Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sahneyi kahkahanın ışığıyla dolduran dört stand-up komedyeniyle bir araya gelip, güldürme sanatının inceliklerini konuştuk.
Zamanlama, seyircinin beklentisini tersyüz edebilecek özgün bir perspektif, gözlem yeteneği, kıvrak bir zeka… İyi bir komedyende bulunması gereken niteliklerin listesi uzar gider. Sahneyi kahkahanın ışığıyla dolduran dört stand-up komedyeniyle bir araya gelip, güldürme sanatının inceliklerini konuştuk.
Çocukluğum ve ergenliğim, insanlarla en rahat bağ kurduğum ve kendimi en iyi ifade ettiğim yolun insanları güldürmek olduğu duygusuyla geçti. Okul servisinde, sınıfta, akrabaların ve büyüklerin yanında; her yerde bir şekilde bir şeyler anlatıyor ve insanları güldürmekten keyif alıyordum. Üniversite son sınıfta stand-up denemeye karar vermiştim. İlk gösterim de okulda, bir derste oldu. Bir hocam sabah dersinde amfiyi sahne olarak kullanmama izin verdi. O zamana kadar müzikle uğraşıyordum ve müzik sahnesinde aralarda bir şeyler anlatıp insanları güldürüyordum. 2012’de bir dans stüdyosu kiralayıp ilk tek kişilik gösterimi yaptım; sonra da hep devam ettim.
Bu, yıllar içinde çok değişiyor tabii. İlk yıllarda, kendi deneyimlediğim durum ve olaylar olsa bile genel olarak gözlem odaklı bir mizah yapıyordum. Komedi, hayat deneyimi arttıkça kıvamını bulan bir alan. O yüzden ilerleyen dönemlerde daha fazla iç dünyamdan meseleleri de anlattığım bir hâl aldı. Kendimle ilişkim, romantik ilişkiler, toplumla ilişkimiz ve içinden geçtiğimiz dönemlere dair en çok kafamı kurcalayan şeyler hikayelerimin temelini oluşturuyor bu aralar.
Seyircinin enerjisi, sahneye çıktığınız ilk anda aslında epey
fikir veriyor. Nasıl karşıladıklarına bakıp ne kadar açık ya da
şüpheci bir grubun karşısına çıktığınızı hissediyorsunuz. Bu tabii tanındıkça kolaylaşıyor. Çünkü sizi tanıyıp gösterinize gelen bir grubu güldürmek, sizi hiç bilmeyen bir grubun karşısına çıkmaktan daha rahat hissettiriyor. Özellikle yeni bir gösteri denerken ya da daha önce hiç yapmadığınız şakalarla sahneye çıktığınızda, ilk kahkahayı alınca karşılıklı bir ferahlama geliyor.
Seyirciyi aşılması gereken bir engel ya da fethedilmesi gereken bir hedef gibi değil de beraber gülüp eğleneceğiniz, yaptığınız şeyin doğal bir parçası olarak görünce o korku ortadan kalkıyor bence. Ama her sahnede “Nasıl geçecek acaba?” bilinmezliğini ve heyecanını hâlâ yaşıyorum. Hiçbir zaman tamamen geçmeyecek gibi geliyor.
Yunus Emre’nin dediği gibi: “Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere
selam olsun.” İnsanın kendini betimlemesi biraz tuhaf oluyor."
Gülmek, kendinle yüzleşmek, enteresan bir yolculuk yapmak.
Yeni başladığınızda insanların haklı olarak şüpheyle yaklaştığı bir iş yapıyorsunuz. Ve diğer sahne sanatları gibi provayla bir kıvama getirip insanlara sunduğunuz bir iş de değil bu; provası ancak sahnede oluyor. O yüzden kendi tonunuzu oturtup kendi kabilenizi bulana kadar bocalamanın ve kendinizi sorgulamanın çok doğal olduğu bir alan. İstikrarlı bir deneme ve inanç gerektiriyor.
Tutkum Boğuşmak Show’da ilişkilerle ilgili konular konuştuğumuz için, tam Türkçe karşılığı ya da yerleşmiş çevirisi olmayan, date, ghosting, situationship, red flag gibi birçok tabir kullanıyorum mecburen. Bunlara eleştiri geliyor. Ama dil yaşayan bir şey. İnternet çağında birçok tabir yerelleşmeden giriyor hayatımıza ve bu bütün dünya için böyle. O yüzden bu derdi olanlar atıp rahatlasınlar diyorum.
Yıllar önce Tarkan’ın bir ödül töreninde Savaş Ay’la yaşadığı
“Çişim geldi” olayı gibi bir durum olmuştu! İki perdeli bir gösterinin ilk yarısının önemli bir kısmını bu duyguyla geçirip, artık dayanılmaz bir noktada Tarkan’ı da hatırlatarak tuvalete koşmuştum.
Hayatı zor, bunaltıcı, sıkıcı ve acı kılan bir sürü sebep var. Mizah sayesinde bunlarla yüzleşebiliyor, gülebiliyor ve hafifleyebiliyoruz. Hayatı her haliyle sevebilmenin en güzel aracı bence.
Gırnatacı ve eke.
Anneme gülüyorum. Annem bir anı kasetçaları gibi; telefonda
ya da birlikteyken rastgele bir şey çıkarıyor ve bunu kendine
has üslubuyla bir yolculuğa dönüştürüyor. Bu sırada kahkahalara boğuluyoruz. En son Taylor Tomlinson’ın yeni stand-up gösterisine güldüm.
Bence evet. Ama bazen de son mu, onu bilemiyorsun. Hayatın,
unuttuğun gündemleri arada ısıtıp yeniden karşına koyma gibi
şakaları bitmiyor.
“Hepimiz aynı gemideyiz.”
Köpeğimi dışarı çıkardığımda üstüm başımdaki muhteşem
uyumsuzluklar ve “Millet deli diyecek” duygusu.
Net özdeşlik hissettiğim bir karakter yok ama biraz Turist Ömer
neşesi, biraz da Muhsin Bey hüznü diyebiliriz.
Çalkala kızım çalkala / Şehriye çorbası gibi / Allah sana mal vermiş / Gümrük kapısı gibi / Kaldır kaldır vur yere / Muhtar kellesi gibi.
Müzisyen olurdum. Komedyen olmak istediğim için müziği
bıraktım ama artık keyfine yeniden müzikle uğraşma niyetindeyim bu aralar.