Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Genç neslin başarılı solistlerinden İpek Dinç’le birlikte İstanbul gecelerinde caz müziğin izini sürdük.
Evde hayali bir mikrofonla verilen küçük ev konserleri... Ailece dinlenen caz plakları, kulağa yerleşentınılar... Onun hikayesi tam da böyle başlıyor. Çocukluğundaki oyun, bugün sahnedeki güçlü duruşunun ilk provası gibi. İpek Dinç’in profesyonel caz yolculuğu, planlı bir kariyer haritasının sonucu değil. 2005 yılı, hayatının kırılma noktası.

O dönem İstanbul Üniversitesi’nde kimya mühendisliği öğrencisi. Müzikle ilgili bir gelecek planı yok. Yeşilyurt’ta bir spor kulübünde, hobi olarak hiçbir ücret almadan şarkı söylüyor. Ta ki yolu Türk cazının duayen isimlerinden İlham Gencer ile kesişene dek... “Onu anmadan bir günüm geçmiyor” diyor. 15 yıl süren ustalık-çıraklık ilişkisi, bir sanatçı inşasına dönüşüyor. “Beni bütün caz camiasıyla, müzisyenlerle tanıştırdı. Beni lanse etti. Çıktığı her konserde bana yer verdi”. Hayatındaki ikinci kırılma ise beklenmedik bir yerden geliyor: Kopya çektiği için üniversiteden aldığı altı aylık uzaklaştırma cezası. O boşlukta, cesaretini toplayıp 2006 yılında Nardis Genç Caz Vokal Yarışması’na katılıyor ve finale kalıyor. Yarışma, onu caz gitaristi Önder Focan ile tanıştırıyor. Aynı yıl İstanbul Caz Festivali Genç Caz Yarışması’nı kazanıyor. Bu nedenle hiç tereddüt etmeden tesadüflere inandığını söylüyor. 2009 yılında ise Şevket Uğurluer ile The Marmara Hotel’de çay saati müzik programı yapıyorlar. Süreç içerisinde yurtdışında farklı caz festivallerinde sahne alıyor. Fakat Nardis sahnesi, onun için gerçek bir okula dönüşüyor. Beğeniliyor, teşvik ediliyor ve kendi ekibini kurması isteniyor. 2006’dan bu yana neredeyse her ay aynı sahnede konser veriyor; istikrarlı bir caz çizgisi ve giderek derinleşen bir yorum gücüyle.
Bu hikayede aile desteği de belirleyici bir unsur. Onların varlığını somut bir güç olarak anlatıyor: “Her gittiğim konserde en ön masadalardı, hep benimle beraberlerdi.” Dinç’in anlatısı, serüvenine dair küçük ama anlamlı bir çerçeve sunuyor: Tesadüflerle açılan kapılar, ustayla kurulan bağlar, sahnede geçirilen uzun geceler ve en önemlisi, içten gelen bir arzu.
Caz sahnesinde zamanla edinilen özgünlük çoğu zaman uzun bir öğrenme sürecinin, dikkatli dinlemenin ve cesur bir benzetmenin içinden süzülerek doğuyor. Dinç’in kariyeri de tam olarak böyle şekilleniyor; sahnenin doğrudan içinden. “Benim akademik bir müzik eğitimim yok” diyor. Onun için gerçek okul sahne olmuş: “Daha çok söyleye söyleye tecrübe ettim. Sahnede öğrendim ne yapmam gerektiğini.” Dinlediği vokalleri, caz yorumcularını dikkatle inceliyor; nüanslarını çözmeye çalışıyor. “Bir ondan bir diğerinden dinliyorum. Bir yandan da söylemeye çalışıyorum. Sonrasında bir şekilde oturuyor.” Onun sahnesinde caz, gösterişli virtüözlükten ziyade duygu aktarımının gücüyle var oluyor. Sahnedeki kimliğini tarif ederken teknik yeterlilikten çok duygusal yoğunluğa vurgu yapıyor. “Çok teknik tarafa çalışmadığım için sanırım duygusal yönü daha kuvvetli bir vokalim” diyor. Dinç için şarkı söylemek doğru notayı bulmanın ötesinde sözün anlamını dinleyiciye geçirmekle de ilişkili. “O yüzden söylediğim bütün şarkıların çoğunlukla anlamını bilirim, öğrenirim ve hissederek söylemeye çalışırım.

“Söylediğim bütün şarkıların çoğunlukla anlamını bilirim, öğrenirim ve hissederek söylemeye çalışırım. Dinleyiciye bunu aktarabilmek benim için önemli.”
Dinleyiciye bunu aktarabilmek benim için önemli.” Cazı diğer türlerden ayıran şeyin duygu derinliği olduğuna inanıyor Dinç: “R&B’de hissetmediğimiz şeyleri hissediyoruz. Çok özel bir müzik.” Tarihsel köklerine ve taşıdığı kültürel hafızaya işaret ederek, cazın bir ifade biçimi olduğunu da vurguluyor.
Türkiye’de caz dinleyicisinin dönüşümüne ve büyüyüp büyümediğine dair temkinli. Kendisini standart ve klasik caz söyleyen bir vokal olarak tanımlıyor ve bu çizginin genç kuşakta geniş bir karşılığı olmadığını düşünüyor. “Türkiye’de benim söylediğim tarzla genç nesil çok ilgilenmiyor. O yüzden seyirci kitlesinin büyüdüğünü söyleyemeyeceğim. Dinleyicisinin daha çok orta yaş grubundan oluştuğunu söylüyor. “Ben yaşlandıkça onlar da yaşlanıyorlar” derken hafifçe tebessüm ediyor. “Kaliteli, eğitimli, gerçekten bu müzikten anlayan, bundan keyif alan insanlara şarkı söylemek hoşuma gidiyor.” Dinç’in cazla kurduğu bağ, sahnenin dışında güçlü bir dinleme pratiğine dayanıyor. İlham aldığı isimleri sayarken geçmişe uzanıyor. En başta Amerikan caz geleneğinin güçlü kadın vokallerinden Nancy Wilson geliyor. Bir diğer vazgeçilmezi Carmen McRae. Ve elbette cazın büyük isimlerinden, Ella Fitzgerald. “Hepimiz için bir öğretmen” diyor Fitzgerald için. “Bir şarkıyı öğrenmek istiyorsam, önce Ella Fitzgerald’dan dinlerim, sonra diğer yorumlara geçerim.” Bu yaklaşım, caz geleneğinde ustayı referans alarak kendi yorumuna ulaşma pratiğinin güncel bir yansıması.
İstanbul’daki caz sahnesine geldiğinde ilk adresi net: Nardis Jazz Club. Mekanı “dünya standardında” diye tanımlıyor. Bunun yanında Pera 77, Asa-Khai, Divine, Bova ve Gregor Jazz Club gibi mekanları da anıyor. Yakın zamanda Moda Deniz Kulübü’nde sahne alacağını ve burada caz programlarının yeniden başlayacağını da ekliyor. Güncel çalma listesindeki şarkıları ise şöyle sıralıyor: Chick Corea imzalı Armando's Rhumba üzerine çalışıyor. Bunun yanında Tadd Dameron bestesi If You Could See Me Now ve cazın romantik klasiklerinden Midnight Sunda listesinde.