Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Form, malzeme ve hayal gücü tasarımla buluştuğunda, mücevher yalnızca bedende taşınan bir parçadan fazlasına dönüşüyor. Üç tasarımcı, kendi dünyalarından yola çıkarak bu dönüşümün izini sürüyor.
Bir mücevherin neye benzediğinden çok, beden üzerinde neye dönüştüğüyle ilgileniyor Marco Panconesi. Floransa’da geleneksel mücevher yapımının içinde büyüyen tasarımcı, Panconesi markasının dilini dört temel kod etrafında kuruyor: birikim, hareket, doğa ve doku. Bu dört başlık, parçaların birbirleriyle ve onları taşıyan kişiyle kurduğu ilişkiyle bağlantılı. “Her parçanın bedenle nasıl etkileşime girdiğiyle ilgileniyorum. Takıların katmanlanabilmesi, bir araya getirilebilmesi ve farklı şekillerde kullanılabilmesi, kişisel bir ifade yaratmaları açısından önemli.”
Bu dil markanın görsel dünyasında da kendini gösteriyor. Kampanyalarında sinema, fantezi ve gündelik hayat yan yana geliyor; mücevherler, karakterler ve hareket aracılığıyla başka bir bağlama taşınıyor. “Dönüşüm ve mücevheri taşıyan kişiyle obje arasında gelişen duygusal bağ, markamızın merkezinde yer alıyor.” Floransa’da geleneksel mücevher yapımının içinde büyümüş olması, Panconesi’nin malzemeye ve zanaata bakışını şekillendirmiş. Ancak geçmişten öğrendiklerini olduğu gibi korumak yerine yeniden yorumlamayı tercih ediyor. Kendi mirasından gelen unsurları yalnızca tasarımlarında değil koleksiyonların sunumunda ve görsel dünyasında da yeniden ele alıyor. Bu sezon için koleksiyon ve showroom, Luchino Visconti’den ilhamla bir “conversation piece” fikri etrafında şekillenmiş. Mücevherlerin yer aldığı sofra düzeninde art de la table objeleri de anlatının içine dahil edilmiş. Burada takı artık yalnızca bedene ait bir nesne değil; bulunduğu mekan, diğer objeler ve hikayeyle birlikte anlam kazanan bir parçaya dönüşüyor. Koleksiyonun kendisinde de tek bir referansa bağlı kalmak yerine farklı dönemler, malzemeler ve biçimler arasında ilişkiler kuruyor. “Genellikle klasik formlara, bir tür evrensel hafızayı taşıyan arketipsel siluetlere dönüyorum ve sonra onları malzeme ve hareket üzerinden yeniden ele alıyorum.”

Bu yeniden yorumlama sürecini ise “simya” kelimesiyle açıklıyor. Metal, taş ve rengin alışılmadık biçimlerde bir araya gelmesi, onun için tasarımın en ilginç taraflarından biri. “Beklenmedik malzemelerin nasıl bir araya gelebileceğiyle, metalin, taşın ve rengin hem sezgisel hem de alışılmadık şekillerde nasıl birleşebileceğiyle ilgileniyorum.” İlham da zaman içinde tek bir görüntüye ya da referansa bağlı olmaktan çıkmış; geçmiş ve bugün, kesinlik ve içgüdü arasında kurulan bir ilişkiler sistemine dönüşmüş. 2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda bu düşünce malzemenin kendisi üzerinden daha somut bir hal almıştı. Dusk küpe ve choker’larında akik son derece ince katmanlara ayrılarak yarı saydam bir etki yaratmış, ardından heykelsi ve genişletilmiş metal formların içine yerleştirilmişti. Hassas bir taş işçiliği ile daha hacimli metal formların karşılaşması, koleksiyonun temelindeki gerilimlerden birini oluşturuyordu. Markanın klasik koleksiyonlarından Orbit ailesinde ise Panconesi, markanın tanıdık siluetlerini daha abartılı oranlara taşıyarak parçaların beden üzerinde daha özgür hareket etmesine alan açıyor. Diamanti ailesindeki kristaller daha az romantik, daha punk bir karakter kazanıp, metal ve kristalin karşıtlığı üzerinden daha sert bir ifade ortaya çıkarıyor. Tüm bu koleksiyonların ortak noktası mücevherin sadece görünen bir form olması değil ortaya bir his koyması. Malzeme ve biçim üzerine bütün bu arayışların sonunda kişide bıraktığı bir his var. “Mücevher benim için duyguyu aktarmanın bir aracı. Bir parçanın bedeni nasıl değiştirebileceğini, duruşunu nasıl etkilediğini, sizinle nasıl hareket ettiğini ve ışığı nasıl yakaladığını düşünüyorum.”