Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Bir manzara, bir sergi, deniz kıyısında uzun bir öğleden sonra ya da bilinmeyen bir sokağa sapmak… Sanatçı/iç mimar Arslan Sükan, dünyayı keşfederken peşinden gittikleri duyguları ve kendilerine ait seyahat ritüellerini anlatıyor.
Yaz benim için yenilenme, hafifleme ve ferahlık demek. Günlük hayatın ritminden biraz uzaklaşıp nefes alabildiğim, zihinsel olarak yeniden şarj olduğum bir dönem.
Aslında birçok güzel yaz tatilimi hatırlıyorum ama tek birini ayırmak zor. Yaklaşık yirmi yıldır her yaz gittiğim Patmos’un hayatımda ayrı bir yeri var. Bir yere yıllarca geri dönmek, tanıdık gelen manzaralara rağmen her seferinde yeni bir detay keşfetmek ve o adanın hayatınızın bir parçası haline gelmesi çok özel bir his. Hâlâ sade, zarif ve doğal karakterini koruyabilmiş olması beni etkiliyor. Plajlarında neredeyse hiç müdahale hissedilmeyen, ham ve doğal bir atmosfer var. Akşamları ise sanki bir Antonioni filminden çıkmış gibi hissettiren meydanı, yaratıcı ve stil sahibi insanlarıyla çok özel bir enerji taşıyor. Patmos’un güzelliği biraz da belirli adreslerden çok yarattığı atmosferde saklı.
Bu yaz da her zamanki gibi Yunan adalarına gitmeyi planlıyorum. Özellikle Patmos ve Hydra listenin başında. Hydra mimarisi, otomobilsiz yapısı ve sanatla kurduğu güçlü ilişki nedeniyle her zaman ilgimi çekiyor. Her iki adada da yıllardır tanıdığım dostlarım var; bu yüzden seyahatlerim sadece yeni yerler keşfetmekten ziyade sevdiğim insanlarla yeniden beraber olmak anlamına geliyor.
Çok popüler ve kalabalık yerlerden ziyade kendi karakterini koruyabilmiş destinasyonları seviyorum. Bir şehrin ruhunu anlamanın en iyi yolu, turistik rotaların dışına çıkıp gündelik hayatın içine karışmak. İnsanlarını gözlemlemek, yerel kafelerde vakit geçirmek ve o yerin ritmini hissetmek gerekiyor.
Belki klasik anlamda bir seyahat değil ama yaklaşık on yıl yaşadığım New York’un hayatımda çok önemli bir yeri var. Bana uluslararası bir bakış açısı kazandırdı; farklı kültürleri, yaratıcı üretimi ve büyük şehir dinamizmini deneyimleme fırsatı verdi.
Orada gerçekten iyi vakit geçirmiş ve daha önce hissetmediğim duygular hissetmiş olmak. Bir yer bana sadece güzel manzaralar değil güçlü bir duygu ya da hatıra bırakıyorsa tekrar gitmek isterim.
Oldukça sade. Denizle iç içe olmak, uzun öğle yemekleri yemek, bol bol yürümek, fotoğraf çekmek ve zamanın biraz daha yavaş aktığı bir ritme girebilmek. Benim için en lüks tatil, acele etmeden yaşanabilen tatildir.
Fotoğraf çekmek benim için dünyayı gözlemleme ve anlamlandırma yöntemi. Gittiğim yerlerden yüzlerce kareyle dönerim. Yıllar içinde oldukça geniş bir kişisel arşiv oluştu. Bunun dışında vintage fotoğraf koleksiyonum var. Seyahatlerimde rastladığım eski fotoğrafları, kartpostalları ve hikayesi olan küçük objeleri toplamayı seviyorum. Bazen bir nesnenin kendisinden çok taşıdığı geçmiş ve çağrıştırdığı hikayeler ilgimi çekiyor.
Seyahat ettiğim yerin atmosferine göre müzik seçmeyi seviyorum. Müzik, bir yolculuğun hafızasında en az görüntüler kadar yer ediyor.
Fotoğraf makinem mutlaka benimle gelir; hatta bazen bavuldan önce ayrı bir çantaya onu koyarım. Onun dışında çok katı bir bavul listem yok. Gideceğim yerin ruhuna göre hazırlanmayı seviyorum.