Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tasarımdan podyuma sektörün oyun kurucuları artık şöhreti bulan değil şöhrete doğanlar.
Moda sıklıkla bir tutku gibi lanse edilse de aslında bundan daha fazlası; dünyanın en büyük endüstrilerinden biri. Hâliyle içerisinde başarının binbir formülü ve öyküsünü barındırıyor. Peki modada başarıya giden yolda emek mi önde gelir, ayrıcalıklar mı? Yıllar yılı Z ve milenyum kuşaklarının sektöre bakış açısını şekillendiren Şeytan Marka Giyer, vaktinde bu soruya kesin bir “evet” yanıtı vermişti. Tabii bu “evet” gerçekten beslenen bir yanıttı: Nihayetinde taksi şoförü bir babanın altıncı çocuğu Alexander McQueen, sıkı disiplin ve eşsiz yaratıcılığı sayesinde adını moda tarihine yazdırabilmişti. Keza bir havayolu çalışanının kızı Kate Moss, JFK Havalimanı’nda keşfedilip tüm zamanların en önemli modellerinden birine dönüşmüştü. Bekâr bir annenin kızı Naomi Campbell ise kapsayıcılık adına bir devrim yaratmış, süpermodel unvanına kavuşan ilk siyahi kadın olmuştu. Hâliyle mesaj netti: Moda sektöründe çalışan kazanırdı. Milyonlarca genç, son 20 yıldır tam da bu inançla farklı okulların, modaevlerinin ve dergilerin kapılarını çaldı. Ancak endüstri şimdilerde fikrini değiştirmiş olabilir. Tanıştıralım: Şimdilerde başarının yeni parametresi ünlü bir ebeveyn. Podyumda, perde arkasında, tasarımcı koltuğunda bizi selamlayan nepo baby’lerin sayısı giderek artarken tartışmalar da alevleniyor. Modanın güncel çağı bir nepo devri olabilir mi?
Kariyerlerinde ailelerinin payına ithafen “Gözleri tıpkı menajerininkine benziyor” sloganıyla karşımıza çıkan bu kapak, internet âlemini salladı. Yine de bu isimlerin eleştiri yağmuruna tutulmadığını hatırlamak önemli. Büyük ihtimalle nedeni, bu dönemde nepo baby’lerin karşımıza başrolde değil yardımcı rollerde çıkıyor olmalarıydı. Belki sayıları artıyor, yüzleri tanıdık hâle geliyor; ancak ayrıcalıklarına rağmen sektörde bir numaralı pozisyonlarda konumlanmıyorlar ve kariyerleri için emek sarf etmeye devam ediyorlardı.
Yer yer sempatik dahi bulunan nepo baby yükselişine modellik endüstrisinde de şahit olduk: 2020’de Miu Miu için ilk kez podyuma çıkan Lila Moss, zaman içerisinde aranan bir yüz hâline geldi. Bu dönem Kaia Gerber da zirveye koşuyordu. Deva Cassel dergi kapaklarını, Beckham klanı ise çeşitli kampanyaları süsledi. Özellikle modellik endüstrisinde sayısı artan bu şanslı çocuklar kimileri tarafından hedef gösterilse de Moss, Gerber ve Cassel gibi isimlerin kısa sürede kanıtladıkları yetenekler, onları tepkilerden korudu.
Buna rağmen nepo kültürü yerinde saymıyordu. The White Lotus’ta karşımıza çıkışının ardından Demna Gvasalia’nın Balenciaga’ya veda koleksiyonu için kamera karşısına geçen Patrick Schwarzenegger, GapStudio’nun yeni kampanyasında bizi selamlayan Apple Martin ve ilk podyum yürüyüşünü Miu Miu 2025 İlkbahar/Yaz koleksiyonu için gerçekleştiren Sunday Rose Kidman ile gidişat ortadaydı. Şöhrete doğanlar, modanın yeni yüzlerine dönüşüyordu.
Gitgide daha yakından tanıdığımız, seslerini daha güçlü duyduğumuz nepo baby’ler vaktinde ateşli bir tartışmaya sebep olmadıysa da yakın zamanda işler tersine döndü. Önce Elon Musk’ın kızı Vivian Jenna Wilson’ı New York Moda Haftası kapsamında Ottolinger gibi markaların podyumunda yürürken bulduk. İnternet âleminin bir kısmı bunu coşkuyla karşılasa da çoğunluk, ne deneyim ne de beden ölçüleri bakımından Wilson’ın buna uygun olmadığını söyleyerek tepki gösterdi. Musk ile görüşmeyen Wilson’ın buna rağmen babasının ayrıcalıklarından faydalandığını öne sürenler gerilimi yükseltti.
Bardağı taşıran son damla ise Louboutin’dan gelecekti. Modaevinin ilk erkek koleksiyonu için kreatif direktör olarak seçtiği Will Smith’in oğlu Jaden Smith, nepo devrinin yüzlerinden biri oldu. İlk Louboutin koleksiyonunu ocak ayında Paris’te göreceğimiz Smith, daha önce moda sektöründe deneyimi olmadığı için genç profesyonelleri kızdırmıştı. Köklü bir marka için deneyimsiz bulunan fakat bizzat Christian Louboutin tarafından “Kendine has bir anlama, sindirme ve dönüştürme yöntemi olduğu” söylenen Jaden Smith, hatırı sayılır bir tepkiyle yüz yüze geldi.
Sosyal medyada yükselen “Babası Jaden için bir iş mi satın aldı? Bu iş için o kadar çok kalifiye kişi var ki” ve “Görüntü ya da yetenek fark etmeksizin nepo baby’lere sözleşmeler, roller, pozisyonlar sunuluyor. Jaden Smith örneğinde gördüğümüz gibi, hiç çaba sarf etmesine gerek kalmadan tüm kapılar ona açılıyor” cümlelerinin takibinde Alman moda yazarı Brenda Weischer olayların nabzını tuttu. Weischer, Instagram üzerinden başlattığı bir anket ile 100’den fazla üniversite mezununun okulları ve güncel pozisyonlarını bir Substack içeriğinde sıraladı. Liste içerisinde Central Saint Martins gibi dünyanın en prestijli moda enstitüleri işsizlik sonucu ile eşleşirken makalenin adı olan “Tebrikler Jaden Smith” konuya gerçek bir nokta atışıydı.
Elbette Z kuşağının öfkesi sadece sektörde kendi arayışına karşılık bulamadığından da kaynaklanmıyordu. Sıklıkla adil moda ve sürdürülebilirlik anlayışıyla karakterize olmuş dijital nesle göre ayrıcalık konsepti, her alanda zayıflaması gereken bir fenomen.
Yanıtlaması zor değil; tıpkı Pharrell ve Louis Vuitton, ASAP Rocky ve Ray-Ban, Kendall Jenner ve FWRD birlikteliklerinde şahit olduğumuz gibi markalar, ünlüleri direktör pozisyonunda ağırlamaktan memnun. Mevcut global lüks türbülansında ünlü kültürü, iletişim stratejilerinde paha biçilemez bir değer taşıyor.
Yakın zamanda Glenn Martens’li Maison Margiela’nın anonim duruşunu yitirip Miley Cyrus’ı ilk marka elçisi olarak tanıtması gibi moda pazarlamasında artık şöhret ve more is more felsefesinin kritik bir role yerleştiğini görüyoruz. Ünlülerin dâhil olduğu denklemler etkileşimi ve hâliyle satışları hızla yükseltirken, sektörde bunun farklı örneklerinin de izini sürebiliriz. Örneğin pop ve ünlü kültürünü oyun alanına çeviren Demna Gvasalia’nın ilk Gucci koleksiyonunun takibinde dünya çapındaki Gucci mağazalarının ziyaret oranı yükselmişti.
Endüstrinin yeni sınırları bu yönde çizildiğinde onlarca soru işaretinin belirdiği bir gerçek. Yetenekli, çalışkan ve eğitimli genç profesyonellere ne olacak? Moda dünyasında onlar için bir gelecek yok mu? Üç farklı ihtimal üzerine konuşabiliriz. İlki, alternatif bir moda pazarının oluşumu. Mevzubahis köklü modaevleri, ünlüler ve nepo baby’lerle yoluna devam ederken tüketici bu ürünleri statü sembolü olarak satın almaya devam edebilir; ancak genç profesyonellerin ürettiği parçalara da tasarımı onurlandırmak adına yönelebilir. Böylelikle hızlı moda ve sürdürülebilir modada olduğu gibi ikili bir sistemle karşılaşmak mümkün görünüyor.
İkinci ihtimal daha optimist: Smith gibi deneyimi tartışmalı isimler modaevlerinde ürettikleriyle tüketiciyi kaybederse moda geçmişe doğru yenilenecek, yetenek–emek ekseninde konumlanacak. Yani nepo devri göz açıp kapayıncaya dek bitecek. Son ihtimal ise moda çalışanları için bir katastrofi, nepo-baby’ler içinse müjde niteliğinde: Tıpkı dünyadaki her değişime alıştığımız gibi, artık “şöhrete doğanların” modanın kaderini tayin edişine de alışacağız. Böylelikle nepo baby klanı endüstride kalıcılıklarını ilan edecek; kreatif kararlar ile şöhret aynı kümede barınacak. Tüm bu farklı ihtimaller dallanıp budaklanmaya hazırlanırken kesinkes tek fikrimiz var: Moda, daima statik olanın karşısında yer alıyor ve bir kez daha kapsadığı tanımlara dair ezberlerimizi bozmaya hazırlanıyor.