Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Görev. Kaygı. Erteleme. Geçici rahatlama. Suçluluk. Daha büyük kaygı. Daha çok erteleme. Son dakikacılığın acımasız kısır döngüsüne kapılanlardan mısınız?
Pazartesi sabahı saat sekiz. Çalışma masanızın başına oturdunuz, yapmanız gereken işler açık ve net. Birkaç e-posta yanıtlayacak, geçen hafta başladığınız raporu tamamlayıp teslim edeceksiniz. Ardından bir sunum hazırlamanız gerekiyor. Ama nasıl olduysa, üç saat sonra TikTok’ta sayısız influencer’ın sabah rutini içeriğini izlemiş, çalışma masanızı düzenlemiş, Amazon sepetinizi güncellemiş olarak buluyorsunuz kendinizi. Yanıtlamanız gereken e-postalar, tamamlamanız gereken rapor ve sunum ise öylece duruyor. Saatin öğleni bulduğunu fark ettiğinizde göğsünüze oturan anksiyete ise katlanılacak gibi değil. Bu paniği yaşamaktansa raporu çoktan hazırlayıp teslim etmiş olmayı tercih ederdiniz değil mi? Ancak ertelediniz ve bunu sıkça yapmaya meyillisiniz. Beyninizi bir yoklayın: Kaçtığınız işin kendisi mi yoksa hissetmek istemediğiniz birtakım duygular mı? Sizce beynimiz neden görünürde yapmak istediğimiz ya da yapmaya mecbur olduğumuz onca şeyden bizi uzaklaştırma eğiliminde? Nedir kaçtığımız?
Wait But Why blog’unun yazarı Tim Urban 90 sayfalık bitirme tezini 72 saatte bitirdiğini anlattığı ünlü Ted konuşmasında, ertelemeye meyilli kişilerin beyinlerinin, işleri günü gününe halletmekte zorlanmayanlarınkinden farklı çalıştığını öne sürüyor. Urban’ın esprili anlatımıyla, erteleme davranışı gösteren ya da psikolojinin tanımıyla procrastinator beyinlerde mantıklı karar verme kabiliyetine instant gratification monkey, yani anlık haz maymunu eşlik ediyor. “Maymun mantıklı karar verme yetinizin üretken bir çaba içinde olmasından hoşlanmaz ve direksiyona geçip ‘Hadi Nancy Kerrigan ile Tonya Harding skandalı üzerine yazılmış koca bir Wikipedia sayfasını okuyalım; çünkü bir anda o olayı hatırladım. Ardından gidip bakalım, buzdolabında on dakika önce olanlardan farklı bir şeyler var mı? Arkasından da Richard Feynman’ın mıknatıslardan bahsettiği videolarla başlayıp saatler sonra Justin Bieber’ın annesinin röportajlarıyla biten bir YouTube spiraline gireriz’ diyor.”
Urban’ın maymunu tatlı bir empati uyandıran akıllıca bir metafor. Erteleme davranışını bilimsel açıdan ele alan psikologlar bunun çok daha derinlikli bir mekanizma gibi işlediğini söylüyor. Uzmanlara göre erteleme, yıllardır ele alındığı şekilde bir üretkenlik ya da zaman yönetimi problemi değil. Erteleme davranışı üzerine kitaplar kaleme almış psikoloji profesörü Tim Pychyl’e göre, değiştirmek için çabaladığınız son dakikacılığınız, özünde bir duygusal düzenleme problemi. Karşınızda zor, belirsiz ya da sizin için fazlasıyla önem taşıyan bir iş var. Sonunda başarısız olabilirsiniz ya da ortaya çıkardığınız şey mükemmel olmayabilir. Bu düşünceler bilinçaltınıza üşüştüğü anda beyniniz şöyle diyor: “Gel biraz Instagram’da dolaşıp bu kaygılardan kurtulalım.” Anlık hazların verdiği rahatlamayı biriken işler, sıkışan takvim ve patronunuzla yapacağınız gergin bir konuşma takip ediyor. En kötüsü de sorunun o gergin konuşmanın ötesinde oluşu.
Erteleme davranışının arkasından gelen suçluluk hissi, masa başında geçen saatlerden daha yıkıcı. Gereken zamanı ayırsaydınız sunum çok daha detaylı ve şık olabilirdi, değil mi? “Asıl problem ertelemenin kendisi değil; takip eden kendini suçlama ve duygusal kopuş” diyor Pychyl ve ekliyor: “Sağlığımıza zarar veren içsel mücadeleyi yaratan da tam olarak bu.”
Berbat bir döngü bu: Görev. Kaygı. Erteleme. Geçici rahatlama. Suçluluk. Daha büyük kaygı. Daha çok erteleme. Psikoloji diliyle, avoidance coping, yani kaçınmacı baş etme. Stres yaratan bir durumu çözmek yerine o durumun yarattığı rahatsız edici duygu ve düşüncelerden uzaklaşmaya çabalıyorsunuz. En sinsi tarafı da işe yaraması, ama yalnızca kısa vadede. Sorunu çözmüyor, kısa süreliğine göz ardı ediyorsunuz. Raporu tamamlamak yerine Instagram’a girdiğinizde kaygı hızlıca hafifliyor. Psikolojide buna “negatif pekiştirme” deniyor: Rahatsız edici duygunun ortadan kalkması, o davranışı gelecekte tekrar etme olasılığını artırıyor. İşte tam da bu yüzden erteleme, basit bir alışkanlık olmanın ötesine geçip beynin öğrendiği ve otomatik olarak tekrar tekrar başvurduğu bir baş etme stratejisine dönüşüyor. İlginç olan da şu: En çok erteleyenler tahmin edildiği üzere umursamaz kişiler değil. Aksine ortaya koyacağı işe en büyük anlamı yükleyen bireyler bu eğilimde. Erteleme üzerine çalışan ve Pychyl ile Procrastination, Health and Well-Being kitabını yazan araştırmacı Fuschia Sirois’e göre, mükemmeliyetçi endişeler devreye girdiğinde söz konusu iş bir görev olmaktan öteye geçiyor. Ertelenen şey yeterliliği, zekayı ya da değerleri sınayan bir teste dönüşüyor.
Psikoloji dünyasının neden erteleme davranışını bu kadar konuşur olduğunu düşünmek, erteleme mağdurlarını çözüme yaklaştıracak adımlardan biri olabilir. Ekranlardan öncesine gidelim. Masa başında canınız sıkıldığında neler yaptığınızı düşünün. Bakışlarınız ve dikkatiniz tavana, en fazla etrafınızdaki objelere kayıyordu değil mi? Belki biraz kaleminizle oynuyor, bir kahve almaya kalkıyor, ardından sandalyenize yeniden oturuyordunuz. Şimdiyse zora gelemeyen beyninizi anlık olarak ödüllendirmenin sayısız yolu var. Sadece iki dakikalığına çıktığınız TikTok turunuz iki saati aşıyor. Dikkatinizi üzerine çekmek için kapışan milyarlarca dolarlık bir endüstri varken, sıkıcı bir rapor yazmak hiç kolay değil. İnsan beyni rahatsızlıktan hiçbir zaman hoşlanmadı. Yeni olan bu değil. Rahatsızlıktan kaçışın kolaylığı ve hızı değişti. Modern insanın en büyük lüksü -ya da laneti- hiçbir rahatsız edici duyguyla uzun süre başa çıkmak zorunda kalmayışı olabilir mi?
Ne yapacağız peki? Öncelikle ertelemenin bir zaman yönetimi problemi olmadığını kabullenmek gerekiyor. Aksi halde yeni bir ajanda, akıllı saatiniz ya da hatırlatıcılar sorunu ortadan kaldırırdı. Psikologlara göre çözümün duygularla başlaması gerekiyor, zira erteleyen insanların en büyük ortak yanılgısı masa başına geçmeden önce motive hissetmeleri gerektiğini düşünmeleri. “Başlamak için motive olmayı bekleme” diyor Pychyl. “Önce eylem gelir. Motivasyon harekete geçmenin ödülüdür, ön koşulu değil.” Sosyal medyada çözüm bulmaya kararlıysanız Mel Robbins’e kulak verin: “Bir hedef doğrultusunda ilerleme dürtüsünü hissettiğiniz anda beş saniye içinde harekete geçmelisiniz; aksi halde beyniniz o dürtüyü öldürür.” Robbins beşten geri saymayı, ardından bahaneler üretmeyi bırakıp fiziksel olarak ilk hareketi yapmayı öneriyor The 5 Second Rule kitabında.
Sirois’e göre öz şefkat de erteleme davranışının en önemli kürlerinden. Belki de disiplinli biri gibi hissetmek o kadar önemli değildir. Araştırmacı, öz şefkat düzeyi yüksek kişilerin erteleme davranışına daha az eğilim gösterdiğini söylüyor. İşleri her ertelediğinizde “Yine yarına bıraktım” diye kendinizi suçlamak beyninizi aynı kaçınma döngüsüne biraz daha sıkı bağlıyor. 2015 tarihli araştırmasında kronik erteleme eğilimindeki kişilerin daha yüksek stres seviyelerinde yaşadığını, daha az uyuduğunu, uyku kalitesinin daha düşük olduğunu, sabahları daha yorgun uyandığını ve gündüzleri daha uykulu hissettiğini ortaya koyuyor. Hoş geldin kortizol ve belki de ödem. Erteleme, ofiste bıraktığınız bir davranıştan eve, yatağa ve ertesi gün yine ofise eşlik eden tuhaf bir stalker’a dönüşmesin. İşten kaçıp dizi binge ederken bir yandan iş düşüncelerine dalıp çıkan zihninize bitmek bilmeyen bir mesai yaptırmak istemezsiniz. Özetle, algoritmayı kendi silahıyla vurun: “Done is better than perfect.”


