Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Akışkan ve kusurlu formlara sahip tasarımları ile feminenliği kutlayan yeni nesil mücevher markası Métiers’i, kurucuları Arsen Bolak ve Yeraz Gökbaş ile konuştuk.
2024 yılında İstanbul’da sanat yönetmenleri Arsen Bolak ve Yeraz Gökbaş tarafından kurulan Métiers, ilk bakışta organik formları ve renkli taşlarla hayat bulan tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Markanın feminenliği kutlayan, kendine özgü ve bütünlüklü görsel dünyası ise, keşfettikçe etkisini artırıyor. Mücevher tasarımını, ‘grafik tasarımın iki boyutlu dünyasından uzaklaşarak elleriyle şekillendirebildikleri, dokunabildikleri objeler yaratma özgürlüğü’ olarak tanımlayan Bolak ve Gökbaş, el işçiliğinin en çok, kişisel ifade alanı sunan yönünü seviyor: Tasarımcının dokunuşunun her bir parçaya yansıması. İkili, bu yaklaşımı şöyle anlatıyor: “Elle oluşturulan formların kendine özgü kıvrımları, küçük asimetrileri ve doğal dokuları oluyor. Bunları düzeltilmesi gereken kusurlar olarak değil, tasarımın karakterini oluşturan detaylar olarak görüyoruz.”
Métiers’nin yaratıcı dünyasını, ilham kaynaklarını ve el işçiliğine dayanan tasarım anlayışını, kurucuları Arsen Bolak ve Yeraz Gökbaş ile konuştuk.

Métiers kurucuları Arsen Bolak ve Yeraz Gökbaş
Métiers, aslında ikimizin de geçmişinde önemli bir yeri olan zanaatkarlık kültürünü, kendi yaratıcı bakış açımızla bir araya getirme isteğinden doğdu. İkimiz de sanat yönetmenliği geçmişine sahibiz ve uzun yıllardır tasarımın farklı alanlarında çalışıyoruz. Aynı zamanda zanaatkarlık, ikimizin de aile geçmişinde ve köklerinde önemli bir yere sahip. Bu nedenle elle üretmek, bir fikrin somut bir objeye dönüşmesini görmek ve üretim sürecinin kendisi bize her zaman çok yakın geldi.
2024 yılında Métiers’yi kurarken amacımız bu geçmişi birebir devam ettirmekten ziyade, geleneksel üretim tekniklerini kendi estetik anlayışımızla yeniden yorumlamaktı. Mücevheri hem yaratıcı ifade alanımız hem de geçmişimizle bugün arasında kurduğumuz bir bağ olarak görüyoruz.
Zanaatkarlık ikimizin de aile geçmişinde önemli bir yere sahip, ancak üretmeye olan ilgimiz kendi yaratıcı yolculuğumuzla da şekillendi. Çocukluğumuzdan beri çizim yapmaya, resme ve ellerimizle bir şeyler üretmeye meraklıydık. İkimiz de grafik tasarım ve sanat yönetmenliği alanından geliyoruz ancak üretmek bizim için hiçbir zaman yalnızca profesyonel hayatımızla sınırlı olmadı. İş dışında da yaratıcı uğraşlara zaman ayırmayı seviyoruz.
Bu yüzden mücevher tasarımına yönelmek bizim için oldukça doğal bir süreçti. Grafik tasarımın daha kontrollü ve iki boyutlu dünyasından çıkarak ellerimizle şekillendirebildiğimiz, dokunabildiğimiz objeler yaratmak bize farklı bir özgürlük alanı sundu.
Çocukluğumuzdan gelen bu üretme merakı ve zanaatkarlığa duyduğumuz yakınlık, bugün Métiers’nin sezgisel, denemeye açık tasarım anlayışının da temelini oluşturuyor.

Bizce bir mücevheri özel kılan şey, yalnızca kullanılan değerli malzemeler veya işçiliğinin ne kadar kusursuz olduğu değil, kendine has bir karakterinin olması. Tasarımcının kişisel dokunuşunu hissedebildiğiniz, elle şekillendirilmiş bir parçanın çok farklı bir değeri olduğuna inanıyoruz.
İlk bakışta oldukça sade görünen bir form küçük bir asimetri, beklenmedik bir detay veya el işçiliğinin bıraktığı bir iz sayesinde çok daha ilgi çekici hale gelebiliyor. Tasarımlarımızda biraz tesadüfe, doğallığa ve spontane gelişen formlara yer vermeyi seviyoruz. Her detayın fazla hesaplanmış görünmesi gerekmiyor. Bir parçanın, bunu takan kişiyle birlikte yeni bir anlam kazanması ve onun kişisel stilinin bir parçasına dönüşmesi de bizim için onu özel kılan en önemli unsurlardan biri.
İstanbul, hem büyüdüğümüz hem de üretmeye devam ettiğimiz şehir olduğu için Métiers’nin kimliğinden ayrı düşünülemez. Özellikle üretimimizi gerçekleştirdiğimiz Kapalıçarşı, yüzyıllardır devam eden zanaatkarlık geleneğiyle bizim için çok önemli bir yer. Şehrin farklı dönemlerden ve kültürlerden izler taşıması, eskiyle yeninin sürekli bir arada bulunması da estetik anlayışımızı besliyor. Tarihî objelerden, mimari detaylardan, sanat eserlerinden veya gündelik hayatta karşımıza çıkan çok sıradan bir formdan bile ilham alabiliyoruz. Ancak bu referansları tasarımlarımıza doğrudan aktarmak yerine, daha çağdaş ve bazen beklenmedik şekillerde yorumlamayı seviyoruz. Bir anlamda, İstanbul’a özgü, geçmişle bugün arasındaki doğal birliktelik, Métiers’nin tasarım anlayışında da karşılık buluyor.

Métiers kadınını tek bir kalıba sığdırmak zor. Ancak onu özgür ruhlu, kendi stilini oluşturmayı seven, sanata, tasarıma ve zanaatkarlığa değer veren biri olarak hayal ediyoruz; kadınsılığı belirli kurallara veya tek bir estetik anlayışa bağlı kalmadan, kendi kişiliği doğrultusunda yorumlamasını seviyoruz. Bazen daha minimal, bazen daha gösterişli olabilen, farklı parçaları bir araya getirmekten çekinmeyen bir kadın. Mücevheri yalnızca özel günlerde kullanılan bir aksesuar olarak değil, kendini ifade etmenin doğal bir yolu olarak görüyor.
Métiers parçalarının da belirli bir görünümü tamamlamaktan ziyade, farklı karakterlere ve kişisel stillere uyum sağlayabilmesini önemsiyoruz. Aynı yüzüğün iki farklı kişide bambaşka bir his yaratması bizim için çok güzel.
Tasarım sürecimiz her zaman belirli bir eskizle başlamıyor. Bazen gördüğümüz bir tablo, eski bir mücevher, bir renk kombinasyonu veya günlük hayatta dikkatimizi çeken organik bir form çıkış noktamız olabiliyor. Kimi zaman da aklımızda çok net bir tasarım olmadan, yalnızca bir his veya genel bir estetik yön üzerinden ilerliyoruz.
Bazı fikirlerimizi öncelikle eskizlerle geliştirirken, bazen de doğrudan balmumunu elle şekillendirerek tasarımlarımızı oluşturuyoruz. Hatta bazı modellerimiz, önceden planlanmış bir tasarım olmadan, tamamen spontane bir şekilde balmumuyla çalışırken ortaya çıkıyor.
Bu süreçte formlar, oranlar ve dokular üzerinde denemeler yapıyoruz. Ardından oluşturduğumuz modeller, Kapalıçarşı’da birlikte çalıştığımız ustaların işçiliğiyle gümüş parçalara dönüştürülüyor ve son detayları tamamlanıyor. Bazen süreç içerisinde ilk fikirden oldukça farklı bir tasarıma ulaşıyoruz. Bu değişime açık olmak da yaratıcı sürecimizin önemli bir parçası.

Bizi en çok heyecanlandıran aşama kesinlikle balmumuyla çalıştığımız süreç. Fikirlerimizi doğrudan ellerimizle şekillendirebilmek, yaratıcılığımızı daha özgür ve sezgisel bir şekilde ortaya koymamıza olanak tanıyor.
El işçiliğinin en sevdiğimiz yanı, tasarımcının kişisel dokunuşunun ortaya çıkan parçada hissedilebilmesi. Elle oluşturulan formların kendine özgü kıvrımları, küçük asimetrileri ve doğal dokuları oluyor. Bunları düzeltilmesi gereken kusurlar olarak değil, tasarımın karakterini oluşturan detaylar olarak görüyoruz. Bizce bir parçayı özel kılan şeylerden biri de bu; yalnızca nasıl göründüğü değil, nasıl ve kimin ellerinde şekillendiği.
Bizim için sürdürülebilirlik, yalnızca kullanılan malzemelerle değil, üretimin nasıl gerçekleştirildiği ve bir ürünün ne kadar uzun süre kullanılabildiğiyle de ilgili. Métiers’de üretimimizi İstanbul’daki yerel ustalarla gerçekleştiriyoruz ve parçalarımızın büyük bir bölümünü sipariş üzerine hazırlıyoruz. Bu yaklaşım, gereksiz stoktan ve fazla üretimden kaçınmamıza yardımcı oluyor. Ayrıca üretim sırasında ortaya çıkan malzeme artıklarını geri kazanarak yeniden değerlendiriyoruz. Malzemenin mümkün olduğunca verimli kullanılması, üretim anlayışımızın önemli bir parçası.
Günümüzde hızla tüketilen ve kısa ömürlü aksesuarlara bir alternatif olarak, yıllar boyunca kullanılabilecek, bakım ve yenilemeyle sonraki nesillere de aktarılabilecek parçalar üretmeyi önemsiyoruz.
Bizce zanaatkarlığı geleceğe taşımak, geleneksel yöntemleri hiç değiştirmeden tekrar etmek anlamına gelmiyor. Aksine bu bilgi birikimini korurken çağdaş bir tasarım anlayışıyla ve daha bilinçli üretim yöntemleriyle buluşturmak gerekiyor. Métiers’de de geçmişten gelen ustalığı bugünün estetik diliyle yeniden yorumlamak ve üretim süreçlerimizi zaman içerisinde geliştirmek istiyoruz.

Bizim için zamansızlık, belirli bir döneme ait olmayan, karakterini yıllar boyunca koruyabilen tasarımlar yaratmakla ilgili. Bir mücevherin kalıcı olabilmesi için tamamen sade veya klasik olması gerektiğine inanmıyoruz. Güçlü bir forma, özgün bir tasarım diline ve kendine has bir karaktere sahip parçalar da zamanın ötesine geçebilir. Bu nedenle tasarımlarımızda estetik kadar malzeme kalitesine, işçiliğe ve uzun ömürlü kullanıma önem veriyoruz. Bir parçanın yıllar sonra da farklı şekillerde kullanılabilmesini ve sahibinin değişen stiliyle birlikte yaşamaya devam etmesini istiyoruz.
Mücevherin zaman içerisinde kazandığı kişisel anlam da bizim için çok değerli. Başlangıçta yalnızca tasarımını beğenerek seçtiğiniz bir parça, yıllar sonra belirli bir dönemin, bir insanın veya bir anının hatırlatıcısına dönüşebiliyor. Hatta başka bir nesle aktarıldığında tamamen yeni bir hikayenin parçası olabiliyor. Mücevheri bu kadar özel kılan şeylerden birinin de bu duygusal devamlılık olduğuna inanıyoruz.

Métiers henüz oldukça genç bir marka ve keşfetmek istediğimiz çok fazla alan var. Yeni koleksiyonlar üzerinde çalışmaya, farklı malzemeler ve formlar denemeye, tasarım dilimizi geliştirmeye devam etmek istiyoruz.
Bizi heyecanlandıran konulardan biri de Métiers’yi yalnızca mücevher üreten bir marka olmanın ötesine taşıyabilmek. Farklı disiplinlerden yaratıcı isimlerle işbirlikleri yapmak, fiziksel etkinlikler ve ortak projeler aracılığıyla markanın etrafında bir topluluk oluşturmak bizim için önemli. İnsanların Métiers ile yalnızca ürünlerimiz üzerinden değil, paylaştığımız estetik anlayış ve yaratıcı deneyimler aracılığıyla da bağ kurabilmesini istiyoruz.
Bununla birlikte markanın uluslararası görünürlüğünü artırmak, farklı şehirlerde ve yaratıcı platformlarda yer almak da uzun vadeli hedeflerimiz arasında. Ancak büyürken en çok önemsediğimiz şey Métiers’nin başlangıçtaki karakterini koruyabilmesi. Üretimle kurduğumuz yakın ilişkiyi ve tasarım özgürlüğümüzü yitirmemeyi, markanın da kişisel tarafını kaybetmeden gelişmesini istiyoruz.