Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Ringde, kortta, tatamide, okyanusta... Onlar sadece rakipleriyle değil kendi sınırlarıyla da mücadele ediyor. Milli sporcuların hikayeleri; yarışırken disiplinin, yalnızlığın ve vazgeçmemenin öneminin altını çiziyor.
Benim hikayem evde başladı. Babam eski bir kick boksçuydu. Annemle evlendikten sonra bir spor salonu açtı. Biz üç kardeş o salonun içinde büyüdük. Kardeşlerim bir noktada devam etmek istemedi ama ben bırakmadım. Çünkü orası benim sadece spor yaptığım bir yer değil kendimi bulduğum bir alandı. Babam da orada sadece babam değildi; antrenörüm, hocamdı. Oldukça disiplinliydi. Bugün dönüp baktığımda o disiplinin beni ben yaptığını çok net görüyorum. 9 yaşımdan beri bu sporun içindeyim. O yüzden boks hayatımın doğal bir parçası.
Çok net hatırlıyorum. Daha çok bir şaşkınlık haliydi yaşadığım. “Gerçekten buradayım” duygusu vardı. O ana kadar yaptığım tüm antrenmanların ve verdiğim emeğin bir karşılığı gibiydi. Korkudan çok o ânın ağırlığını fark ettiğim bir deneyim oldu. İlk birkaç saniyeden sonra ise her şey duruldu ve ben aslında tam olmam gereken yerde olduğumu hissettim.
Antrenmanda her şey strateji üzerine kurulu, ancak ringe çıktığımda o strateji biraz sadeleşiyor. Çünkü orada düşünmek için çok fazla zaman yok. İlk anlarda plan aklımda oluyor ama maç ilerledikçe daha çok içgüdüler devreye giriyor. Vücut zaten yaptığı uzun antrenmanlar sonucunda ne yapacağını biliyor, sen sadece ona izin veriyorsun. Yani benim için ring, stratejiyle başlayıp içgüdüyle devam eden bir yer.
Ringde aslında en büyük rakip her zaman kendi zihninizdir. Karşındaki kişiyle zaten fiziksel olarak mücadele ediyorsun ama asıl sınav içeride başlıyor. Yorulduğunda, darbe aldığında ya da bir anlık düşüş yaşadığında zihnin sana “yeter” diyor. O sesi ne kadar kontrol edebildiğin her şeyi belirliyor. Rakibin güçlü olabilir ama eğer zihnini yönetebiliyorsan, bir noktadan sonra kontrol sende oluyor.
Bana inanan insanları, beni izleyen küçük sporcuları düşünüyorum. Bir şekilde sorumluluk hissi devreye giriyor. Rol model olduğumu bilmek kolay değil ama aynı zamanda çok güçlü bir motivasyon. Çünkü sadece kendin için değil senden ilham alanlar için de oradasın. Yorulduğumda ya da zorlandığımda “Ben bırakmam” duygusu biraz da buradan geliyor.
Oldu, hem de birden fazla. Ama o anlar genelde gerçekten yapamayacak durumda olduğum anlar değil sadece çok yorulduğum, zihnimin geri çekildiği anlardı. Zaten bu sporun içinde sürekli zorlu şartlar ve mücadeleyle ilerliyorsunuz. Benim için fark, o sesi hemen kabul etmemek oldu. Biraz daha kalınca, biraz daha direnince geçiyor. Bir de o anlarda babamla küçükken kurduğumuz hayalleri, verdiğim emeği hatırlıyorum. Bu beni kendime getiriyor, bana tekrar güç veriyor.
Eskiden güç deyince aklıma sadece fiziksel dayanıklılık geliyordu. Daha hızlı olmak, daha sert vurmak… Ama zamanla bunun yeterli olmadığını anladım. Benim için güç, ikisinin dengesi. Hatta biraz daha fazlası… Yorulduğunu kabul edip yine devam edebilmek. Kırıldığın anlarda bile ayakta kalmak. Çünkü ringde fiziksel olarak güçlü olabilirsin ama zihnin düşerse o güç çok uzun sürmüyor.
Akçadağ gibi küçük bir yerde büyüdüm. Böyle yerlerde kız çocuklarının spor yapması, hele ki boks gibi bir branşla ilgilenmesi çok da alışılmış bir şey değil. Laf söz de oluyor, insanlar daha kolay yorum yapabiliyor. Ama ben zamanla şunu fark ettim: O sesler aslında senin kim olduğunu belirlemiyor. Ringde var olmak bana bunu öğretti. Kendime bakışım tamamen değişti. Artık bedenime dışarıdan nasıl göründüğüyle değil ne kadar güçlü olduğu ve neler yapabildiğiyle bakıyorum. Bu da insana çok farklı bir özgüven veriyor. Yani aslında boks kendimi tanıma ve kendimi kabul etme sürecim oldu.
Ringden indiğimde daha sade biriyim. Daha sakin, daha çok dinleyen ve gözlemleyen… Sürekli mücadele halinde değilim. Kendi alanımda olmayı, yalnız kalmayı seviyorum. O dengeye ihtiyacım var. Aslında çok farklı biri değilim ama ringdeki halim daha keskin.
En çok ailemle vakit geçirmek beni dengeliyor. Onlarla olduğumda her şey biraz daha sakinleşiyor, kafam rahatlıyor. Antrenman ve müsabakaların dışında daha sakin şeyleri tercih ediyorum. Yalnız kalmak, yürüyüş yapmak, müzik dinlemek… Kendimle baş başa kaldığım anlar benim için çok değerli. Çünkü o yoğun temponun içinde insanın bazen sadece durmaya ihtiyacı oluyor.
Başarı kazandıkça hedeflerin de değişiyor. Çünkü bu işte kazanmanın bir sonu yok. İnsan hep daha iyisini yapmak, kendine yeni hedefler koymak istiyor. Ama artık motivasyonum sadece madalya ya da derece değil. Benim için daha anlamlı bir tarafı var. Özellikle küçük yerlerden gelen, zor imkanlarla büyüyen kız çocuklarına ilham olabilmek çok önemli. Onlara her şeyin mümkün olduğu hissini verebilmek istiyorum. Çünkü ben de o yollardan geçtim. O yüzden şu an en büyük hedefim birilerine ışık olabilmek.