Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Ringde, kortta, tatamide, okyanusta... Onlar sadece rakipleriyle değil kendi sınırlarıyla da mücadele ediyor. Milli sporcuların hikayeleri; yarışırken disiplinin, yalnızlığın ve vazgeçmemenin öneminin altını çiziyor.
“Şarkı söylemeye iki yaşında başladım” derler ya, gerçekten denizle tanışmam tam da bu yaşlarda başladı. Annem Çanakkaleli, babam Muğlalı, ben İzmirli… Hep denizle iç içe oldum. Bebeklik ve çocukluk fotoğraflarıma bakıyorum; neredeyse tamamı kumsalda, suda. Altı yaşında yüzme kulübüne girdim. Havuzda bazı başarılar elde ettim ama havuz, sınırları olan bir şeydi; deniz gibi canlı değildi, mesafeler kısaydı… Oysa benim istediğim çok ama çok farklıydı. Denizde yüzmek, tuzunu ve güneşin yakıcılığını hissetmek, dalgalara kendimi bırakmak beni asıl motive eden şeydi. Bir süre sonra Türkiye’de açık su branşı kurulunca havuzdan denize doğru geçtim. Önce 5-10 kilometre ile başladım, milli mayo giydim. Sonra ultra mesafeler geldi; 40-45 kilometre, 10-12 saat… Artık akıntıyla sürükleniyor, deniz canlılarıyla selamlaşıyor, tuzun beni yaktığını hissediyordum. 21 yaşında Manş Denizi’ni yüzerek geçmeye karar verdim ve her şey böyle başladı. Nefes almak çok önemli ama farkındalığı çok düşük bir şeydir ya... İşte yüzmek de benim için tam olarak böyle, doğal bir rutin.
Babam şöyle diyor: “Bengisu havuzdan denize geçmek istedi ama sanırım biraz fazla açılıp okyanusa kadar gitti.” Limitsiz yaşamayı seviyorum. 100 veya 400 metre yüzmek değil de gücün yettiğince yüzmek hatta tükeninceye kadar yüzmek… Bir sabah kalkıp “Ben okyanus yüzeceğim” demekle olmuyor bu tabii. Bunu nerede anladım? Manş’a ilk kez gidip hipotermi geçirdiğimde. Okyanusun gerçekliğiyle yüzleştim ve dönüşmeye ihtiyacım olduğunu acı bir şekilde öğrendim. Okyanusu yüzerek geçmek inanılmaz bir antrenman gerektiriyor. Yetmiyor, mental dayanıklılığını artırman gerekiyor. O da yetmiyor; özel yaşamından ciddi fedakarlıklar yapmak zorunda kalıyorsun. En son ne zaman sinemaya gittim, ne zaman eğlendim hatırlamıyorum. Her gün 4-5 saat yüzüyorum; kara antrenmanları, fizyoterapi ve psikoloji seansları… Havuzun kraliçesi olmaktan okyanusun kızı olabilmek gerçek anlamda bir dönüşüm gerektiriyor. Okyanus demek yalnızlık demek; işte gerçek dönüşüm de bu. Ancak yalnızlığa göğüs gerebiliyorsan başarıya giden kapı açılıyor.
Okyanus sizi her seferinde farklı bir şekilde sınar, hiç acımaz. Manş Denizi, Cook Boğazı, Kuzey Denizi dondurucu soğuktur. Molokai, zehirli deniz canlıları eşliğinde geçilir. Catalina Kanalı tamamen gece karanlığında yüzülür. Tsugaru Boğazı’nda sizi zaman zaman hızı 12 knota varan ve bir anda ortaya çıkan akıntılar bekler. En kolayı Cebelitarık gibi görünür ama orada da “tren” diye bir akıntı vardır ki tren gelirse eve dönersin. İşte bu noktada yüzülecek mesafe değil tüm bu duygularla baş edebilmek ön plana çıkar. Bunun için “Vazgeçmeyen birini kimse yenemez” diye bir felsefe geliştirdim. Gittim, yüzemedim; bir daha giderim. Olmadı, bir daha… Bir daha... İnatçıyım biraz sanırım.
Bir zayıflığın varsa veya aklına kötü bir şey takılırsa eninde sonunda okyanus onu bulur. Kuzey Kanalı’ndaki ilk denememde 12 derece suda üşümeye başladım. Yüzüyordum ama aklıma “Bitirsen bile o buz gibi kayalara nasıl dokunup karaya çıkacaksın?” diye bir düşünce gelip yerleşti. Bu düşünceyle tam dokuz saat mücadele ettim ama önünde sonunda o düşünce beni sudan çıkardı. Bu nedenle kafamdaki her şeyi silip şarkı söylüyorum. Ya da tekneden en sevdiğim şarkıları çalıyorlar bana. Çıkmadan önce her etabın şarkısını belirliyoruz: Karanlıkta bu, dalgada bu, akıntıda bu diye. Okyanus geçmek ağır bir mental sınav. Sadece antrenman ve fiziksel güç yetmiyor. Bu nedenle gerçek sınır tamamen beyinde. 12 derece suda üşümemek mümkün değil ama beynine üşümenin normal olduğunu ve senin bunu aşacak kadar güçlendiğini öğretebiliyorsun.
Başarı aslında bitmeyen bir yolculuk. Sonu yok, sadece durakları var. Manş Denizi’ni başarıyla ilk geçişim bu duraklardan biri. Catalina ve Cebelitarık’tan sonra Ocean’s 7’yi hedeflemem de, bu seriyi bitiren ilk ve tek Türk olmam da bir durak. Şu anda sıfır derece sularda buz yüzme yapıyorum. Bu da başka bir durak. Martı kitabındaki öğretilerden biri şöyle: “Gerçek yetkinlik zaman ve mekan sınırlarını aşmaktır; bu da hızla değil öğrenme ve mükemmelleşmeyle mümkündür.” Bu nedenle benim yolculuğum hep sürecek. Çünkü en iyi Bengisu aslında yarın denizde olacak.
Sudan çıkmıyorum ki... Çocukken deniz biyoloğu olmak isterdim. Olamadım ama okyanuslarda yüzen biri oldum işte. Doğa âşığıyım. Herkesin görünce korktuğu birçok canlıyı elimle yakalarım. Beni en iyi tanımlayacak sıfat bu bence: Doğa âşığı.
Eşim Egor. O da benim gibi yüzücü. Buz yüzmede dünya şampiyonlukları ve rekorları var. Çok uzun zamandır birlikteyiz ve benim gerçek denge noktam. Havuzda, denizde, okyanus geçerken, buzda yüzerken kollarımdaki güç; sudan çıkınca beynimdeki akıl, evde kalbimdeki sevgi… O olmasa bunları asla başaramazdım.
Ocean’s 7 bitti. Hayatımın en büyük meydan okumasıydı. Şimdi buz yüzme devrede. Dünya şampiyonlukları kazandım ve dünya rekorları kırdım. Buz yüzmede de Ocean’s 7 gibi çok ama çok zorlu yarışlar var; kutuplarda yüzmek gibi. Oraya doğru bir kulaç atmaya başladım.