Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


16 kuşaktır samuray olan bir aileye mensup Sensei Zen Takai, modern hayatın hızını samuray öğretileriyle nasıl yavaşlatabileceğimizi anlatıyor.
Hızlanan dünyada yavaşlamanın anlamı değişiyor. Teknoloji ritmi yükseltirken, özellikle pandemi sonrası dönemde pek çok kişinin “an”da kalma arayışı derinleşti; belki de bu nedenle yüzümüzü geçmişin kadim öğretilerine çevirmek daha anlamlı geliyor. Japon kültüründe samuray, yalnızca bir savaşçı değil; sadelik ve içsel dengeyi merkeze alan bir yaşam disiplininin simgesi. Peki bugün gerçek bir samurayın öğretecekleri modern hayatımıza nasıl dokunabilir? Geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye gelen Sensei Zen Takai, nam-ı diğer “The Zen Samurai”, bu soruyu Vogue Türkiye için yanıtlıyor.

Fotoğraf: Isa Plos
16 kuşaktır samuray olan bir aileye mensup Zen Takai, soyunda ninjaların da bulunması nedeniyle hem samuray hem ninja tekniklerine hakim. Sengoku döneminin efsanevi ustası Hattori Hanzō’ya uzanan bu soyun son temsilcilerinden biri olarak, bugün hem Tokyo’daki stüdyosunda hem de dünyanın farklı ülkelerinde düzenlediği inzivalarla beden farkındalığı, denge ve çatışmasız güç üzerine eğitimler veriyor. Samuray deyince çoğumuzun aklına kılıçlar ve savaş sahneleri gelse de Zen Takai’ye göre “gerçek savaşçı kavga etmekten kaçınır.” Japon tarihinde samuraylar, savaş ustaları olmanın ötesinde toplumun en üst tabakasını oluşturan yönetici sınıftı; güçlerini saldırıdan çok öz denetimde ararlardı.
Zen bunu şöyle özetliyor:
“İçsel huzur en yüksek güçtür; samuray yolu rakibi değil kendini zapt etmektir.”
Bugün ise “Samuray nedir?” sorusunu tamamen farklı bir bağlamda, modern dünyanın baskıları, zihinsel yükü ve hızın yarattığı içsel çalkantılar üzerinden yeniden yorumluyor: “Ev, araba, yemek... Her şey var ama insanlar yine de yollarını kaybediyor.” Bu yüzden samuray yolunda ilk adım zihni sakinleştirmek. Özellikle COVID sonrası Zen’in geleneksel samuray eğitimlerinin verildiği Tokyo’daki stüdyosunda, yani dōjō’sunda, ilginin yönü değişmiş. “İnsanlar artık kılıç tekniklerinden çok, samurayın zihni düzenleyen, içsel dengeyi toparlayan tarafına ihtiyaç duyuyor. İş dünyasından gelen taleplerin artması tesadüf değil; yıllardır başarı, hız ve performans odaklı yaşanan bir enerji, yani kesintisiz yang hali, herkesi yoruyor. Samuray bakışı ise ekseni yin’e, yani içe dönük dengeye çeviriyor.” İnzivalarında kadınların ilgisinin arttığını gözlemleyen Zen Takai, samuray düzeni kurulmadan önce Japon toplumunu kadın şamanların yönettiğini hatırlatıyor ve dünyanın bugün gerçekten daha fazla yin, yani dişil enerjiye ihtiyaç duyduğunu düşündüğünün de altını çiziyor.
Ona gelen insanlar için en faydalı samuray öğretilerinden biri de “kazanma” fikrine aşırı bağlılığı bırakmak.
“Samuray dünyasında savaşın kazanmak ya da kaybetmek gibi yalnızca iki sonucu yoktur. Üçüncü bir ihtimal daha vardır: Denge.” Zen’e göre bu üçüncü alan, çatışmayı büyütmek yerine tarafların birbirini anlamaya çalıştığı, ilişkide orta noktayı bulduğu bir kapı.
Bir diğer önemli nokta ise bilgeliğin dışarıda değil, bedende aranması.
Ona göre modern dünyada beden çalışması çoğu zaman kas geliştirmeye indirgenmiş durumda; oysa samuray tekniği organların hissine, nefesin yönüne, bedenin verdiği dürüst sinyallere odaklanmayı öğretiyor. “Organları duymak” dediğinde kastettiği, zihnin ürettiği yanılsamaların değil, bedenin taşıdığı doğallığın rehber alınması. Kökleri toprağın altında büyüyen bir bitki gibi: Görünmeyen ama taşıyıcı olan temel aslında bedenin derinlerindeki bu içsel enerji. Bizi bedenle doğa arasındaki ilişkiye uyandıran Zen Takai, “Doğanın yanında kim olduğumuzu hatırlıyoruz” diyor. Doğadan fiziken uzak kaldığımız zamanlar için ise şöyle konuşuyor: “Bedenimiz de doğanın bir parçası. Doğayla bağlantı kurmak istiyorsak bedene odaklanmak yeterli. Elbette denize girmek, dağa çıkmak çok güzel; ama dış koşulları her zaman kontrol edemiyoruz; çalışmak, seyahat etmek zorundayız... Ama içimize, bedenimize odaklandığımızda her an zaten doğayla bağ kurmuş oluruz. Çünkü bize en yakın doğa, kendi bedenimizdir.”
Samuray ustalığı yalnızca dövüşle sınırlı değil; toplam 18 sanat ve savaş sanatından oluşan bütünsel bir yol.
Kaligrafiden şiire, dans ve müziğe; okçuluktan ninja yıldızlarına kadar geniş bir yelpaze. Hepsi aynı özün farklı yüzleri. Zen’in ifadesiyle “kılıç sallamakla fırça tutmak, nefes kontrolüyle meditasyon yapmak birbirinden ayrı dünyalar değildir.” Bu nedenle Zen Takai’nin inzivalarında yalnızca fiziksel teknik yok; kaligrafi, çay seremonisi, meditasyon ve estetik pratikler bir arada öğretiliyor. Samuray geleneğinin belki de en az bilinen yönü, estetiğin bu yolculukta oynadığı dönüştürücü rolü. Çünkü samuraylar için estetik, duygunun güvenli ve onurlu biçimde dışavurumu. “Duyguyu kontrolsüzce patlatırsan her şey darmadağın olur. Ama şiirle, müzikle, dansla dönüştürmeyi öğrenirsen, bu duyguyu taşımanın bir yolu olur.”
Bu estetik zihniyet savaş alanına bile yansımış. Samurayların miğferinin içinde küçük bir fırça ve kağıt taşımalarının sebebi tam da bu. “Dövüş başlamadan önce taraflar kendini tanıtır, ardından birlikte bir şiir yazarlar: biri üst dizeyi, diğeri alt dizeyi... Onurlu bir ölümün sonrasında, geride kalan diğerinin ailesine o kağıdı götürür. Bu sayede mücadele nefretle değil, estetik bir saygıyla hatırlanır.”
Kıyafetlerdeki estetik anlayışın arkasında ise bir mesaj var.
Zen, günlük hayatta, seyahatlerde de bir samurayın giydiği Japon tarzı kıyafetler giyiyor; bunun bir “stil” değil, zihinsel bir hazırlık olduğunu anlatıyor. “Üzerimde o kıyafet olduğunda, nerede olursam olayım atalarımla birlikte duruyormuşum gibi hissederim, onların öğretileri benimle olur. Samuray zırhlarının bazen ayı ya da kuş figürleri taşımasının sebebi de bu: Savaş alanında hayvanın ruhuyla, doğayla bir arada durmak.”