Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Genç neslin başarılı solistlerinden Eylül Ergül'le birlikte İstanbul gecelerinde caz müziğin izini sürdük.
Müziğin içinde büyümek, bazen hayatın içinde kendiliğinden şekillenen bir akış gibi başlar. Ailesinde neredeyse herkesin profesyonel müzikle uğraştığı bir ortamda, 11 yaşında konservatuvara adım atan Eylül Ergül de notalara erken yaşta bağlandı. Ancak bu, zorlama değil kendi isteğiyle kurulmuş bir bağdı. “Aslında müzikle hep iç içeydim; abim kemancı, annem opera sanatçısı” diyor. En sevdiği şey, saatlerce piyano başında şarkı söylemekti; bitmeyen bir duygunun peşindeydi.
16 yaşında kazandığı yarışma sonrası senfoni eşliğinde konser vererek klasik müzikte ciddi bir yol kat etti. Sonunda içindeki vokal tutkusu, onu başka bir yöne çekti ve caza geçiş yaptı. Küçük yaşta çağdaş müzik bestecisi İlhan Baran’dan aldığı eğitimin etkisini unutamıyor Ergül. Vokal koçu olmasa da annesinin desteğini her zaman hissettiğini söylüyor. Bu destek, yeteneği ve azmiyle birlikte onun caz sahnesinde sağlam adımlarla ilerlemesini sağlayan temel taşlardan biri.
Ülkemizde caz sahnesi, küçük kulüplerden konser salonlarına uzanan dar ama tutkulu bir dinleyici kitlesiyle varlığını sürdürüyor. Ergül, bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Türkiye’de caz, aslında daha çok entelektüellere hitap eden bir alan haline gelmiş durumda. Bu da bir anlamda sınırlayıcı bir durum. Halbuki asıl kültürel değerler bunlar ve gerçekten zamansız. Yıllar geçse de asla eskimeyen şeyler: opera, caz, etnik müzikler ve türküler.” Ergül’ün sözleri, cazın hem derinliğini hem de zamansızlığını gözler önüne seriyor.
Bugün Ergül, dünyaca ünlü isimlerle aynı sahneyi paylaşan Türk müzisyenler arasında. Fazıl Say ve Andrea Bocelli gibi isimlerle yaşadığı sahne deneyimleri, onun için hem bir sorumluluk hem de büyük bir motivasyon kaynağı. 26 Mart’ta dünyanın en tanınmış tenorlarından Plácido Domingo ile aynı sahneye çıkacak olmanın heyecanını ise sözlerle tarif edemiyor. “Nereye ulaşırsan, hep daha ilerisini görmek zorundasın” diyor. Kendini geliştirmek, yaşam öyküsünün en güçlü motifleri arasında.

“Müziğin benim için en büyük parçalarından biri doğaçlama. Cazda bunu özellikle seviyorum. Bu enerjiyi başka bir müzikte bu kadar yoğun görmüyorum; bir anda ilerliyor, tamamen organik. Göz göze temas, his paylaşımı.”
Klasik müzikle büyüyen Ergül için Domingo’yla aynı sahneye çıkmak, çocukluk hayallerinin somutlaşması gibi. “Şimdi biz aynı sahnede, aynı etkinlikte; o kendi konserine, ben kendi konserime çıkacağım. Bu çok değerli.”
Her solo hem kendi duygularını hem de grubun ruhunu yansıtan bir anı, bir yolculuk gibi. Doğaçlama da sahne deneyiminin mihenk taşı olmuş durumda. Sanatçı, bunu sadece teknik bir yetenek değil aynı zamanda bir enerji paylaşımı olarak tanımlıyor: “Doğaçlamayı sevmek ve ona yükselmekle ilgili bir şey bu bence. Müziğin benim için en büyük parçalarından biri doğaçlama. Cazda bunu özellikle seviyorum. Bu enerjiyi başka bir müzikte bu kadar yoğun görmüyorum; bir anda ilerliyor, tamamen organik. Göz göze temas, his paylaşımı... Özellikle uyumlu bir grup içindeysen bu çok güçlü oluyor” diyor.
Sahnede yaşadığı her an canlı ve eşsiz. Piyano başında bir melodiyi başlatırken, grup içindeki diğer müzisyenlerin tepkilerini takip ediyor, onların enerjisine dokunuyor. Her konser, bir öncekinden farklı bir hikaye anlatıyor. “Bazen sadece bakışarak anlaşıyoruz; bir nota bile söylemeden bir sonraki adımı belirliyoruz. Bu, benim için cazın en büyüleyici tarafı.”
Klasik eğitimle başlayan müzik yolculuğunun cazla doruğa çıktığını ve doğaçlamanın, her performansı benzersiz kıldığını anlatıyor. Ona göre, müzikte gerçek özgürlük, notaların arasında doğaçlamayı bulmakla başlıyor ve bu özgürlük, izleyiciye de taşınıyor, sahnede ve dinleyicide aynı anda hissediliyor.
Ergül, kariyerinin perde arkasını nadiren paylaşıyor. Söz ve besteleri bulunsa da eserlerini sınırlı sayıda arkadaşıyla paylaştığını söylüyor: “Söz ve bestelerim var. İyi olacak mı, olmayacak mı diye sürekli bir korku oluyor. Özellikle müzisyenlerin ne düşündüğü bizim için ayrı bir kıstas. Bunu sadece çok güvendiğim müzisyenlerle paylaştım. Yeni yeni, o da.” Ergül, belli bir janrın ve dinleyici kitlesinin sınırları içinde yer almanın getirdiği zorluklara da değiniyor: “Ne olursa olsun belli bir janrda bir isim oluyorsunuz. Ve bu janr aslında belli bir kesime hitap eder. O kesimin beğenisini almak da çok kolay değil aslında Türkiye’de.”
Müzik hayatında ona ilham veren birçok isim var elbette. Bunlardan birkaçı; Stevie Wonder, Sting, Michael Jackson ve Miles Davis. Dinlemekten hiç sıkılmadığı şarkı ise Wicked Game.
Şehirde caz dinlemek isteyenler için mekan önerileri arasında Touché, Nardis, Pera 77 ve Bova bulunuyor. Şu sıralar playlist’inde ise farklı isimler yer alıyor. Kendisi, dinlediği parçaları ve albümleri şöyle paylaşıyor: “Fred Again – Turn of the Lights başı çekiyor. Ayrıca John Petrucci’nin Mistura Fina adlı albümü, Kendrick Lamar’ın To Pimp a Butterfly albümü, Erkan Oğur’un Kimse Kalmadı albümü ve Sezen Aksu’dan Deli Kızın Türküsü.”