Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


It girl olmak, pek çok kişinin arzuladığı ancak çok azına bahşedilen bir ayrıcalık. Bu statü, kişiyi diğerlerinden ayıran, kelimelerle tam olarak açıklanamayan o eşsiz nitelikte saklı. Vogue Portekiz yazarı Rita Petrone anlatıyor.
Figürleri neredeyse mitolojik bir statüye yüceltme fikrinde tuhaf bir çekicilik var; belirli bir zamanın ya da bağlamın bilinen sınırlarının ötesindeki niteliklerle şekillenen, tanımlanması ne kadar güçse ulaşılması da bir o kadar zor olan bir seviye söz konusu. It girl kavramının manyetik etkisi de tam olarak bu dilsel paradigmadan doğuyor. Bunun öylesine verilen bir unvan olmadığını ve yalnızca doğuştan gelen, zahmetsiz görünen bir niteliğe sahip olanlara atfedildiğini fark etmek önemli. Öyle ki bu nitelik, tanımlanması neredeyse imkansız olduğu için ne taklit edilmeye ne de yeniden üretilmeye elverişli. Bu, it girl etiketiyle bahsi geçen her kadının biricikliğine özgü bir formül.
It girl kavramı yaklaşık bir asırdır hayatımızda ve farklı dönemlerin temel dinamiklerine nüfuz etmeyi sürdürüyor. Hatta her dönemin ruhu, bir bakıma o çağın seçilmiş it girl’leri üzerinden anlaşılabiliyor. Farklı estetik akımlardan, bu kadınların yolculuğunu takip eden medya skandallarına ve magazinsel söylentilere kadar uzanan geniş bir etki alanıyla, bu figürler yalnızca profesyonel başarılarıyla tanınan ünlüler değil; aynı zamanda trend belirleyiciler ve sayısız yaratıcı dehanın ilham perileri. Kökleri New York yaşam tarzına sıkı sıkıya bağlı olan bu olgu, yıllar içinde evrilerek ana akım kültürde yerini sağlamlaştırdı. Artık hiç uyumayan şehrin sınırlarını aşarak modelleri, oyuncuları, müzisyenleri ve sosyetik isimleri de kapsayan daha geniş bir çerçeveye ulaştı. Yine de it girl mevzusunun medyada ilk kez görünürlük kazanması edebiyat aracılığıyla gerçekleşti. 1927’de Elinor Glyn, It adlı romanında bu terimi popülerleştirerek şöyle tanımladı: “Bazı insanların sahip olduğu ve diğer herkesi manyetik bir güçle kendine çeken bir nitelik. (...)
Zihinsel bir özellik olabileceği gibi fiziksel bir çekim de olabilir.” Ve bu sayfalardan, ilk somut it girl örneği de doğdu: Glyn’in kitabının sinema uyarlamasında rol alan oyuncu Clara Bow. Böylece kavram ile karakter arasında toplumsal hafızada kalıcı bir bağ kuruldu. Nesilden nesile aktarılan it girl olgusu, sürekli değişen bir sembol haline geldi. İçerik üretme ve tüketme biçimlerimizi şekillendiren teknolojik gelişmeler, bu figürün özünde hayranlık duyulan, takip edilen ve mümkünse taklit edilmeye çalışılan biri olduğu fikrini pekiştirdi.
Henüz kavramları isimlendirmeden önce bile, çekiciliği ve büyüleyiciliği adeta hipnotize edici kadınlar vardı. Aslında bugün it girl olarak andığımız kişilerin listesi 20. yüzyılın başlarına dayanıyor ve mirasları zamanlarının ötesine geçen isimlerle dolu. Viktorya döneminden efsanevi KükreyenYirmiler’e uzanan süreçte, 20. yüzyılın başları yenilik ve ilerleme arayışıyla şekillendi. Bu özgüveni Evelyn Nesbit’ten daha iyi yansıtan kimse yoktu. Terim onun zamanında henüz ortaya çıkmamış olsa da, çoğu kişi tarafından ilk it girl kabul edildi. Nesbit, henüz 15 yaşındayken New York’ta modellik kariyerine başladı ve kısa sürede dönemin yüksek sosyetesinde öne çıkan bir isim oldu. Daha sonra milyoner Harry K. Thaw ile evlendi; ancak bu evlilikten önce, yaşam tarzının büyük bölümünü finanse eden mimar Stanford White ile bir ilişki yaşadı. Thaw bu ilişkiyi öğrendiğinde, kıskançlık krizine girerek White’ı Madison Square Garden’da tek kurşunla öldürdü. Kamuoyunun ilgisi olayı daha da büyüttü ve skandal, daha önce görülmemiş boyutlara ulaştı. Hatta jüri üyeleri, dava sırasında medya etkisinden korunmak için tarihte ilk kez izole edildi. 1920’lere gelindiğinde, savaş sonrası dönemin etkisiyle it girl kültürü de dönüşmeye başladı. Terim, kadınların daha fazla özgürlük ve bağımsızlık için geleneksel normlara meydan okuduğu bir dönemin sembolüne dönüştü. 1930’lar ve 1940’lara gelindiğinde ise dönemin önde gelen it girl kişilikleri, Hollywood’un altın çağının ihtişamını ve sofistike estetiğini temsil etmeye başladı.

Fotoğraf: Getty Images
İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi, alışkanlıkların ve zihniyetlerin yeniden şekillenmesini bir kez daha zorunlu kıldı ve it girl kavramı, genç enerjisiyle öne çıkan modellerin ve oyuncuların toplum tarafından çok sevildiği gerçeğini yansıtmaya başladı. Ancak mirası bugün hâlâ tartışmasız olan bazı isimlerin doğuşu 1960’lara dayanıyor. Listedeki olmazsa olmaz isimlerden Brigitte Bardot, Audrey Hepburn ve Marilyn Monroe haricinde Edie Sedgwick de New York’un bohem hayatının yıldızlarından biri olarak öne çıktı. Cesur stili, parti kızı rutinleri, model, oyuncu ve sosyetik kimliğiyle Andy Warhol’un ana ilham kaynaklarından biri oldu ve sanatçının 18 filminde yer aldı. Chelsea Hotel’de yaşayan Sedgwick, skandallarla dolu bir hayat sürdü ve bu durum, iyi ya da kötü, dönemin en dikkat çekici parti figürlerinden biri haline gelmesine katkı sağladı. Öte yandan hikayesi, medyanın tatminsiz ilgisinin yarattığı baskı altında yaşanan aşırılıkların karanlık tarafıyla gölgelendi ve model henüz 28 yaşındayken hayata veda etti. 1970’ler ise it girl olmanın daha cüretkar ve deneysel bir versiyonunu beraberinde getirdi. Farrah Fawcett ve Bianca Jagger gibi ikonların öncülük ettiği bu dönemde, Jane Birkin Fransız modasının en sembolik figürlerinden biri olarak konumlandı. Zamansız stili, tarihin en arzu edilen ve ulaşılması en zor çantalarından biri olan Hermès Birkin’e adını verdi. Spektrumun diğer ucunda ise Grace Jones’un cesareti, it girl fenomeninin klasik özelliklerine farklı bir perspektiften bakmamızı sağladı. Kariyerine model olarak başlasa da, mirası daha çok şarkıcılığı ve oyunculuğu üzerinden şekillendi. Büyüleyici sahne performanslarıyla avangard moda tasarımcılarının dikkatini çekti; bu da onun çekiciliğini güçlendirerek etkisi döneminin ötesine uzanan kişilerden biri olmasını sağladı. Iman ise, yaygın görüşün aksine, güzellik ve zekanın birlikte var olabileceğini kanıtladı. Fotoğrafçı Peter Beard, modellik kariyerini ilerletmesi için onu New York’a götürdüğünde, Iman çevresindekilerin tahmin ettiğinden daha deneyimli ve eğitimli olduğunu kanıtladı. Beş dil konuşan model, bu yetkinliğini Halston, Yves Saint Laurent, Gianni Versace ve Calvin Klein gibi isimlerin ilham kaynağı olmak için kullandı. Kariyeri, 1990’lar ve 2000’lerin başında moda kültürüne damgasını vuran süpermodel çağını da besledi. Bu hareketin merkezinde genellikle Big Five olarak anılan grup yer alıyordu: Christy Turlington, Cindy Crawford, Linda Evangelista, Naomi Campbell ve Claudia Schiffer. Onlara Kate Moss, Tyra Banks, Carla Bruni ve Alek Wek gibi isimler eşlik etti ve süpermodeller modanın en güçlü (ve en kalıcı) ilham kaynakları haline geldi. Ancak 1990’ların it girl profillerinden söz ederken bilinçli minimalizmden doğan sofistike estetiğin ikonu haline gelen Carolyn Bessette-Kennedy’yi anmamak olmaz. Bessette-Kennedy, Calvin Klein’daki kariyeri ve John Kennedy Jr.’ın eşi olması sebebiyle bu statüye neredeyse farkında olmadan ulaştı. Şık siluetlere sahip parçalarla şekillenen otantik stili, onu zamansız ilham kaynaklarından biri haline getirdi. Trajik bir uçak kazasında hayatını kaybetmesinin üzerinden neredeyse 30 yıl geçmiş olsa da, gardırobu hâlâ önemli bir referans noktası olmayı sürdürüyor.

Fotoğraf: Getty Images
21. yüzyıl, it girl kavramını yeniden kurguladı. 2000’ler bize, terimin hem kapsamını hem de çağdaş ruhunu bire bir karşılayan Alexa Chung’ı tanıttı. Model, ilham perisi, tasarımcı, yazar ve sunucu Chung, bulaşıcı enerjisi ve taklit edilmesi imkansız stiliyle dünyanın dört bir yanında sadık bir hayran kitlesi yarattı. Başarıları profesyonel hayatından kişisel yaşantısına kadar uzandı: Tumblr kuşağının en çok alıntılanan aşk mektuplarından birine ilham oldu (teşekkürler Alex Turner) ve Mulberry’nin ikonik çantalarından birine adını verdi. Ancak bu dönemin teknolojik gelişmeleri, it girl evreninin genişlemesinin de habercisi oldu.

Fotoğraf: Getty Images
Reality TV’nin en farklı formatlarından doğan yeni kişilikler, bugün topluma nüfuz eden ünlülük ekolünün spoiler’larını verdi. Paris Hilton ve Kim Kardashian gibi isimler, “ünlü olduğu için ünlü olma” döngüsünden doğan üstü kapalı sanatı sahiplendi. Sadece varlıkları bile büyüleyiciydi. Lüks ve ihtişamın ardında, bu kadınlar özlerini sürdürülebilir ve tartışmasız derecede başarılı iş modellerine dönüştürdü. 2010’lara geldiğimizde sosyal medya, kuralları bir kez daha yeniden yazdı. Bir zamanlar stilleri ve yaşam tarzları bakımından “ilham verici” ile “arzulanan” arasında ikili bir oyun oynayan it girl figürlerinin onlara vaat edilmiş ayrıcalıklara erişimi artık dengelendi. Şimdi bu dünyanın kapıları yalnızca bir algoritma uzağımızda. Romantize edilmiş nostaljik bakış açısını bir kenara bırakırsak, günümüzde şöhrete giden adımların çok daha rasyonel ve dijital olduğu ortada. Otantikliğe verilen önem azalırken, it girl-ing eyleminin (ya da buna yaklaşma çabasının) sağlayacağı faydalar ön plana çıkıyor. Yine de Bella Hadid, Zendaya ve Julia Fox gibi bazı figürler seslerini diğerlerinden daha fazla duyurmayı başarıyor. Onların yıldız olma konusundaki benzersiz yeteneklerinde, kuşakları şekillendiren ve stil ile kültürün koruyucuları olarak mirasları yıllar boyu süregelen it girl’lerin efsanevi büyüsünden izler görülüyor. Zira değerler değişir, onları temsil eden yüzler değişir; ancak gerçek it girl’lere özgü, tarifsiz çekim gücü kalıcıdır. Bu açıdan bakıldığında, diğer her şey değişse bile, yeni milenyumun Kükreyen Yirmiler’i emin ellerde görünüyor.
