Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), bir süredir çağdaş sanatla evrilen farklı bir sirkülasyona ev sahipliği yapıyor. Peki Tarihi Yarımada’daki konumuyla şehrin sanat haritasındaki alternatif yerini sağlamlaştırırken soylulaşma tehlikesini savuşturabilecek mi?
Yıllar boyunca okul, iş ya da sadece yeni bir sergi görmek için Beyoğlu’na giderken otobüsle geçtiğim Atatürk Bulvarı’nda Saraçhane’den Unkapanı’na uzanan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), gözlerimin önünde önce Füreya Koral’ın 1. Blok girişindeki duvardan bulvara bakan seramik panosuyla belirir. Soyut Kompozisyon (1965) isimli bu eser, sanırım Ayşe Kulin’in Koral’ın hayatını anlattığı Füreya romanından dolayı “Füreya’nın öpüşen kuşları” diye kalmıştır hep aklımda. Bu seramik panoya neredeyse yapışık duran tabeladaki UNKAPANI PİLAVCISI – BAŞKA ŞUBEMİZ YOKTUR yazısını okurken Kuzgun Acar’ın sert mizaçlı Kuşlar’ıyla bakışmaya başlarım ve kuşların keskin kanatlarının puslu İstanbul sabahlarına ne kadar da uyduklarını düşünürken Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun mozaik panosu belirir hareket eden otobüsün camında. Tıpkı İstanbul gibi çok renkli bir cümbüş vardır bu panoda. Gözlerim balık, kuş, kayık figürlerini yakalamaya çalışırken otobüs Unkapanı Köprüsü’ne iyice yaklaşır ve şimdi İMÇ’nin 5. ve 6. Blok’larında müzik aletlerinin kapladığı dükkân cephelerine bakarken kafamda Neredesin Firuze filminin müziği çalmaya başlar: Aşkınla ne garip hallere düştüm! (...) İçim ürperiyor, ya evde yoksan! (Parlak gümüşi renkteki peruğuyla Demet Akbağ yanıtlar: “Olur mu öyle şey çocuklar? Ben hep evdeyim!”)
Burası her ne kadar benim gibi 90’lı yıllarda doğmuş sıradan bir İstanbullunun zihninde tüm bunlarla özdeşleşse de Türkiye’nin en önemli modern mimari eserlerinden biri.

Fotoğraf: Salt Araştırma, Doğan Tekeli-Sami Sisa Arşivi
50’li yılların sonunda Sultanhamam ve çevresinde dağınık bir şekilde bulunan manifatura (fabrika yapımı her türlü kumaş, bez ve dokuma) ve kumaş toptancılarının tek bir yerde toplanması amacıyla bir kooperatif kurularak çarşı inşa ettirilmesine karar veriliyor ve bir yarışma açılıyor. 1960’ta düzenlenen yarışmada 11 proje arasında mimar Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler’in 6 bloktan oluşan tasarımı birinci seçiliyor. 22 Nisan 1967’de dönemin başbakanı Süleyman Demirel tarafından açılışı yapılana kadar sancılı bir yapım süreci geçiriyor çarşı. Yaklaşık 7 sene içinde ülke bir ihtilal geçiriyor, İstanbul’un dört valisi / belediye başkanı değişiyor. Mimar Doğan Tekeli yapım sürecinin bu sancılı uzunluğu hakkında meslek hayatını anlattığı Mimarlık: Zor Sanat kitabında “Çarşı ile ilgili şehircilik yarışması sırasında 27–28 yaşlarında genç bir mimarken, yapı tamamlandığında artık orta yaşlı sayılıyordum” diye yazar.
Döneminde İstanbul’da tek seferde inşa edilmiş en büyük yapı olma sıfatıyla tanınan İMÇ, bu sıfatının yarattığı algının aksine bulunduğu topografyaya yatayda gelişen bir plan kurgusu ile yerleşir. Bu sayede arkasında yükselen heybetli Süleymaniye ile, bulvarın karşısında konumlanan tarihi Zeyrek Sarnıcı ve Pantokrator Manastırı ile yarışmaz; aksine Tarihi Yarımada siluetinde tüm mütevazılığıyla geri planda kalır. Açık avlular ve meydanlar ile bunların etrafında kurgulanan galeriler, dönemine göre yeni bir kamusal mekân önerisidir. Üstelik bu kamusal mekân sanatla da örülür. Yrd. Doç. Dr. İdil Erkol’un Arkitera için kaleme aldığı bir makaleden aktarırsak, “Mimari projede olduğu gibi sanat eserleri de yarışma süreci sonucunda elde edilmiştir. Öncelikle yapı kompleksi içinde sanat eserlerinin yerleri belirlenmiş, her sanat eseri için üç sanatçıdan öneri istenmiş ve davetli yarışmanın sonucunda, cephedeki heykel için Kuzgun Acar, taş baskı rölyef için Ali Teoman Germaner, su ögesi için Yavuz Görey, seramik panolar için Füreya Koral ve Sadi Diren, mozaik panolar için Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu ve Nedim Günsur seçilmiştir. Kuzgun Acar’ın Kuşlar heykeli yapının sembolü olarak düşünülmüş, diğer sanat eserleri ise kompleksin bütününe dağılmış vaziyette, yaya akslarına ve toplanma alanlarına eşlik etmek üzere yerleştirilmiştir.”
Doğan Tekeli ise İMÇ’deki eserlerle ilgili bir söyleşisinde, “O zaman yapılara sanat eseri koyma fikri dünyada olan bir uygulama. (...) Ben de bunu sıfırdan icat etmedim. Şunu düşündüm: Bu yapı Türkiye’de o dönemde bir defada yapılan en büyük ölçekli yapı. O zaman yapının 30–40 yıl içinde bugünkü hâline geleceğini de tasavvur edemiyordum. Bu yapı çağdaş Türk sanatından örnekler taşımalı dedim” cümleleriyle çarşıyı aynı zamanda bir kamusal sanat mekânı yapan eserlerin varlığını açıklar. (Bugün bu olağanüstü eserler hâlâ varlıklarını sürdürse de acil koruma müdahalesine ihtiyaçları var.)
İMÇ’nin sanatla ilişkisi bu kamusal sanat eserleriyle başlasa da 80’li ve 90’lı yıllarda 5. ve 6. Blok’ta yoğunlaşan müzik endüstrisiyle devam eder.
Müzik stüdyoları, plak şirketleri, prodüktörler, dağıtımcılar ve organizasyon firmaları çarşının içinde yerini alır. 2000’lerin başında dijitalleşmenin etkisiyle müzik sektörü büyük bir darbe alırken Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nın parlak günleri de sona erer ve çarşının müzik aracılığıyla sanatla kurduğu ilişki sönmeye başlar. Ta ki 10. İstanbul Bienali’ne kadar.

Fotoğraf: Dilan Saray
2007 sonbaharında İMÇ, İmkânsız Değil, Üstelik Gerekli!: Küresel Savaş Çağında İyimserlik başlığıyla Hou Hanru küratörlüğünde gerçekleşen İstanbul Bienali kapsamında 20 Türk ve uluslararası sanatçının eserlerine ev sahipliği yapar. “Derinden etkileyici tarihiyle İMÇ’nin 10. Uluslararası İstanbul Bienali’nin mekânlarından biri seçilmesi tesadüf değil” diye yazılır bienalin kitapçığında. “... bina kullanıcıları tarafından yapılan doğaçlama ve ‘planlama-sonrası’ müdahaleler, bu bir zamanlar rasyonel olarak planlanmış modern ütopyayı bir tür distopyacı kentsel kaosa dönüştürmüş. Ancak buradaki halkın hayatının çeşitliliği ve canlılığı tam da bu melez ve kaotik ‘yapı’ içerisinde korunabiliyor.”
Hou Hanru’nun bu mekân seçimi 1969 yılından beri İstanbul’da üreten sanatçı Nancy Atakan’ı İMÇ’ye çeker ve Atakan’ın İMÇ’de eşinin ailesine ait olan ve sanayi dikiş makineleri deposu olarak kullanılan iki dükkândan haberdar olmasına vesile olur. 10. İstanbul Bienali’nin paralel etkinliklerinden Büyük Aile Şirketi (Big Family Business), Atakan’ın öğrencisi Adnan Yıldız tarafından bu iki dükkânda sergilenir. Boşaltılan bu iki dükkân, bienal bitince Nancy Atakan ve Volkan Aslan tarafından sanat yapılan bir mekâna dönüştürülür. Kâr amacı gütmeyen bu oluşum 2008 yılının Şubat ayında kapı numarası olan 5533 adını alır ve bugün kendini “sanat inisiyatifi” olarak tanımlayan ve İMÇ’nin günümüzdeki sanat yapılanmasının da önünü açan yer olur.
Nancy Atakan ile konuşurken İMÇ’nin avluları sayesinde sağladığı aydınlıktan bahseder ve esnafla olan iyi ilişkilerini vurgular. Sergi açılışlarında içki servis etmezler ve konuklar için çay ocağından çay alırlar. Bu iyi ilişki, İMÇ’nin geleceğini düşünürken kuşkusuz önemli bir etken olacaktır.

Fotoğraf: Dilan Saray
Atakan, İMÇ’deki yeni kreatif hareketliliğin yoğunlaşma noktası olaraksa Covid-19 sonrasını işaret ediyor. Bu, onunla tanışmamı sağlayan Bora Gürarda’nın söyledikleriyle de kesişiyor. 28 yaşındaki Gürarda, 2021 yılında Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan güncel sanat mekânı İMALAT-HANE’nin kurucu direktörü. “Bursa’yı sanat dünyasına katmak amacıyla hayata geçirdiği bir proje” olarak tanımladığı İMALAT-HANE’nin bir ayağının da neden İMÇ’de olduğunu merak ediyorum. “İMÇ’ye 2023 senesinde buradaki bir tekstil dükkânının depoları olarak kullanılan yeri kiralayarak geldik” diyor Gürarda ve devam ediyor: “Bursa’da senede dört sergi açıyoruz ve kamusal programlara oldukça yoğun bir şekilde yer veriyoruz. Sergi programlarını iki senelik hazırlıyoruz, dolayısıyla bu kadar uzun bir program sanat kurumunu statikleştirebiliyor. İMÇ’deki alan yeni fikirlere hızlı cevap verebilme, sabit sergi programını esnekleştirme ihtiyacından doğdu. Burası başka bir kurumsallık modelini deneyebileceğimiz bir alan oldu İMALAT-HANE için.”
İMÇ’nin tarihinin aslında dönüşümler tarihi olduğundan bahsederken, günümüzdeki dönüşümden hâlihazırda çarşıda olan paydaşların nasıl etkilendiğini, soylulaştırma unsurlarının neler olabileceğini buradaki herkesin sorması gerektiğini vurguluyor. İMALAT-HANE bu sorguya ilk olarak cephe tasarımı ile başlamış. Çarşının arşivlerine dalarak buradaki dükkânların ilk tasarlandığı zamanki cephelerini referans almışlar. Peki çarşı esnafı ile araları nasıl? Atakan gibi Gürarda da sergi açılışlarında çarşıdaki büfeden çay aldıklarını söylüyor. Buradaki esnafın “küçük esnaf” olmadığını belirtirken sanat alanları ve esnaf ayrımını çok doğru bulmadığını da sözlerine ekliyor. “Gelecek projelerimizde buradaki dükkânlarla nasıl iş birlikleri yapabiliriz diye düşünüyoruz. Malzeme alımı ve üretim alanında esnafla zaten bir ilişki içerisindeyiz. Ancak sergileme kısmında da neler yapabiliriz diye düşünüyoruz şu sıralar.”

Fotoğraf: Barış Özçetin
SAHA Studio, YUZONBIR ve NON.SIGHT, İMÇ 5. Blok’ta yürürken kolaylıkla fark edebileceğiniz sanat mekânları. Bunların dışında bir de atölyesi burada olan, burada üreten sanatçılar var. Bunlardan ikisiyle, İris Ergül ve Burak Çavuşoğlu ile konuşma fırsatı yakalıyorum. Son zamanlarda giyilebilir heykeller üzerine çalışan heykeltıraş İris Ergül’ün atölyesini sanatçı İnci Eviner’in önerisiyle İMÇ’ye taşıması bir sene önce olmuş. “Eviner, kiralar daha makul olduğu ve buradaki sanatçı ortamını tanıdığı için İMÇ’yi önerdi. Birileriyle tanışarak gelmek tabii ki bir güven duygusu yaratıyor” diyor hikâyesinden bahsederken. Son üretimleri hep kumaşla olduğu için çarşıdaki esnafla sıkı bir ilişki içerisinde. “Buranın malzeme dağarcığı çok zengin. Kendi üretimim açısından bu müthiş bir fırsat.”

Hayvanat Mahkemesi, İris Ergül, Giyilebilir heykeller ve sunum-performans, 2025. Fotoğraf: Fatih Umdu
Hayvanat Mahkemesi isimli performansını İMÇ’de de gerçekleştiren Ergül, buradaki sanat ortamından bahsederken yurtdışından bir örnek veriyor: “San Francisco Art Institute’da yüksek lisans yaparken Oakland’da hocalarımın da dâhil olduğu böyle bir ortam vardı. Terk edilmiş bir fabrikaya sanatçılar yerleşmişti. Oradaki sanatçıların birlik ve dayanışmasını hatırlatıyor bana buradaki ortam. Bu, bildiğim ve hep yaşamak istediğim bir şeydi.” Ergül’le bana Alice’in Harikalar Diyarı’nı anımsatan atölyesinde konuşmamızı sonlandırırken ekliyor: “Burada çok daha organik ve gerçek ilişkiler kurabiliyorsun. Burası bir çarşı ama alışveriş merkezi sterilliği hiç yok.”
Yaklaşık iki sene önce 5533’teki bir ortak sergide yer alan sanatçı Barış Çavuşoğlu ise açmak istediği sanat alanı ve atölye için bu sergi deneyiminden sonra İMÇ’yi mesken edinmeye karar vermiş. “Aslında aklımda Beyoğlu vardı ve atölyemi tutarken İMÇ’deki sanatsal dönüşümün pek de farkında değildim” diyor. Atölyesi ve kurucusu olduğu bağımsız sanat inisiyatifi BENTA için İMÇ’nin şehrin göbeğinde olmasına rağmen zamanın yavaş aktığı ve işi olmayanın gelmediği bir alan olmasını seviyor.

Eren Eyüboğlu imzalı mozaik. Fotoğraf: Dilan Saray
İstanbul Bienali kitapçığında İMÇ için yazılan “eski şehir ile yeni kentsel merkez arasında canlı ve akıcı bir köprü” ifadesi günümüz için “Türkiye’nin modernleşme sürecindeki sanat eserleri ile günümüzdeki çağdaş sanat üretimi arasında organik ve geçirgen bir köprü” olarak uyarlanabilir. Çarşı esnafı, sanat sirkülasyonu ve yeni yapılanma arasındaki organik ve sahici ilişki, burada belki de soylulaştırmadan hiç bahsetmeyeceğimiz anlamına gelebilir. Yine de artan kiralar bunun aksinin ilk işareti de olabilir. Kesin olan bir şey var ki, tarihi boyunca hep değişen ve gelişen İMÇ, yeni bir yaratıcı dönüşümün eşiğinde.