Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sahneyi kahkahanın ışığıyla dolduran dört stand-up komedyeniyle bir araya gelip, güldürme sanatının inceliklerini konuştuk.
Zamanlama, seyircinin beklentisini tersyüz edebilecek özgün bir perspektif, gözlem yeteneği, kıvrak bir zeka… İyi bir komedyende bulunması gereken niteliklerin listesi uzar gider. Sahneyi kahkahanın ışığıyla dolduran dört stand-up komedyeniyle bir araya gelip, güldürme sanatının inceliklerini konuştuk.
Lisede üç arkadaş birlikte tuttuğumuz bir sınıf günlüğümüz vardı. Yıllar sonra o günlüğü buldum ve gördüm ki bir sayfasına stand-up yaptığımda anlatacağım konu başlıklarını yazmışım. Çok şaşırdım. O zamanlar stand-up yapan pek kimse yoktu ama ben kafaya koymuşum demek ki. İlk tek kişilik performansımı ilkokul 3. sınıfta yaptım. Bir yerden “Obur” adlı bir monolog bulmuştum. Salopet giyip, karnıma elyafdoldurmuş, yanaklarımı kırmızı rujla boyamış, saçlarımı da iki kulak üzerinde toplamıştım. Tüm okulun önünde o monoloğu canlandırdım. Düşününce styling var, saç-makyaj var… O yaşta tek kişilik bir şovun bütün yükünü sırtlanmışım.
BKM’de açık mikrofonların yeni yapılmaya başlandığı dönemde bir akşam seyirci olarak gidip izledim. Sonrasında oradaki yetkiliye stand-up yapmak istediğimi söyledim. “Yaz gel, dene” dediler. Ben de yazdım ve başladım.
Herkesin düşünüp söylemediği, farkında olup yokmuş gibi davrandığı, ayıp olmadığı halde ayıplananları konuşmayı seviyorum. Yaşamaya, konuşmaya, kendimiz olmaya cesaretimiz olmalı. Buna cesaret edip hem kendimi ortaya koymayı hem de insanları cesaretlendirmeyi seviyorum. Bu bir iddia gibi gelmesin diye de bunu komiklikle yapıyorum. Espri yapmak, gülmek ve güldürmek aslında benim savunma mekanizmam. Kavga etmektense o konuda bir espri yapmak bana daha yapıcı geliyor.
Damarlarımda hissediyorum ben seyircinin enerjisini. Bazen o kadar güzel ve yüksek enerjili insanlar bir arada oluyor ki nefesim kesiliyor. Seyircinin enerjisi ne olursa olsun sahneye çıktığım andan itibaren ortamın trafosu ben olacağım için bakmam gereken şey kendi enerjim, içsel dengem.
Artık böyle bir korkum yok çünkü elimden gelenin en iyisini yaptığım konusunda kendime güvenim tam. Gerçekten çok çalışıyorum, emek veriyorum, yıllardır da her fırsatta sahnedeyim. Şovum kötü geçse bile üzülmem. Eksik nedir tespit eder, onu düzeltmeye odaklanırım. Güldürememe değil de yeteri kadar çalışmamış olmaktan korktuğum zamanlar oluyor ama sahneye çıktığım an bütün korkum, kaygım ne varsa yok oluyor.
Kendimi anlatmak yerine şovuma davet edebilirim, yaptığım şarkıları dinletebilirim. Aslında eserlerimizi, kendimizi anlatmanın o bencil tarafından kaçabilmek için üretiyoruz. Dinleyen kişi eğlenmeyecekse, benimle birlikte o derinliğe dalmayacaksa kendimi anlatmamın ne önemi var…
Özgün, disiplinli bir çalışmanın ve emeğin sonucu. Eğlenceli ama aynı zamanda derin bir iş.
Şahsıma değil de aileme laf edilmesi beni üzüyor. Bazı insanların ya ağızlarından çıkan sözlerin farkında olmadığını ya da hayatta belli değerlere sahip olmadıklarını düşünüyorum.
Komedi trajediden doğar. Charlie Chaplin’in dediği gibi: “Hayat yakından bakıldığında trajedi, uzaktan bakıldığında ise komedidir.” Buna son derece katılıyorum. Başıma trajik bir olay geldiğinde, kendimi uzaya bırakmışım gibi bir hayal kurarım ve “Şimdi bir de buradan bak bu olaya” derim kendime.
Pejmürde.
En çok kedilerimin yaptığı şirinliklere gülüyorum. En son dün kuliste komedyen arkadaşlarımın esprilerine güldüm.
Değerli olmak için başkalarının onayına ihtiyaç duyduğumuz fikri. Özgün ve gerçek olmak, bu dünyadan tamamen kendimiz olarak geçmek ve zamanı geldiğinde gitmek… Ruhumuzun asıl arzusunun bu olduğunu hissediyorum.
Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğü. Kimsenin zihin mesaisinin puantörü olamam.
Tarkan: Viking Kanı filmindeki ahtapot. Şaka şaka… Aslında Tarkan olabilirdim; sonuçta o da kürk etekle savaşıyor.
“Son pişmanlık neye yarar, her şeyin bedeli var, olmadı yar…” Çünkü benim zihnim onu simültane şöyle çeviriyor: “Son şişmanlık neye yarar, her şeyin kalorisi var, olmadı yar…
Milli voleybolcu olmak isterdim. Eskiden en sevdiğim şey smaç basmaktı.