Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Matthew Rhys’in başrolde olduğu “Widow’s Bay” dizisinin yorumu: Lanetli bir ada, kara mizah ve doğaüstü olaylar eşliğinde korku-komedi türüne farklı bir bakış.
Widow’s Bay’i izlemeye başladığımda karşıma nasıl bir dizi çıkacağını kestirmek pek kolay olmadı. Kağıt üzerinde oldukça klasik bir korku hikayesi var: Küçük bir ada, kuşaktan kuşağa aktarılan bir lanet ve kimsenin tam olarak inanmadığı doğaüstü olaylar. Ancak Katie Dippold imzalı dizi, bu tanıdık malzemeyi klasik bir korku anlatısına dönüştürmek yerine kara mizah ve gizemle harmanlıyor. Ortaya da ne tamamen korkutan ne de yalnızca güldüren; kendi tonunu bulmayı başaran bir seyirlik çıkıyor.
Bu dünyanın merkezinde Matthew Rhys’in canlandırdığı Belediye Başkanı Tom Loftis var. Tom’un en eğlenceli tarafı, kendisini son derece önemli bir belediye başkanı olarak görürken çevresindeki hiç kimsenin onu aynı ciddiyetle değerlendirmemesi. Adanın turizm potansiyeline fazlasıyla güveniyor ve yerlilerin yıllardır anlattığı lanet hikayelerini neredeyse bir halkla ilişkiler problemine dönüştürüyor. Wi-Fi’ın bile doğru düzgün çekmediği bir yere turist çekmeye çalışması başlı başına komik. Fakat Tom, kısa süre içinde pazarlama planlarının ötesinde bir sorunla karşı karşıya olduğunu fark ediyor.

Fotoğraf: Alamy
Matthew Rhys’i The Americans ile tanıyanlar için Tom Loftis oldukça farklı bir karakter. Daha nevrotik, sakar ve zaman zaman acınası bir adam izliyoruz. Tom yanlış kararlar veriyor, çevresindekilerin onayını fazlasıyla önemsiyor ve korktuğunda bunu saklamakta pek başarılı olamıyor. Rhys ise bütün bu zaafları karakteri itici olmaktan çıkarıp sevimli hale getirecek şekilde kullanıyor. Özellikle kontrolünü kaybettiği anlarda yüzündeki ifade, dizinin en komik detaylarından.
Dippold’un senaryosunun güçlü tarafı, korku ve mizahı birbirinden ayırmaması. Bir sahnede gerçekten ürkütücü bir olay yaşanırken birkaç saniye sonra kuru bir espriyle karşılaşabiliyoruz. Başlangıçta saçma görünen bir yerel efsanenin gerçek olduğuna dair işaretler ortaya çıktığında ise hikaye daha karanlık bir yöne ilerliyor. Bu geçişlerin her zaman kusursuz olduğu söylenemez, ancak Widow’s Bay’i sıradan bir korku dizisinden ayıran da bu yaklaşım.

Fotoğraf: Alamy
Adanın atmosferi ise hikayenin en başarılı unsurlarından. Eski binalar, sis, kapalı hava, dış dünyadan kopuk yaşam ve yıllardır değişmeden sürdürülen gelenekler, dizinin gizem duygusunu güçlendiriyor. Modern dünyanın mantığıyla hareket eden Tom ile adanın geçmişine bağlı yaşayan yerliler arasındaki fark da hikayeye ayrı bir mizah katıyor. Kate O’Flynn, Stephen Root ve Dale Dickey gibi isimlerin yer aldığı yan kadro da bu atmosferi destekliyor. Karakterlerin birbirinden farklı tuhaflıkları, adayı giderek daha ilginç bir yere dönüştürüyor. Özellikle Tom’un çevresindeki insanların doğaüstü olaylara verdiği tepkiler, onun yaşadığı şaşkınlığı daha da komik hale getiriyor.
Hikaye ilerledikçe adanın geçmişi ve laneti daha fazla açık ediliyor. Başlangıçta turizmi canlandırmaya çalışan bir belediye başkanının hikayesi gibi görünen yapı, zamanla ailelere, eski hikayelere ve adanın kuşaklar boyunca taşıdığı sırra uzanıyor. Bu nedenle Widow’s Bay tek bir türe kolayca yerleştirilebilen bir dizi değil. Gizem tarafı hikayeyi ileri taşırken kara mizah, karakterleri ayakta tutuyor.

Fotoğraf: Alamy
Benim için dizinin en keyifli tarafı da bu oldu. Her bölümün mutlaka korkutmasını ya da her esprinin yerini bulmasını beklemeden izlediğinizde, Widow’s Bay kendi dünyasını kurmayı başarıyor. Kusursuz bir yapım değil ancak Matthew Rhys’in taşıdığı başrol, güçlü atmosferi ve beklenmedik anlarda yön değiştiren hikayesiyle, alışılmış korku dizilerinden biraz uzaklaşmak isteyenler için iyi bir alternatif.
Hikayenin devam edeceğini de biliyoruz; Widow’s Bay ikinci sezon için onayını aldı. Devamını merakla bekliyorum.


