18 Temmuz 2020

Kahve ve Akrilamid İlişkisi

YAZI: DİLARA KOÇAK

20-07/17/gettyimages-3163556-1595004244.jpg

Yaz veya kış fark etmeksizin kahve en sevilen içeceklerden biri. Özellikle bu sıcak yaz günlerinde soğuk kahve içmek sizi de rahatlatmıyor mu? Türk kahvesi hala göz bebeğimiz ama Americano, Latte gibi kahveler de günümüzde sıkça tercih ediliyor.

Farklı  türlerde kahvelerin popülaritesi gün geçtikçe artıyor. 3.nesil kahve terimini hiç duydunuz mu? Bu terimle birlikte baristaları çok sık duyar olduk. Bu neslin savunucuları kahveyi bir kültür olarak görüyor. Burada kahve çekirdeğinin yetiştiği coğrafi bölgeden,hangi ekipmanla demlendiğine, aromasına kadar tüm basamaklar önem kazanıyor. 3.nesil kahve terimini gün geçtikçe daha çok konuşacağımızı düşünüyorum. 

Kahve içmenin beyin işlevini geliştirdiği, metabolik hızı ve egzersiz performansını arttırdığı yapılan çalışmalarda belirtiliyor. Düzenli kahve tüketimi aynı zamanda daha düşük demans, Alzheimer, Parkinson ve tip 2 diyabet riskiyle de ilişkili. Okuduğum bir çalışmada kahve alımını günde 2 fincan arttıran kişiler %40 daha düşük karaciğer kanseri riski ile ilişkili bulunmuş. Bir diğer çalışmada ise kahve içenlerin daha uzun yaşadığı söyleniyor.

Kahve tüm bu olumlu etkilerini içerdiği eser miktarda antioksidanlar ve minerallerle sağlıyor. Tüm bu olumlu özelliklerinin yanında bir de başka bir konuya değinmek istiyorum. Bilim insanları kahve de dahil olmak üzere bir çok gıdada akrilamid bulunduğuna dikkat çekiyor. Bu kimyasallardan endişelenmemiz gerekip gerekmediğini gelin beraber inceleyelim.

Akrilamid’i Daha Önce Duydunuz Mu?

Kimyasal akrilamid veya akrilik amid, beyaz, kokusuz, kristal bir bileşik. Aslında bu bileşik aminoasit ve şekerlerin yüksek sıcaklıktta (120C) reaksiyonu ile oluşuyor. Bu kimyasala aşırı maruz kaldığınızda sinir sisteminize zarar verebiliyor. Ayrıca kanser riskini arttırabileceğini gösteren bazı çalışmalar da var.

Hangi Kahveyi Tüketelim?

Peki bu akrilamidin kahveyle ilişkisi ne dediğinizi duyar gibiyim. Kahve çekirdekleri kavrulduğunda akrilamidin oluştuğu biliniyor. Fakat iyi bir haberim var, endişelenmeyin.

Kahve içindeki akrilamid miktarları oldukça değişken. Sizlere okuduğum bir çalışmadan bahsetmek istiyorum. Bu çalışmada toplam 42 kahve örneği analiz edilmiş. Araştırmacılar hazır kahvenin taze kavrulmuş kahveden çok daha fazla akrilamide sahip olduğunu söylüyor.

Yani özetle, doğru kavrulmuş, koyu renkli , taze kahve çekirdekleri şuan için akrilamid içeriği en düşük ve tüketimi en güvenilir kahveler arasında görünüyor.

Akrilamid Miktarını Azaltmak İçin Dikkat Etmemiz Gereken Diğer Değişiklikler Nedir?

Sigara içiyorsanız, bırakmaya çalışın.

Akrilamid üretiminin en fazla görüldüğü pişirme yöntemlerinden kızartmayı minimumda tutmaya çalışın.

Kızarmış ekmek tüketiminizi azaltın.

Patateslerinizi buzdolabında saklamayın. Buzdolabında sakladığınızda patatesin içindeki nişasta şekere dönüşüyor ve pişirildiğinde akrilamid ortaya çıkma ihtimali artıyor.

Ekmek hamurunuzu daha uzun süre dayanıklı hale getirin, maya fermantasyonu, hamurdaki asparagin miktarını azaltıyor, böylece daha az akrilamid yapılıyor.

Koyu kavrulmuş kahveleri tercih edin ve hazır kahve alternatiflerinden kaçının.

Bunlar akrilamidin potansiyel olumsuz etkilerini azaltmak için dikkat etmeniz gereken küçük değişiklikler, unutmayın kahve içmenin sağlığınız üzerinde birçok yararlı etkisi var, eğer kahve içmeyi seviyorsanız kahve içmeyi bırakmanıza gerek yok. Dünya Sağlık Örgütü ve diğer otoriteler günlük kafein alımını yaklaşık 300 mg ile sınırlıyor. Ben de günlük kafein limiti açısından kahve miktarınızı 2-3 fincanla sınırlı tutmanızı öneriyorum. 

ETİKETLER: DİLARA KOÇAK , SAĞLIK , BESLENME , KAHVE