22 Ekim 2015

Bırakınız Yağlı Yesinler

Günümüzün diyetleri insanı hayrete düşürüp sersemletecek özelliklerde. Sabahın altısında kalkıp Aloe suyu içmek, öğleden sonra 3’e dek oruç tutmak, Salı ve Perşembeleri yalnızca 600 kalori tüketmek gibi. Bugüne dek büyük bir gayretle bu tip katı öğün planlamasından uzak durdum, onun yerine Michael Pollan gibi yemeyi denedim. Sonra halimi tekrar gözden geçirdim. Robin Wright ve LeBron James’in nasıl da zayıfladıklarına bakarak, ben de enerjisini karbonhidrat değil yağ yakarak elde eden bir metabolizmaya sahip olmaya karar verdim. Bu yeni rejim bana düzgün bir vücudun yanısıra seks hayatımda daha fazla mutluluk vaat ediyordu. Katı, hem de çok katı kuralları vardı. Beni şaşkına çevirip hayatın en vazgeçilmez ölçü araçlarına, terazi ve saate şüpheyle yaklaşmama neden oldu.

15-10/21/ketojenik-diyet-1445440730.jpg

Fotoğraf: Qui Yang, Set Tasarımı: Claartje Lindhout

Ketojenik diyet, diğer adıyla yüksek yağ diyeti epey zamandır ultra dayanıklılık sporlarının atletleri arasında popüler. Son zamanlarda bu çılgın sporcuların dışında da sık uygulanmaya başladı. Diyetin ana teması şu: Kalori alımında kaynak olarak karbonhidratlar yalnızca yüzde 5, proteinler yüzde 15 oranında kullanılıyor, geri kalan kısım ise yağlardan oluşuyor. Bu diyeti hakkıyla uygulayabilmek için yalnızca menülerinizi değil hayata bakış açınızı da değiştirmeli ve şunu idrak etmelisiniz: Yağ tüketerek şişmanlamazsınız, vücudunuzun yağ yakmaya başlamasını sağlarsınız.

Bu önemli bakış açısını bana öğreten Duke Üniversitesi bariyatri (obeziteyle ilgili) bölümü doktorlarından Eric Westman. Bu diyet sırasında başucu kitabım olarak doktor Westman’ın eş yazarlığını yaptığı Keto Gerçeği: Düşük karbonhidrat, yüksek yağ diyetinin faydaları hakkında kılavuzunuz kitabını alıyorum. Kitap kilo kaybının yanı sıra cilt bakımı ve geç yaşlanma hakkında ipuçları vaat ediyor. Yazılanları harfiyen uyguluyorum, günde iki yumurta, bir kaşık tereyağ, yarım avokado ve altı adet bacon yiyorum, yağ oranı yüksek olacak şekilde istediğimi tüketiyorum. Bir haftada bir iki kilo kaybediyorum hemen, ancak Keto Clarity öğütlerinden bazılarını kabullenmekte zorlanıyorum. Mesela canınız meyve çekerse ne olacak (inanın çekiyor da, portakallar hayatımda hiç bu kadar güzel görünmemişlerdi gözüme) sorusuna kitabın tavsiyesi “içine tereyağ sarılmış tam yağlı bir peynir dilimi yemek” şeklinde.

Yağ yakan biri haline dönüşmek bilim kurgu, hatta süperkahramanlık gibi geliyor insana ama kanıtlar ortada. Biyolojik açıdan son derece basit şekilde anlatırsak, vücudumuzun iki yakıt tankı var, şekerler ve yağlar. Karbonhidrat ağırlıklı besleniyorsanız, mesela tahıllar, meyveler, sebzeler, bakliyat ve nişastalı gıdalar, o zaman enerjiniz bunlardan oluşan şekerin yakılmasıyla elde ediliyor. Şeker alımınız durduğunda aç, yorgun ve güçsüz hissetmemiz kaçınılmaz. Tüm bunlar olurken, vücudumuzdaki yağlar öylece oturuyor çünkü insülin hormonu yağ yakımını engelliyor. The Big Fat Surprise: Why Butter, Meat & Cheese Belong in a Healthy Diet kitabının yazarı Nina Teicholz, yediğimiz yağlarla vücudumuzda bulunan yağların farklı şeyler olduğunu söylüyor.

Food Rules: A Doctor’s Guide to Healthy Eating kitabının yazarı doktor Cate Shanahan, yağ yakma programını uygulayan profesyonel atletlerle çalışıyor. Bana, 1,65 cm boyunda ve 55 kg ağırlığında ortalama bir kadının vücudunda yaklaşık 100 bin kaloriye eşdeğer yağ bulunduğunu açıklıyor. Ve tüm bu kalorilere yağ yakmadıkça ulaşamıyoruz.

Metabolizma meraklılarına, felç ya da kalp krizi geçirmiş ya da bu konularda bilgi edinmiş olanlara bu yazdıklarım yeni haber değil aslında. Yağların yanmasının yan ürünü olan ketonlar ile beslenen beyinlerin daha az enfarkt riski taşıdığı yaklaşık yüz yıldır biliniyor. 2004’te ölen doktor Robert Atkins, ketojenik diyeti önermeye başladığında meslektaşları dehşete kapılmışlardı, zira o dönemlerde, yani 80’lerde yağı kesmenin önemine inanılıyordu. (Scarsdale diyetini hatırlayanlarınız varsa, kızarmış ekmek ve greyfurttan oluşan korkunç öğünler bu yaklaşıma örnekti.) Atkins kendisine son derece sadık, zengin ve şöhretli bir müşteri kitlesi oluşturmuştu o dönemde, ne kadar tuhaf görünürse görünsün, önerdiği rejim işe yarıyordu çünkü. Ölümünden kısa bir süre önce Atkins, o dönemde Duke Üniversitesi Tıp Merkezinde çalışan meslektaşı Westman’ı, kliniğindeki verileri incelemeye davet etti. Westman, çalışmasının sonunda Atkins’in haklı olduğunu açıkladı, harcadığı kalorilerin yüzde 85’ini yağ yakımından sağlayan kişiler kilo kaybediyorlardı. Elbette ki Atkins, günümüzün aşırı keto uygulayıcılarından daha insaflıydı, ilk iki haftadan sonra insanların kavun, fasulyegiller tüketmesine izin veriyor, kişi hedefine 5 kilo kadar yaklaştıysa da tatlı patates, ananas ve hatta makarnalara yeşil ışık yakıyordu. Şimdiki keto uygulayıcılar ise kendilerini HFLC yani high fat low carb insanları olarak etiketleyip yıllarca bu şekilde besleniyorlar. Bazı doktorlar hâlâ yüksek yağlı diyetlerin kriz riskini artıracağını savunsa da Westman, metabolizmamızı otomobillerin gaz pedalına benzetiyor, hızlandığınızda, yani kilo kaybetmeye başladığınızda yağ yakıyorsunuz ancak karbonhidrat aldığınız anda fren yapmış oluyorsunuz, diyor.

Keto Clarity kitabını almadan yıllar önce, ekmeğin bisküvi yemekten farkı olmadığını hüzünle kabullenerek hayatımdan un ve şekeri çıkarma kararı almıştım. Zaten meyve suyu detoksları haricinde neredeyse tüm diyetlerde karbonhidratlar mutlaka kesiliyor. Ancak 80/20 kuralına göre, ketojenik diyetlerin en korkunç besin öğesi o yüzde 5’lik karbonhidratlar. Rejim yaparken yağ tüketebilmek harika ama neredeyse sadece yağlı yiyecekler yemek beni aşıyor doğrusu.

Yine de, peynire bayıldığım için, ilk haftam gayet keyifli geçiyor. Yoğurt, salam, ayçekirdeği, soslu salatalar, kavrulmuş fındık fıstık, daha ne ister ki insan? Ancak sonra iradem zayıflamaya başlıyor, eşim kızarmış ekmek ve yumurta yerken açlıkla yutkunarak onu izliyorum, çocuklarım önümdeki küçük kremalı frambuaz porsiyonuna uzanırlarsa vermemek için ellerine vuruyorum. Keto Clarity menü fikirleri beni resmen bunalıma sürüklüyor, tavada kızarmış avokado, yalnızca etle yapılmış keto pizza, hayatımın nasıl bu hale geldiğini sorguluyorum resmen. Zihnim dağınık ve hareketlerim yavaş, öyle ki yüzerken normal zamanlamamın çok altında kalınca saat bozuldu zannediyorum.

Gösterdiğim ilerlemeyi ölçmek için Ketostix denen çubuklardan alıyorum, hamilelik testine benziyorlar, idrarınızda ketonlar varsa çizgileri pembeye dönüyor. İlk hafta hiçbir sonuç göremiyorum, Westman da beni, vücudun yağ yakmaya alışmasının zaman alacağı konusunda uyarmıştı zaten. Yine de başarmak istiyorum.

Daha bir hırsla uygulamaya koyuluyorum diyeti. Listeden frambuazları çıkarıyorum, çerezleri de gizli karbonhidrat içerdiklerinden kendime yasaklıyorum. Bir süre sonra Ketostix’im pembeye dönmeye başlıyor. Spor salonunda eski performansımda olduğum söylenemez hâlâ ama evlendiğim zamanki kiloya iniyorum. Daha az yaşlandığımı ya da cildimin harika bir görünüme kavuştuğunu söyleyemem ama sürekli şarküteri ürünleri yemek büyük keyif doğrusu.

Diyetlerin hepsinde olduğu gibi Keto diyeti de sosyalleşmeye uygun değil. Arkadaşlarımla bir doğumgünü kutlamasında Pekin ördeği dolgulu çöreklerden yemek zorunda kalıyorum, kendimi yeniden insan gibi hissediyorum, hayatını diyet hesabı yaparak geçirmeyen normal bir insan gibi. Ne yapalım, eğer kilolarım başıma çok dert olursa, Fransa’ya gider yalnızca paté yerim tıkanıncaya dek. Sonra eve döner, tereyağlı peynir sarmalarımla buzdolabımı doldururum. Bol bol bacon da pişiririm yanına. Beklerim, misafirim olun.

 

ETİKETLER: DİYET , KETOJENİK DİYET , BESLENME , FİTNESSFRİDAY