31 Aralık 2013

Gücü Seven Dişi Aslanlar

YAZI: IŞIK CANSU CANAYAK

Bir filmden yola çıkarak sorular, sorular, olaylar olaylar. Kadınlar güçlü erkekleri mi sever? Kadın mı erkeği, erkek mi kadını seçer?

Filmi övecek değilim. Fikret Kuşkan ve Ali Poyrazoğlu'nun başrollerinde olduğu Erkekler, Altın Palmiye ödülü alacak bir filmdeğil. Hatta bayağı kötü bir film. Ama erkeklerin hareket mekanizmalarına dair, sağlam gözlemlere dayanarak 'içeriden' doğru bilgiler aktarması açısından önemli.  Çok kısa özetlersem; Kuşkan, 'Ne çektiysem Oscar'dan (cinsel organı) çektim' diyen ve onu kesip atarak bu dertten kurtulmak isteyen başarılı ve zengin bir avukat. Poyrazoğlu da psikiatri kliniğinde onunla ilgilenen doktor. İkisinin sohbetleri sırasında orta sınıf bir Türk ailesinde yetişen bir oğlan çocuğunun küçük yaştan itibaren sadece erkek olmasından mütevellit, penisiyle ilgili başına gelen dayatma ve olayların, 'göster oğlum amcalara pipini' aşamasından sünnete, ilk cinsel deneyimden delikanlılık çağında ebat ve skor ile ilgili hemcinsleriyle girdiği rekabete uzanan yolculuğu izliyoruz.

Kafama balyozla inen ve bu yazının konusu olan kare ise başka: Kuşkan, kadınların türlerini devam ettirmek için güçlü erkeklere meyil ettiğini düşünüyor. Doğada bile dişi aslanın, kendisi için edilen kavgada galip gelen erkek aslanla çiftleştiğini, kaybeden aslanın bir kenarda onlara baktığını öfkeyle anlatıyor. Biz kadınlar yumurtamızı en güçlü spermle döllemek istiyoruz kısaca ve bu erkeklerin çok gücüne gidiyor. Diyelim erkek o gün o noktada güçlü değilse bile, eğer onunlaysak nedeninin onda iyi bir gelecek potansiyeli görmemiz olduğunu, aksi halde ona asla yatırım yapmayacağımızı iddia ediyor. Kısacası hem aslanlar hem de film diyor ki: Aksi gibi görünse de kadın, erkeği seçiyor. Erkek, avlanıyor gibi yapsa da son sözü aslında kadın söylüyor.

Biz kendimizi erkeklere beğendirmek için çabalıyor sanıyoruz ya; oysa onların parayla sevişmek üzere çağırdıkları kadınları bile kendilerini seçmeleri için etkilemeye çalışmaları, zayıflıkları ve zaafları hakkında çok şey anlatıyor. Biz seçilmediğimizde çok yıkılmayız, üstümüze alınmayız belki, ama onlar dağılıyor. Erkekler, tam da bu tabiatları gereği 'hayır' dan anlamıyor, terk edilmeye dayanamıyor, aşk ve ayrılık acısını yönetemiyorlar. Daha az üzülüyor ve umursuyor gibi dursalar da, bu aslında durumun vehameti karşısında afallamış ve mecburen görmezden gelme taktiğini uyguluyor olmalarından. 

Güce, paraya bakmadan, sadece kalp üzerinden yürüyen kadınlar da var mı? Var elbet. Kuşkan'ın karısı da filmde böyle biri ama o elbette paranın verdiği imkanlarla penisinin kontrolüne girdiği için, güvene dayanan bu ilişkiyi sadakatsizliği ile havaya uçuruyor. Ödediği bu bedelin büyüklüğü karşısında kendisi de şaşırıyor. Çünkü bir noktadan sonra artık kimselerle sevişemez oluyor. Anlıyor ki, aşk ile sevişince sevişmekten tat alıyor aslında, o da Oscar da. Film sayesinde, erkeklerin büyük zaafları, dev pişmanlıkları ve dibin dibinde sektikleri acılarıyla ilgili biraz daha fikir sahibi oluyoruz biz de. Zaten biliyorduk da, iyi oldu. Seçilen değil, seçenin; giden erkek de olsa aslında gönderenin kadın olduğunu hatırlattığı için. 

2014, herkesin aklını daha çok kullandığı, seviyorum dediği şeyin/kişinin kıymetini daha derinden duyduğu bir sene olsun.

İlgili Başlıklar