15 Şubat 2022

Kolajen Bir Derin Mevzu

YAZI: ZEYNEP AKDOĞAN

Kolajen takviyelerinin son günlerde bir nevi obsesyona dönüştüğünü söylemek mümkün. Öyle ki, 2026 yılında marin kolajeninin 1 milyar dolarlık dev bir endüstriye evrilmesi bekleniyor; kolajen Google’da her ay ortalama 1,4 milyon kez aranıyor. Üstelik sosyal medyada ikide bir karşımıza çıkan influencer tasdikli ürünleri, sponsorlu -ve gün gibi fotoşoplu- celebrity reklam görsellerini de düşünürsek, bu rakam buzdağının yalnızca görünen kısmı. Paylaşımların tutulduğu beğeni yağmuru da cabası.

Parlak bir cilt, hacimli saçlar, güçlü kemikler ve tarihe karışan eklem ağrıları... Vaadi bol kolajen takviyelerinin wellness meraklılarının, sosyal medya ahalisinin, hatta hepimizin çekim alanına girmesi pek de şaşırtıcı olmasa gerek. Zira, Yunancada “yapıştırıcı” anlamına gelen kolla kelimesinden türeyen kolajen, cildimizin dörtte üçüne hükmeden, içeriğinde 19 farklı amino asit barındıran kompleks bir protein. Sağlığımıza faydalarıysa yüzeyi en geniş organımız olan tenimizden, aynalardaki yansımamızdan çok öteye, hayati organlardan kan damarlarına, kemiklerden dişlere, kıkırdaktan bağdokusuna uzanıyor. Kolajen üretiminin vücuda nem, antioksidan ve bağışıklık desteği verdiği, kolajen eksikliğinin yaraların iyileşme sürecini yavaşlatırken iç ve dış yaşlanma sürecini hızlandırdığı da bilimsel birer gerçek. 

Kolajen

Fotoğraf: Dmitry Narin

Zamanı geri döndürebilir miyiz? 

Milyonluk soru şu: Farklı formlarda gelen kolajen takviyeleri zamanla yitirdiğimiz kolajeni yerine koyabilir mi sahiden? “Evet, ancak hatırı sayılır, sağlıklı bir beslenme biçiminin yerine geçebilecek seviyede değil” cevabını veriyor deniz ekolojisti Dr. Pia Winberg. Bugünlerde yosunun yaralar üzerindeki iyileştirici etkisini araştıran Avustralyalı bilim insanı, konuyu şöyle özetliyor: “Vücudunuz ancak protein açısından kolajene ihtiyaç duyarsa ve yapıtaşları açısından doğru amino asitlere sahipse kolajen üretebilir. Dolayısıyla, beslenme anlamında amino asit eksikliğiniz olmadığı takdirde kolajen takviyelerinin faydasını görmeniz hayli güç. Üstelik bu eksikliği protein ağırlıklı besin tüketiminizi artırarak veya çeşitlendirerek gidermeniz de mümkün.” Avustralya merkezli klinik dermatolog Stephen Shumack da hemfikir: “Kolajen takviyelerinin pazarlanan faydaları oldukça kısıtlı bilimsel verilere dayanıyor. Neyse ki bu takviyelerin yan etkileri de yok denecek kadar az.”  

Öte yandan, doktorlara göre kolajen takviyeleri vücudun çeşitli bölgelerinde kaşıntı, kızarıklık veya ciltte sistik akne türü alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebiliyor. Çoğu takviye hiyalüronik asitten biyotine, farklı içeriklerle formüle edildiğinden, olumsuz yan etkileri tek bir unsura dayandırmak güç olsa da, “Whey proteini, yani laktoz ve bol şeker içeren peynir altı suyu formüllü takviyelerin akne oluşumunu tetikleyebildiğini biliyoruz” diyor Los Angeles merkezli dermatolog Dr. Ivy Lee. Et tüketimini azaltmak üzere tercih edilen, son dönemlerde sığır türü hayvan kökenli takviyeleri açık ara geride bırakan marin kaynaklı kolajen takviyelerine de ihtiyatla yaklaşmak gerek. Zira 2016 yılında Allergology International medikal dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, bu tür besin takviyeleriyle kabuklu deniz ürünlerinin yanı sıra balık kaynaklı gıda alerjileri, hatta zehirlenmeleri arasında net bir sebep-sonuç ilişkisi var. Verilere göre olumsuz belirtiler en çok ishal, reflü ve kabızlık gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarıyla baş gösteriyor.

Faydaları neler?

Uzmanlar kolajenin cilde olumlu faydalarının bilimsel açıdan henüz kanıtlanmadığını söyleseler de, aksini gösteren verileri de yabana atmamak gerek. Nutrients adlı bilimsel dergide yayınlanan Kasım 2019 tarihli bir araştırma, örneğin, 12 hafta boyunca çinko, C ve E vitamini gibi destekçi besinlerle alınan kolajen takviyesinin 35 yaş üstü kadınların cilt kalitesini geliştirdiğini bildiriyor. Yaraların iyileşme sürecinden cildin elastikiyetine ve su seviyesine, kolajenin faydalarına dikkat çeken araştırmalar arasında bulunan bir diğeri de fiziksel performansa yönelik. Kısıtlı katılımcı sayısıyla 25 atlet üzerinde yapılan araştırmaya göre kolajen, ağırlıklı spor seanslarında alındığında özellikle erkek katılımcılarda kas ve kuvvet oranını yükselten belirgin bir faktör. Salt Lake City merkezli Gnarly Nutrition merkezinin CPO ve COO’su, besinsel fizyoloji doktoru Shannon O’Grady verileri şöyle yorumluyor: “Antrenmandan 30 ila 60 dakika önce kolajen peptitleri tüketmek, kolajen sentezini harekete geçiriyor; eklem, tendon ve bağdokularını daha sağlıklı, güçlü ve dirençli kılabiliyor.” 

Kolajenin faydaları üzerine en güvenilir veriyse International Journal of Dermatology adlı bilim dergisinden. Geçtiğimiz Mart ayında yayımlanan, toplam 1125 katılımcıyla yapılan 19 farklı araştırmayı çapraz analiz eden araştırmaya göre hidrolize kolajen verilen grup, plasebo verilen grupla karşılaştırıldığında ilk grubun cildinde nem, elastikiyet ve dolgunluk açısından belirgin faydalar gözlemleniyor. “Sonuçlara göre, 90 gün boyunca hidrolize kolajen takviyesi almak cildi nemlendirdiği, elastikiyeti artırdığı ve kırışıklıkları hafiflettiğinden ciltte anti-aging etkisi yaratıyor” diyen Dr. Lee önemli bir unsura daha dikkat çekiyor: “Sorun şu ki, bu da diğerleri gibi ideal dozajlara ve formüllere değinmeyen, tüketiciye yön vermeyen bir araştırma.” Araştırmanın gösterdiği sebep-sonuç ilişkisine ikna olmayanlar da var. “Bazı insanlar hidrolize kolajenin bedeni kandırabildiğine, daha çok kolajen üretmeye sevk edebildiğine inanıyor” diyor New York merkezli dermatolog Dr. Shereene Idriss. “Bu enteresan teorinin, büyük çaplı bağımsız araştırmalarca kanıtlandığına şahit olmak isterim. Zira FDA’nın denetlemediği kolajen takviyeleri üzerine yapılan araştırmalar, genellikle güvenilir kaynaklar tarafından değil, bizzat kolajen takviyesi üreten firmalar tarafından finanse ediliyor.” 

Kolajeni nereden, nasıl almalı?

Bu kafa karıştırıcı bilgiler bir yana, kolajenin vücutta hasar yaratacak zararlı bir takviye olmadığını söylemek mümkün. Ancak kullanmak isteyenler için birkaç not düşmekte fayda var. Her takviyede olduğu gibi kolajen takviyesine başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışın; toz, hap veya sıvı formda gelebilen takviyeleri beslenmenize yavaş ama emin adımlarla dâhil edin. Önerilen dozun yarısıyla başlamak ve vücudunuzun nasıl tepki verdiğini gözlemleyerek yol almak, iyi bir fikir. Tükettiğiniz kolajenin hidrolize olduğuna emin olun. Zira hidrolizasyon, kolajeni parçalayarak peptitlere ayıran bir işlem ve peptitlerin bağırsak bariyerinden geçmesi, kana karışması daha kolay. Teoride, vücudumuza giren kolajen peptitleri en çok onarım isteyen yerlere destek veriyor olmalı. Takviyeyi bırakacağınız bir tarih belirleyin. Unutmayın; doktorlar, hiçbir besin takviyesinin sonsuza kadar alınmaması gerektiği konusunda hemfikir. Eğer üç aylık süreçte cilt kalitenizde herhangi bir gelişme görmezseniz, takviyeyi bırakın. 

Daha doğal bir kolajen takviyesiyse aradığınız, protein zengini balık, tavuk, yeşil yapraklı sebze ve baklagillere sofranızda yer açın. Kolajenin etkisini turunçgiller, brokoli, kırmızıbiber ve dut gibi C vitamini depolarının yanı sıra susam tohumu, kaju, mercimek ve kakao türü bakır zengini gıdalarla destekleyin. Güneşin ciltteki kolajeni parçalayan etkisini istisnasız her gün yüksek faktörlü bir güneş koruyucu kullanarak önlerken, kolajen üretimini tetiklediği kanıtlanan mikroneedling ve lazer tedavilerinden de yardım alabilirsiniz. 

 

ETİKETLER: KOLAJEN , SAĞLIK , GÜZELLİK