Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Valérie Messika, Terres de Contrastes koleksiyonunun hikayesini, Botsvana’nın ilhamını ve elmaslarla kurduğu bağı Vogue Türkiye’ye anlatıyor.
Kalahari’nin kızıl topraklarından Okavango Deltası’nın yemyeşil doğasına ve Makgadikgadi’nin neredeyse karı andıran beyaz tuz düzlüklerine uzanan Botsvana manzarası, Valérie Messika’nın yeni koleksiyonu Terres de Contrastes’in çıkış noktasını oluşturuyor. Tasarımcı için, burada bir araya gelen farklılıklar bir çatışmadan ziyade bir dengenin kurulmasını temsil ediyor: Güç ile yumuşaklık, durağanlık ile hareket, toprak ile ışık... Elmaslarla kurduğu ilişkiyi yıllar içinde yeniden tanımlayan Messika, koleksiyonda Botsvana’nın doğasını birebir kopyalamak yerine onun hissini renk, hacim, hareket ve nadir taşlar aracılığıyla mücevherlere taşıyor. Tasarımcı, Terres de Contrastes’in hikayesini, elmasların milyarlarca yıllık yolculuğuna bakışını ve “tasarım kariyerinin başındaki bir Valérie”ye bugün vereceği tavsiyeyi anlatıyor.
Botsvana’da beni en çok etkileyen şey, kontrastın hiçbir zaman bir çatışma hissi yaratmaması. Bir gün içinde Kalahari’nin kuru, kızıl topraklarından Okavango Deltası’nın yemyeşil doğasına, oradan da neredeyse kar gibi beyaz görünen Makgadikgadi tuz düzlüklerine geçebiliyorsunuz. Bunlar tamamen farklı dünyalar ama bir şekilde aynı yere aitler. Bu deneyim, kontrasta bakışımı değiştirdi; artık onu bir karşıtlık olarak değil, bir denge olarak görüyorum. Güç ve yumuşaklık. Durağanlık ve hareket. İlk bakışta boş görünen ama yakından baktığınızda yaşamla dolu bir manzara. Mücevherlerle çalışma biçimime de çok yakın bir yaklaşım bu. Manzarayı birebir kopyalamak istemedim. Onun hissini renkler, hacim, hareket ve taşlar aracılığıyla korumak istedim. Botswana bana, birbirine zıt görünen şeylerin aslında birbirini daha da güçlü kılabileceğini öğretti.
Evet, tamamen. Elmaslarla büyüdüm. Babam André hayatını elmaslara adadı ve ben de bu taşların arasında yetiştim. Onları tanıdığımı düşünüyordum. Ama Botsvana bana bambaşka, çok daha ham bir şey gösterdi. O manzaranın içinde durduğunuzda; okra tonlarındaki toprağı, uçsuz bucaksız gökyüzünü, Okavango Deltası’ndaki ışığı gördüğünüzde bir elmasın yalnızca güzel bir obje olmadığını anlıyorsunuz. O, dünyanın bir parçası. Milyarlarca yıl boyunca, karanlığın içinde, basınç altında oluşmuş bir parça. Bizler var olmadan çok uzun zaman önce... Bu, bir tasarımcı olarak sizi değiştiriyor. İçgüdüm her zaman yaratmak, sınırları zorlamak, eklemek, bir elması hareket ettirmenin ve ona hayat vermenin yeni yollarını bulmak oldu. Ama Botsvana’da başka bir şey öğrendim: Dinlemeyi öğrendim.
Orada gördüğüm kontrastlar; vahşi ve narin olan arasındaki gerilim, toprak ve ışık arasındaki ilişki, güç ve kırılganlık arasındaki denge, Terres de Contrastes’in ruhunu oluşturdu. Koleksiyondaki her parça, o manzarayı kendi içinde taşıyor. Dokular, renkler, bulunduğunuz yere göre farklı davranan ışık... Bu parçaları takan kadınların da bunu hissetmesini istedim. Nedenini tam olarak bilmeden, kadim ve olağanüstü bir şeyle bağ kurduklarını hissetmelerini. Benim için, haute joaillerie her zaman tam olarak böyle olmalı. Yalnızca güzel değil, anlamlı da olmalı. Her birimizin hikayesinden daha uzun bir hikaye taşıyan bir taş. Bizim rolümüz ise yalnızca onun görünür olmasına yardımcı olmak.
Evet, zaten bu yüzden onlardan asla sıkılmıyorum. Hiçbir elmas birbirinin aynısı değil. Her birinin kendine özgü bir karakteri, ışığı yakalama biçimi var. Beni hâlâ büyüleyen şey, bir elmasın içindeki çelişki. Doğadaki en sert materyallerden biri ama aynı zamanda inanılmaz derecede hafif görünebiliyor. Milyarlarca yıllık ama tamamen modern hissettirebiliyor. Aslında Messika’daki çalışmalarımı yönlendiren de tam olarak bu karşıtlık oldu: Elmasları bedenle birlikte hareket ettirmek; onları ağır ve resmî değil de zahmetsiz ve canlı aksettirmek. Bugün bile bir taşa baktığım ve elime bir kalem alıp hemen çizmek istediğim anlar oluyor. O his ... onu asla kaybetmek istemiyorum.
Hiç düşünmeden Okavango Blue kolye. Hikayesi mücevherin kendisinden çok daha büyük. Elmas, 2018 yılında Botsvana’daki Orapa madeninde keşfedildi. 41,11 karatlık ham bir taştan çıkarıldı ve sonunda bu nadir 20,46 karatlık fancy deep blue elmas ortaya çıktı.
Onu ilk gördüğümde büyük bir heyecan hissettim ama aynı zamanda üzerimde bir sorumluluk da vardı. Botsvana hükümeti bu taşı bana emanet etmişti ve bu başlı başına büyük bir onurdu. Böyle bir taşın etrafında fazla karmaşık bir tasarım yaratmak istemedim. Tasarımın neredeyse görünmez olmasını, mavinin kendi hikayesini anlatmasına izin vermesini istedim. 500’den fazla elmas, son derece akışkan bir taş çizgisi oluşturuyor. Oranların tam olarak doğru hissettirmesi için merkezdeki montürü de defalarca yeniden tasarladık; ne fazla ne eksik. Sonunda kolye, taşa hükmetmekten ziyade onu onurlandırmanın bir yolu oldu. Bana göre, bu parçanın asıl başarısı da burada.
Ona içgüdülerine daha erken güvenmesini söylerdim. Messika’ya başladığımda elmasların hareket etmesini, her gün takılabilmesini, dokunulmaz olmaktan ziyade canlı hissettirmesini istiyordum. O dönemde mücevherin böyle olması pek beklenmiyordu ve bundan şüphe ettiğim anlar oldu. Bugün anlıyorum ki riskli hissettiren şey, tam olarak onu bana ait kılan şeymiş. Ayrıca değişimden korkmamasını söylerdim. Uzun bir süre elmaslar neredeyse tek ifade biçimimdi. Terres d’Instinct ve şimdi de Terres de Contrastes ile birlikte renkler ve nadir taşlar da kendimi ifade etme biçimimin bir parçası oldu. Değişmek, kim olduğunuzu kaybetmek anlamına gelmiyor. Aslında kim olduğunuzu bilmenin, size değişme özgürlüğünü verdiğini düşünüyorum.


