Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Form, malzeme ve hayal gücü tasarımla buluştuğunda, mücevher yalnızca bedende taşınan bir parçadan fazlasına dönüşüyor. Üç tasarımcı, kendi dünyalarından yola çıkarak bu dönüşümün izini sürüyor.
Bea Bongiasca için renklerin bu kadar canlı, formların bu kadar kıvrımlı ve bazı parçaların bir oyuncak kadar neşeli göründüğü bir mücevher dünyası kurmak içindeki Harikalar Diyarı’nın dışavurumu. Milano’daki stüdyosunda çiçeklerden, kıvrımlardan, doğadan ya da zihninde uzun süre dolaşan tek bir renkten kolayca ilham alan ve onu hiç beklenmeyen formlarla bir araya getirerek ortaya bir tasarım çıkaran Bea’nin bu ilk bakışta neşeli görünen parçalarının ardında aslında düşünülmüş bir tasarım süreci var.
“Genellikle bir süredir zihnimin arkasında dolaşan bir fikir beni harekete geçiriyor.” Bazen bir renk kombinasyonu, bazen aklından çıkaramadığı bir şekil… Üstelik çıkış noktası çoğu zaman takıyla hiç ilgili değil; bir çiçek, küçük bir detay ya da yalnızca görsel bir fikir olabilir. “Daha sonra aklımı kurcalayan bu düşünce mücevhere dönüşüyor çünkü yaratıcılığımı ifade ettiğim mecra bu. Düşünce sürecimin son aşaması mücevher oluyor; görüntüyü giyilebilecek ve değer verilecek bir şeye dönüştürüyorum.” Renk düşünce sürecinin ayrılmaz bir parçası ancak Bongiasca için asıl özgürlük alanını yaratan şey emaye. Taşların doğal olarak sunduğu sınırlı renk skalasının aksine emaye, aradığı tonu yaratmasına izin veriyor. “Emaye bana büyük özgürlük sunuyor; değerli taşların bile sağlayamayacağı bir özgürlük bu.” İdeal kombinasyonu da bu şekilde ortaya çıkıyor; parlak altın, renkli emaye ve değerli taşlar. Bir araya geldiklerinde ortaya çıkan, bütün parçaların birbirini tamamladığı bir mücevher. Bongiasca’nın tasarımlarındaki alışılmadık formlar biraz da mücevherin kendi kurallarına karşı duyduğu meraktan besleniyor. “Mücevher tasarımı gibi bir sanatta ilerleyebilmek için kuralları yıkmak ve kutunun dışında düşünmek gerekiyor. Aksi halde hepimiz aynı mücevherleri tekrar tekrar yapıyor olurduk.” Kendi markasının çıkışında da yeni bir estetik yaratma isteği var. Gelenekleri reddetmek yerine onları kendi bakışıyla yeniden ele almayı tercih ediyor.

Hareket duygusu tasarımlarının başka bir belirgin unsuru. Mücevherin hareket eden bir beden üzerinde yaşadığını düşünüyor; dolayısıyla hiçbir parça donmuş gibi hissettirmemeli. “Doğadan çok ilham alıyorum. You’re So Vine koleksiyonunu düşünün. Bir sarmaşık hiçbir zaman sabit değildir. Kıvrılır, tırmanır, dokunduğu her şeyin etrafını sarar.” Onun için bir halka ya da kıvrım yalnızca dekoratif bir detay değil büyüyen ve hareket eden bir formun parçası. İşin diğer tarafına baktığımızda ise bu eğlenceli görünen tasarımların üretim aşaması kolay değil. “İnsanlar eğlenceli olanın basit olduğunu düşünüyor ama çoğu zaman tam tersi. En zahmetli mühendislik, en zahmetsiz görünen parçaların arkasında saklanıyor. Zanaatın görünmez olması gerekiyor, çünkü geriye yalnızca tasarımın verdiği neşe kalmalı.” Central Saint Martins’te aldığı mücevher tasarımı eğitimi bu bakışın temelini oluşturmuş. Ona mücevhere önce tasarım olarak bakmayı, biçimden önce fikri düşünmeyi öğretmiş. Fakat en beklenmedik sonuçların ortaya çıktığı yer, hâlâ üretimin kendisi. Ekibiyle yapılan bir konuşmada gelen küçük bir “Bunu böyle denesek ne olur?” fikri, parçanın yönünü tamamen değiştirebiliyor. Üretimin İtalya’da, zanaatkarlarla yakın ilişki içinde sürmesi bu yüzden önemli. “Her bir mücevherin içinde biraz İtalyanlık var” diyor Bongiasca. Çünkü onun için mesele her şeyden önce yerel zanaatkarları ve işletmeleri desteklemek; tasarımın fikirden nesneye dönüşen sürecine doğrudan dahil olmakla ilgili.