. Büyük imparatorlukların son evrelerini yaşadığı çağda, Bizans ideolojik bir model oluşturuyordu ve Bizans mirası diplomatik aktörlerin elinde önemli bir araca dönüşmüştü. Bununla birlikte geç Osmanlı’nın modern imaj oluşturma çabalarında da öne çıktı.”

Küratör Pitarakis, İstanbul’un Bizans döneminde kültür başkenti seviyesinde olduğunun altını çiziyor. “Franz Liszt, Sarah Bernhardt gibi uluslararası seyirci kitlesine sahip sanatçılar İstanbul’da temsiller vermiş, diğer yandan şehirde çok aktif bir yayıncılık ortamı gelişmişti. Bilimsel ve kültürel toplantılar, aralarında âlim, bürokrat, doktor, öğretmen gibi çeşitli mesleklerden meraklılara bilgi alışverişi imkanı sağlıyordu. Eugène Antoniadi gibi Tatavla (Kurtuluş) ile Büyükada arasında yaşayan bir genç, uzay haritasına ismini yazdıracak nitelikte önemli buluşlar yapabiliyor, Paris’te büyük astronomi çevrelerine dâhil edilebiliyordu.” Diğer yandan, “Bu çarpıcı kültürel mirastan günümüze kalan ne?” sorusu geliyor akla. Pitarakis’e göre, gördüğümüz şey sadece buzdağının tepesinde küçük bir alan. “Bu durum, yüzyıllar boyu süren bir gelişimin sonucu. Deprem ve yangın gibi doğal afetlerin yıkıcı etkisini göz önünde bulundurmak gerekir. Ayrıca, 1204’te Latin istilasında çok önemli hazineler, mimari parçalar Batı’ya götürüldü. 20. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’daki inşaat faaliyetleri sonucu çıkan Bizans dönemine ait çeşitli eserler yeni bir uluslararası antikacı piyasasının oluşmasına neden oldu.” Şehir planlamasının tarihsel ve kültürel duyarlık yerine, güncel ihtiyaçlara göre tatbik edilişi de elbette bir başka faktör. Neticede şu an en önemlisi, bu örnek etkinlikte olduğu gibi, köklerin modernle çatışmasında, gündelik hayatımızın içinde bizimle yaşayan bu mirası korumaya çalışmak ve ona nefes alma ve konuşma imkanı tanımak.

ETİKETLER: PERA MÜZESİ , BİZANS SANATI