Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Dünyanın en varlıklı insanlarının seyahatlerini planlayan “Travel with Livii” yani Olivia Ferney’in telefonu hiç susmuyor. Çünkü birileri ondan sürekli sıradışı bir istekte bulunuyor ve o, “imkansız” kelimesini pek kullanmıyor.
Telefonunuz çalıyor ve karşınızdaki kişi Paris’teki dev bir kruvasanın ertesi gün Miami’de olmasını istiyor. Bir başkası ise şampanyasının birkaç derece sıcak servis edildiği gerekçesiyle öfkeli. Bir milyarder baba, kızının arkadaşlarıyla çıkacağı tatile milyon dolarlar harcamayı kabul ediyor ama tek bir şartla: Kızı yeni eşiyle iyi geçinmek zorunda. Fazlasıyla absürt gelen hikayeler, öyle değil mi? Ama bu Olivia Ferney için aslında sıradan bir iş günü.
Instagram’da milyonlarca kişinin Travel With Livii olarak tanıdığı Olivia Ferney, dünyanın en varlıklı insanlarının tatillerini planlayan, krizlerini çözen ve çoğu zaman kulağa imkansız gelen taleplerini gerçeğe dönüştüren bir lüks seyahat uzmanı. Kanada’nın küçük bir kasabasında büyüyen ve çocukluğunda lüks tatil anlayışı, ailesiyle birlikte arabaya atlayıp Myrtle Beach’e gitmekten ibaret olan Ferney için artık özel jetler, süper yatlar, özel adalar ve yedi haneli seyahat bütçeleri günlük çalışma hayatının parçası. Üstelik bu dünyanın en ilginç tarafı para değil müşterilerin bizzat kendisi. “Sosyal medyada paylaştığım görüşmelerin insanları şoke ettiğini biliyorum ama müşterilerimin çoğu son derece yaratıcı, zeki ve ilginç insanlar. Onların da herkes gibi aileleri, tutkuları ve sorunları var” diyen Olivia için müşterilerinin her biri artık sıradan olsa da sosyal medyadaki takipçileri kesinlikle öyle düşünmüyor. Instagram hesabının bu kadar hızlı büyümesinin sebebi de tam olarak bu. Kimi zaman bir müşterisi sadece New York pizzasını özlediği için özel uçakla başka bir şehre pizza siparişi veriyor. Kimi zaman Yunanistan açıklarında bir yatta sıkışıp kalan bir müşterisi Mykonos’taki partiye yetişebilmek için helikopter organize edilmesini istiyor. Olivia ise tüm bunları anlatırken neredeyse hiç mimik değiştirmiyor. Çünkü onun iş tanımında “imkansız” kelimesinin pek yeri yok. “Panik hiçbir işe yaramıyor” diyor. “Bir müşteri imkansız gibi görünen bir şey istediğinde onunla tartışmanın hiçbir anlamı yok. Ben bunu bir meydan okuma olarak görüyorum. Çözebilir miyiz? Gerçekleştirebilir miyiz?”

Dışarıdan bakınca tüm müşterileri fazlasıyla sıradışı görünse de ona göre ultra zenginlerin talepleri çoğu zaman insanların düşündüğü kadar tuhaf değil. “Dürüst olmak gerekirse artık çoğu talep beni şaşırtmıyor. Eğer ben de bir tatile o kadar para harcıyor olsaydım, akşam yemeğim için özel bir ıstakoz getirilmesini isteyebilirdim.” Başlarda onu ilk şoke eden şey talepler değil rakamlar olmuş. “Bir kişinin tek bir seyahate bir milyon dolardan fazla para harcadığını ilk gördüğümde aklım durdu. O an bunun tamamen farklı bir dünya olduğunu anladım.”
Travel With Livii hesabının ortaya çıkışı ise tamamen tesadüf. Olivia ve nişanlısı Troy yüksek gelir grubuna özel seyahatler organize eden Top Tier Travel’da çalışırken bir gün yeni bir müşteri adayıyla yaptıkları telefon görüşmesinin ardından birbirlerine bakıp gülmeye başlamışlar. “Talebin kendisi komik değildi. Komik olan müşterinin bizimle konuşma şekliydi. O an bunun sosyal medyada paylaşılması gereken bir hikaye olduğunu düşündük.” Sonrası ise oldukça hızlı gelişmiş. “Hemen bir arkadaşımı aradım, yaşanan durumu canlandırdık ve videoyu paylaştık. İlerleyen günlerde benzer videolar paylaşmaya devam ettik ve neredeyse bir gecede her şey değişti.”
Milyonlarca insan şimdi Olivia’nın telefonunun diğer ucundaki hayatı takip ediyor. Ancak onu izlerken dikkat çeken başka bir şey daha var: Neredeyse hiç sinirlenmiyor. Belki de bu yüzden imkansız görünen işler için ilk aranan kişilerden biri olmuş. İşi özel jet ayarlamak ya da otel rezervasyonu yapmaktan çok insanların hayatındaki sorunları ortadan kaldırmakla ilgili. “Birçok müşterim için lüks artık bir standart. Belirli şeyleri belirli şekilde istiyorlar ve benim görevim bunu mümkün kılmak.” Bu noktada da ilginç bir gözlemi var. Dışarıdan bakıldığında ultra zengin insanların daha büyük yatlar, daha büyük villalar ya da daha gösterişli tatiller peşinde olduğu düşünülse de onun gördüğü tablo biraz farklı. “Bugün en büyük lüks zaman. Birine zaman kazandırabiliyor, stresini azaltabiliyor veya ekibinin işini kolaylaştırabiliyorsam, ona verebileceğim en değerli şey bu oluyor.” Hatta son dönemde müşterileri arasında en hızlı büyüyen trendin adını bile koymuşlar: “The Bubble.” Yani kişinin tatilini yapıp evine dönene kadar neredeyse hiç kimseyle karşılaşmadığı, her detayın önceden organize edildiği kusursuz bir balon yaratmak. “Birçok insan bunun gösteriş olduğunu düşünüyor ama aslında mesele mahremiyet. İnsanlar sevdikleriyle kesintisiz vakit geçirmek istiyor.” Bu yüzden bazı müşterilerinin yalnızca bu erişime sahip olmak için yılda yüz binlerce dolar danışmanlık ücreti ödediğini anlatıyor. Çünkü günün sonunda satın aldıkları şey daha büyük bir süit değil hiçbir şey düşünmek zorunda kalmamak.
Bu zamana kadar karşılaştığı en zorlu organizasyonlardan birini sorduğumda aklına ilk gelen, Teksas’ın ortasındaki küçücük bir kasaba oluyor. “En sevdiğim projelerden biri Marfa, Teksas’ta gerçekleşen bir NFT etkinliğiydi. Eğer daha önce Marfa’ya gittiyseniz ne kadar küçük bir yer olduğunu bilirsiniz. Müşterimize unutulmaz bir deneyim yaratabilmek için neredeyse kasabadaki tüm restoranları kullanmak zorunda kaldık. Her şeyi organize etmek için 24 saatten az zamanımız vardı. Muhtemelen çözdüğümüz en pahalı problem değildi ama zaman ve lokasyon açısından kesinlikle en zor olanlardan biriydi. Sonunda da en eğlenceli işlerden birine dönüştü.”

Sosyal medya sayesinde milyonlarca kişiye ulaşmış olsa da Olivia’nın bu platformla ilişkisi hâlâ biraz karmaşık. Sosyal medyayla nefret-aşk ilişkisi yaşadığını söylüyor. Mesela kendi organize ettiği milyon dolarlık seyahatlere rağmen en abartılan seyahat trendi olarak yine sosyal medyayı gösteriyor. “İnsanlar sosyal medyada gördükleri tatilleri yeniden yaratmaya çalışıyor. Herkes aynı restorana gitmeye, aynı beach club’da eğlenmeye ve aynı fotoğrafları çekmeye çalışıyor. Sonuç olarak bu eşsiz güzellikteki destinasyonlar gereksiz şekilde kalabalıklaşıyor ve bir noktada etkisini yitiriyor. Benim işim çoğu zaman henüz viral olmamış yerleri bulmak. En az bilinenler kadar güzel hatta bazen çok daha güzel olan gizli noktaları keşfetmeye çalışıyorum.” Belki de bu yüzden son yıllarda seyahat anlayışının tamamen değiştiğini düşünüyor. “İnsanlar artık sadece seyahat satın almıyor. Deneyim ve anı satın alıyor. Ve bunun daha da büyüyeceğini düşünüyorum.”
Tüm bu hikayelerin ortasında en ironik olan şeyse onun kendi lüks tanımı. “Benim için gerçek lüks kolaylık. Harika yemekler, güzel bir ortam ve gerçekten sevdiğim insanlar.” Yaz planlarını sorduğumda Saint-Tropez’den, Amalfi’den ya da Maldivler’den bahsetmiyor. “Bu yaz Kanada’da ailemle birlikte göl evinde olacağım. Balık tutmak, kamp ateşi yakmak ve ev yemekleri yemek bana dünyanın en lüks şeyi gibi geliyor.”
Sonra da bu röportajın en mantıklı cümlesini kuruyor: “İnsanların fark etmediği şey şu: Milyarderlerin takip ettiği tek bir yaz rotası yok. Tanıdığım en varlıklı insanlar ne istediklerini çok iyi biliyorlar. Bu yüzden internette trend olan destinasyonların peşinden koşmak yerine her sene aynı yere geri dönüyorlar.” Ve milyarderlerle çalışırken öğrendiği en büyük dersi şu sözlerle anlatıyor: “En iyi seyahat herkesin yaptığı seyahat değil sizi mutlu eden seyahattir.”