Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Yeni sezonda takip ettiğimiz Merseight tasarım markasının üretim pratiklerine, ilham kaynaklarına ve tasarım anlayışlarına mercek tutuyoruz.
İkimiz de farklı disiplinlerden geliyoruz ama ortak noktamız her zaman güçlü gözlem yeteneğimiz ve tasarıma olan ilgimiz oldu. Ayakkabı ise bir tutkuydu bizim için. Niş markaları inceler, malzeme, form ve detaylar üzerine konuşur, farklı olanı arardık. Günlük hayatın içinde de insanları gözlemlemeyi seviyoruz. Bir kafede, sokakta ya da bir seyahatte ister istemez insanların nasıl giyindiğine, ayakkabılarını nasıl kombinlediğine dikkat ediyoruz. Bu gözlemler zamanla bize bir şey gösterdi: Kadın ayakkabılarında ya çok klasik ya da çok trend odaklı seçenekler vardı. İkisinin arasında duran, zamansız ama güncel, karakterli ama sade bir dilin eksikliğini hissediyorduk. Merseight tam da bu gözlemden doğdu.
Aslında tam tersi, ortak bir estetik dilimiz olduğu için değil farklı estetik bakışlarımız olduğu için Merseight var. İkimizin de dikkati farklı yerlere gidiyor. Birimiz daha yalın bir yaklaşımı savunurken, diğerimiz daha cesur bir detayı öne çıkarmak istiyor. İlk bakışta bu bir dezavantaj gibi görünse de markanın karakterini oluşturan şey tam olarak bu denge. Bir tasarımın gerçekten Merseight olduğunu tek bir detay belirlemiyor. Bazen bir dikiş, bazen bir burun formu ya da bir malzeme değişiyor ama asıl önemli olan bütünün verdiği his. Tasarımın her parçası aynı dili konuşmaya başladığında ve ikimiz de baktığımızda “Evet, bu biziz” diyebildiğimizde süreç tamamlanıyor.

Geçmişten gelen her şey değerli değildir. Bir referansı bugüne taşıyan şey tamamen bugün de geçerli olabilmesi ve anlam üretebilmesidir. Bu bazen bir form olur, bazen bir dikiş tekniği, bazen de malzemenin yaş alma biçimi... Tasarımcı bunu gözlemler ve neden var olduğunu anlar. Böylece onu, bugünün yaşamına uyarlar ve yeniden canlandırır. Bir moodboard görseli, kendi estetiğinin ötesine geçip bir probleme cevap verdiğinde tasarıma dönüşür ve bir görsel olmaktan çıkar. Oranları değişir, malzemeleri, üretilebilirliği, kullanışlılığı sorgulanır. Kullanıcıyla ilişki kurar. En önemlisi, zaten hiçbir tasarım çizimdeki gibi kalmaz, illa ki kendi yolunu bulur. Bazen de kendi kendini imha eder.
En ikonik tasarımlar dönemlerini aşabildikleri, bugüne kadar gelebildikleri için ikonik oldular. Biz de geçmişten tam olarak bunu referans alıyoruz. Yani kalıcılık hissini. Ardından o fikri bugünün ihtiyaçları, malzemeleri ve estetik diliyle yeniden yorumluyoruz. Böylece ortaya geçmişle bugün arasında doğal bir bağ kuran yeni bir tasarım çıkıyor.

Bizce işimizin en keyi$i tara$arından biri tam da bu. Elbette Merseight’in bir karakteri, estetik dili ve hitap ettiği bir dünya var. Ama tasarımlarımızın hiç öngörmediğimiz insanlar tarafından, bambaşka stillerle yorumlandığını görmek bizi şaşırtıyor ve aynı zamanda besliyor. Bir tasarım üretildiği anda aslında tasarımcıdan çıkıp onu giyen kişiye ait olmaya başlıyor. Herkes onu kendi tarzı, yaşam biçimi ve karakteriyle yeniden anlamlandırıyor. Bazen bizim hiç hayal etmediğimiz bir kombin, tasarıma yeni bir perspektif kazandırabiliyor. Bu yüzden marka kimliğinin güçlü olmasının, kullanıcıyı sınırlamak değil; ona kendi yorumunu katabileceği sağlam bir zemin sunmak olduğuna inanıyoruz.
Aslında tam da bunu düşündüğümüz bir dönemdeyiz. Merseight’in bugün en tanınabilir tasarım kodlarından biri karakteristik geniş burun formumuz. Bu detay yalnızca estetik bir tercih değil aynı zamanda ayak anatomisine uygun ve konforu artıran bir yaklaşım. Zaman içinde insanların bizi bu siluetle tanımaya başlaması bizim için çok değerli. Ama bir markanın gelişebilmesi için kendi imzasını tekrar etmek kadar onu yeni biçimlerde yorumlayabilmesi de gerekiyor. Son dönemde fark ettiğimiz şey, insanların geliştirdiğimiz konfor altyapısını da benimsediği. Bu da bize aynı hissi farklı formlarda yaratabilme cesareti veriyor. Gelen yorum ve talepleri değerlendiriyoruz tabii. Bunun en güzel örneklerinden biri, yoğun talep üzerine geliştirdiğimiz erkek koleksiyonu oldu.
Bugün tasarımcıların en büyük sınavlarından biri, ilham almakla etkilenmek arasındaki çizgiyi koruyabilmek. Algoritmalar sürekli benzer görseller gösterdiği için bir süre sonra herkes aynı estetik evrenin içinde dolaşmaya başlıyor. Biz bu yüzden odağımızı sadece modada tutmak yerine mimari, sanat, müzik, doğa ve gündelik yaşama da çeviriyoruz. Tasarım sürecinde de kendimize şu soruyu sık sık soruyoruz: “Bunu gerçekten biz mi istiyoruz, yoksa çok gördüğümüz için mi beğeniyoruz?” O küçük sorgulama bile yönümüzü yeniden bulmamızı sağlıyor. Bizce özgünlük, kendi estetik sesimizi kalabalığın içinde kaybetmemekle ilgili. Algoritmalar trendleri gösterebilir ama bir markanın karakterini hâlâ insanın sezgisi ve bakış açısı belirliyor.

Eylül bizim için her zaman “back to school” duygusunu çağrıştırıyor. Ve sadece okula dönüşü değil yeniden üretmeye, şehre ve rutine dönüşü de simgeliyor. Merseight’te bu ruhu en iyi modellerimizden The 8, Dilly, Frangie ve Lou Lou temsil ediyor. Malzeme olarak yumuşak dokulu deri bu geçiş mevsiminin sıcaklığını ve karakterini taşıyor. Duygu ise dejavu. İlk kez gördüğünüz bir şeyi sanki çok önceden biliyormuşsunuz gibi hissettiren o tanıdıklık. Biz tasarımlarımızda tam olarak bu hissi arıyoruz: Zamansız, tanıdık ama bire bir geçmişe ait olmayan bir estetik.