Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


New York Guggenheim'da açılan Guggenheim Pop: 1960 to Now sergisi, Pop Art'ın günümüz sanat anlayışına nasıl tesir ettiğini gözler önüne seriyor.
Pop Art, 1960’larda soyut dışavurumculuğa bir tepki olarak ortaya çıktığında, içedönük ve aşırı bireyselleşmiş sanat ortamını darmadağın etti. Farklılığını yalnızca formu ve ifadeyi değiştirerek kurmuyordu; aynı zamanda ele aldığı konularıyla “kendi” dışında olan bitene bakabiliyor, kafasını kumun içinden çıkarıyordu. Peki bu konular neydi? Aşırı endüstriyelleşme ve reklam dünyasının giriftliği, tüketim kültürünün kitlelere yayılıp normalleşmesi, televizyon dünyasının ve ekrandaki çeşitliliğin pik yapması, sinematik görselliğin çağ atlaması, iletişim araçlarının ve teknolojinin belirgin biçimde ilerlemesi gibi meseleler…
Soyut dışavurumcu sanatçıların tuvallere gelişigüzel boyalar püskürterek tekilleşmesine ve bir dönemi hakimiyet altına almasına dair pek çok açıklama mevcut; zira sanatçılar tüm ilgilerini maddesel dünyanı haricine vermişken dışarıda her şey değişiyor, gerçek bir toplumsal dönüşüm yaşanıyordu ve toplumun öncüleri ve dehaları olarak bilinen ressamları ve sanatçıları sanal bir ortama hapsoluyor ya da hapsediliyordu. Keza, bu tuhaf duruma yapılan yorumlardan biri de özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası aşırı politikleşen ve kutuplaşan dünyada, tam da Soğuk Savaş’ın kızıştığı yıllarda, sanatçıların siyasetten ve eleştiriden uzak durarak pasif bir duruş sergilemeleri ve dolayısıyla toplumu da muhtemel somut “mesajlarla” yönlendirmemeleri üzerine. Ancak, biten dünya savaşları sonrası travmatize olan Batı, diğer yandan Vietnam Savaşı gibi uzak bir coğrafyada yaşanan harbe sessiz kalamıyor; eşitlik ve özgürlük çağrıları insanları sokaklarda birbirine yakınlaştırıyor; günlük hayat tüm teknik gelişmelerle değişiyor ve özgürleşme, dolayısıyla sanatsal ifadede de bir çığır açıyordu. Böylece, etrafına ilgi duyan ve onu çevreleyen gerçekleri üretiminin merkezine koyan Pop Art tüm heyecanıyla yerleşik düzene meydan okuyor ve belki de Dadaizm’den aldığı güçle ve değişimin verdiği taptaze ilhamla sanat ortamına doğuyordu.
Pop Art’ın ruhunu ve karmaşıklığını yansıtarak, bu akımın tanıdık olanı nasıl tuhaflaştırdığını, ticari olanı nasıl kutsallaştırdığını ve sıradanı nasıl gösterişli bir hale getirdiğini izleyen Guggenheim Pop: 1960 to Now, 1960’lardan bugüne sanatın ne anlama geldiğini sorgularken kendini sürekli yeniden tanımlayan bu dönüşümü takip ediyor. Guggenheim’ın Pop Art ile ilişkisi özünde 1962-1966 arasında müzede küratörlük yapan Lawrence Alloway dönemine dayanıyor. Alloway, o dönem müzede yaptığı sergilerle sanatçıların görünürlüğünü sağlayan ve üretimlerini izleyiciyle buluşturan, yani aslında Pop Art’ın bugün küresel ölçekte tanınmasında belirleyici rol oynayan yegane isim. Zira, New York’ta bir müzede gerçekleşen ilk Pop Art sergisi Six Painters and The Object’i de 1963’te açıyor. 1963’ten 2026’ya geçen onlarca yıl, müzenin Pop Art ile ilişkisini derinleştiriyor ve koleksiyona katılan yüzlerce eserle izleyiciye akımın süresiz etkisini izleme olanağı sağlıyor.
5 Haziran’da açılacak Guggenheim Pop: 1960 to Now; bu sanatın belki de kurucuları olarak görülen Andy Warhol ve Roy Lichtenstein gibi ikonik isimlerin yanı sıra, özellikle geçtiğimiz yıllarda ve şimdilerde sürekli gündemde olan sanatçıları Maurizio Cattelan ve Yayoi Kusama gibi günümüz sanatçılarını da barındırıyor. Serginin küratörü Lauren Hinkson, Guggenheim Pop: 1960 to Now için, “Koleksiyondaki tarihsel işleri bugün üretim yapan sanatçıların yakın tarihli edinimleriyle yan yana getirerek, bir strateji olarak Pop Art’ın ilham vermeye, meydan okumaya ve dönüşmeye devam ettiğini gösterecek” diyor. Ona göre bu sergi, ziyaretçilerin bu sanatla özdeşleşmiş imgeleri, sanatçıları ve bir süreci tekrardan düşünmesine, yeni bir gözle bakmasına aracı oluyor.
Sergi müzenin dört galerisine yayılarak hem kronolojik hem de tematik bir kurgu dahilinde izlenebiliyor. Sanatın erken döneminden karakteristik eserleri barındıran ilk bölümde, Lichtenstein, Warhol ve Hamilton gibi sanatçıların reklam, çizgi roman ve kitle iletişim araçlarının görsel dilini kullanarak ürettikleri eserlerin yanı sıra, her biri yaklaşık 8 metreyi bulan dokuz tüyüyle mekana nüktedan bir dokunuş gerçekleştiren Oldenburg ve van Bruggen’in anıtsal çalışması Soft Shuttlecock (1995) yapıtı da yer alıyor. Bu eserin, Oldenburg’un 1995’teki Guggenheim retrospektifi için üretildiğini not düşelim. Diğer yandan, 1960’ların başında New York’ta gerçekleşen deneysel happening’ler, yani bedensel hareket, müzik ve şiiri bir araya getiren performanslar, dönemin disiplinlerarası deneyimi odağa alan mevcudiyetini ele alıyor. Yayoi Kusama’nın ünlü Infinity Mirrored Room – Dancing Lights That Flew Up to the Universe (2019) yerleştirmesi etrafında şekillenen galerideyse sanatçının pratiğinin Pop Art, Happenings ve Minimalizm ile kesişimi gözler önüne seriliyor. Dolayısıyla, Kusama’nın günümüz çağdaş sanatına ve kültürüne etkisi de görünüyor kılınıyor.
Serginin 26 Haziran’da açılacak ikinci bölümündeyse, değer ve yaratıcılık üzerine büyük tartışmalara sebebiyet veren Maurizio Cattelan’ın “duvara koli bandıyla yapıştırılmış olgunlaşmış muz” eseri Comedian (2019) var. Burada, bu sansasyonel işin müzeye bağışlanacağı bilgisini de verelim. Müzenin son dönem alımları arasında yer alan Mohammed Ahmed Ibrahim ve Lucia Hierro’nun heykelleri, Farah Al Qasimi ve Liu Shiyuan’ın fotoğraf çalışmaları ise serginin Pop Art ile diyalog halindeki “yeni” eserlerinden… Dolayısıyla, sergi, Pop Art’ın geçmişten günümüze farklı coğrafyalara, kültürlere ve disiplinlere yayılımının izini sürerken, günümüz sanatçılarının bu mirastan nasıl beslendiğini açıkça ortaya koyuyor.
Guggenheim Pop: 1960 to Now, New York Guggenheim Müzesi’nde 10 Ocak 2027 tarihine dek ziyarete açık olacak.