Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tasarımcı Stella McCartney, neredeyse tamamen organik, geri dönüştürülmüş ve yeni nesil sürdürülebilir kumaşlar kullanılarak hazırlanan yeni H&M koleksiyonuna bakışını Vogue ile paylaşıyor.
“Bu bir riskti” diyor Stella McCartney, 2005’te H&M ile işbirliği yapma kararını hatırlarken. Londra’da nehir kıyısındaki bir etkinlik mekanında, bulutlu bir mart sabahı. Tasarımcı gri, kutu form kesimli takımı ve tişörtünden oluşan “üniformasıyla” oturuyor, yulaf sütlü flat white’ından yudum alıyor ve Thames’e hafif dalgın bir ifadeyle bakıyor. “Ama riskten kaçınan biri değilim. İşimde her gün risk alıyorum ve bu sektöre yaklaşım biçimimin kendisi bile başlı başına bir risk. O yüzden bundan asla korkmam.”

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
Bugünden bakınca neredeyse naif görünebilir, ancak McCartney haklı: O dönemde onun kalibresinde bir moda tasarımcısının high-street bir işbirliği yapması gerçekten riskti. Kendi markasını yalnızca dört yıl önce kurmuştu ve etik ile hayvanlara zarar vermeyen üretim konusunda sektörün en güçlü, en açık sözlü seslerinden biri olarak konumunu çoktan belirlemişti. O noktaya kadar bu tür bir high-street işbirliği yapan tek kişi, bir yıl önce Karl Lagerfeld olmuştu. 1997’de Chloé’nin başına geçerek bu moda efsanesinin yerini aldığını hatırlatırken “Komik aslında, kariyerimde sanki Karl Lagerfeld’i takip ediyormuşum gibi hissediyorum. Kendisi artık hayatta değil, tabii ki o açıdan onu takip etmek istemem. En azından şimdilik” diyor McCartney kuru bir mizahla. “Karl, H&M’in ilk tasarımcı işbirliğini yaptı ve aslında kimse bunu yapmıyordu. Herkes biraz "Aa, tartışmalı!" der gibiydi. Ben de onu bu konuda da takip etmenin oldukça eğlenceli olacağını düşündüm. Aramızdaki o eğlenceli, takılmalı ilişkiyi düşününce, onu biraz sinir edeceğini hayal etmek hoşuma gidiyordu. Ama evet, bu bir riskti.”

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
Risk ama karşılığını fazlasıyla veren bir risk: Dönemin manşetlerine bakıldığında McCartney’nin koleksiyonunun lansmanı eşi benzeri görülmemiş bir çılgınlık yaratmıştı. The Guardian, lansman günü H&M’in Oxford Street mağazasında yaşananları “McCartney çılgınlığı” olarak tanımlarken; The Independent bunu “Stella izdihamı”, British Vogue ise “alışveriş isyanı” olarak nitelendiriyordu. Üstelik bu, Kate Moss’un Topshop için hazırladığı koleksiyonun Oxford Circus’u tamamen kilitlemesinden iki yıl öncesine denk geliyor. “Financial Times’ın kapağındaydı; insanlar gerçekten birbirleriyle kavga ediyordu; parçaları birbirlerinin elinden çekip alıyorlardı” diye hatırlıyor Stella McCartney, gülümseyerek. Bu yüzden, aradan 20 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra İsveçli perakende deviyle işbirliği içinde 7 Mayıs’ta yeni bir koleksiyon sunması, tasarımcı için tam anlamıyla bir döngüyü tamamladığı ân gibi hissettiriyor. Üstelik bu koleksiyon, geçen yıllar boyunca yarattığı en ikonik parçaların adeta mini bir retrospektifi niteliğinde.

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
“Kendi Stella gardırobuma, o ikonik parçalara geri dönmek istedim” diyor McCartney. Keskin terzilikten gece giyimine, gömleklerden denim parçalara uzanan geniş bir yelpazeye sahip koleksiyonda öne çıkan tasarımlar arasında Regenerative Organic Certified pamuktan üretilmiş oversize bir trençkot, geri dönüştürülmüş kızartma yağıyla elde edilen parlak bir kaplamaya sahip, sahte yılan derisi kısa bomber ceket ve Chloé için hazırladığı 1999 İlkbahar/Yaz koleksiyonundaki cesur sprey boya detaylarını ve iki yıl sonraki at temalı koleksiyonunu hatırlatan airbrush at motifli hoodie ve tişörtler yer alıyor. Ayrıca, kendi markası için 2023 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda tanıttığı, podyumda Bella Hadid tarafından giyilen cut-out, kristal işlemeli jean’lerin yeni bir yorumu da koleksiyonda bulunuyor. Yüzde 80’i geri dönüştürülmüş cam kristallerle hazırlanan bu modelin yok satması bekleniyor. (Benzer şekilde, imza parçası Falabella çantalarının geri dönüştürülmüş metal zincir detaylarıyla sunulan ve daha ulaşılabilir fiyatlandırılan versiyonların da hızla tükeneceğini tahmin etmek zor değil.)

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
Ayrıca McCartney’nin ikonik Rock Royalty tişörtüne de yeni bir yorum getiriliyor. Tasarımcı, bu parçayı 1999’daki Rock Style temalı Met Gala’da Liv Tyler ile birlikte giymişti. O sabah beyaz Hanes atletlerden oluşan üçlü bir paket satın alıp Little Italy’ye götürmüş, tişörtleri ikilinin ünlü birer rock yıldızı olan babalarına göndermeli, esprili bir jest olarak kişiselleştirmişti. (McCartney, özellikle insanların Cadılar Bayramı’nda bu görünümleri yeniden canlandırmasını çok sevdiğini ve kendisiyle Tyler’ın, bu tarzı yeniden yaratan birini gördüklerinde birbirlerine fotoğraf gönderdiklerini de ekliyor.) Son yıllarda bu parçayı birkaç kez yeniden yorumladı; hatta buluşmamızdan yalnızca bir hafta önce, sahnede Hayley Williams’ın bu tişörtü giydiğini görmüştüm. Peki bu kadar kalıcı bir çekiciliğe sahip olmasının sebebi ne? “Bence markanın ruhunu, mizahını yansıtıyor ve 25 yıl sonra hâlâ ayakta olduğumuzu gösteriyor. Düşündüğünüzde bu bir mucize” diye açıklıyor Stella McCartney, “Markada mümkün olduğunca mizah kullanmaya çalışıyorum, çünkü yaptığım her şeyin altında çok ciddi bir konu yatıyor ve biraz hafifliğe de yer açmak gerekiyor.”

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
H&M ile bu kadar kapsamlı bir koleksiyon sunmasının (ve en ikonik parçalarından pek çoğunu dahil etmesinin) bir nedeni de, McCartney’nin sözleriyle, “Ben elitist bir tasarımcı değilim ve işimi seven insanların büyük çoğunluğunun fiyatlardan ötürü bu parçalara ulaşamaması sebebiyle her zaman zorlandım.” Ayrıca kendi markasında edindiği deneyimleri daha büyük ölçeklerde çalışan moda evlerine taşıyabilme fikri, bu nedenle birçok lüks grup ile stratejik ortaklıklar kurması, onu her zaman heyecanlandırmış. “Elbette, en nitelikli materyallerle çalıştığınızda, inovasyonun peşinden gittiğinizde, laboratuvarlarda mantar yetiştirdiğinizde fiyatlar yükseliyor” diye devam ediyor. “Ama benim amacım içeriden dönüşüm yaratmak ve insanlara bunun mümkün olduğunu göstermek. Sence neden Kering ve LVMH ile işbirliği yaptım? Mesele şu: Ben yapabiliyorsam sen de yapabilirsin. Kendimi neredeyse insanlara bunun her seviyede mümkün olduğunu göstermek için çalışan bir araştırma laboratuvarı gibi görüyorum.”

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
Gerçekten de en etkileyici olan şey; H&M’in baş kreatif danışmanı ve adeta “tasarımcı fısıldayıcısı” olarak anılan Ann-Sofie Johansson’ın McCartney gelmeden önce askılardaki parçaları incelerken bana anlattığı gibi, her bir ürünün mümkün olan en sorumlu şekilde üretilmesi için gösterilen özen. Her parçanın yanında, kullanılan materyalleri detaylandıran etiketler gururla sergileniyor: organik pamuk ve ipek, döngüsel viskoz, sıkı hayvan refahı standartlarına sahip çiftliklerden elde edilen yün, geri dönüştürülmüş hammaddelerden üretilmiş tekstiller... Ayrıca tüm bunları mümkün kılan yenilikçi kumaşlar ve tekniklere dair bilgiler de paylaşılıyor. “Birçoğunda üçüncü taraf sertifikasyonumuz var; yani sadece söylemekle kalmıyoruz” diyor Johansson. “Bunun için pek çok farklı bağımsız kuruluşla çalışıyoruz.”

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
Elbette, iş modeli bazılarına göre sürdürülebilirlik ilkeleriyle temelden çelişen H&M gibi bir perakende devinin bu çabalarını küçümsemek kolay olabilir. Ancak pek çok markanın çoğu zaman politik nedenlerle sürdürülebilirlik adımlarını geri çektiği bir dönemde, bir perakendecinin bu alanda ısrarcı olması umut verici. İşbirliğine paralel olarak H&M, Stella McCartney ile birlikte bu diyaloğu ileriye taşımak üzere bir Insights Board da başlatıyor ve 2030 yılına kadar yüzde 100 geri dönüştürülmüş ya da sürdürülebilir kaynaklı materyaller kullanmayı hedefliyor. Johansson, McCartney ile kurdukları ortaklıktan elde edilen kazanımları markanın geneline yayma hedeflerinden bahsederken “Zorlu hedeflerimiz var ama bunları son derece şeffaf bir şekilde sürdürmeye devam ediyoruz ve mümkün olduğunca geniş ölçekte uygulamaya çalışıyoruz” diyor, “Bazı şeyleri ölçeklendirmek daha zor ama elbette bunu daha fazla koleksiyona uygulayabiliriz. Bizde süreç genelde böyle işler: Önce daha küçük, sınırlı bir kapsama uygularız, ardından bunu büyütürüz.”
Peki Stella McCartney bu konuya nasıl bakıyor? “Benim bunu yapma sebebim ‘tamam, bir konuşma başlatalım’ demek” diyor, “Evet, bu hızlı moda; kusursuz değil. Çoğu zaman berbat, kusura bakmayın. Ama daha az berbat hâle getirebiliriz. Olumlu yönde ilerleme kaydedebiliriz. Daha iyi olabilir. İşte bu beni gerçekten heyecanlandırıyor.”
Koleksiyona, Sam Rock tarafından çekilen ve Angelina Kendall, Adwoa Aboah ile Renée Rapp’in kimi zaman çimlerin üzerinde yuvarlandığı, kimi zaman ise fotoğraf stüdyosunun keskin beyaz fonunda poz verdiği bir kampanya eşlik ediyor. (“Hepsi arkadaşım” diyor Stella McCartney casting hakkında, “Ve masaya yalnızca görünümlerini değil, bundan fazlasını getiren kadınlar. Harika zihinlere de sahipler.”) Bu aynı zamanda koleksiyonun ne kadar “cool” olduğunu da hatırlatıyor. Hangi parçaların arkadaşlarım ve meslektaşlarım tarafından kapışılacağını şimdiden gözümde canlandırabiliyorum. Bu yazıyı hazırlarken Vogue editörlerinin birçoğu 2000’lerde aldıkları ve hâlâ gardıroplarında duran H&M x Stella parçalarına dair anılarını anlattı; özellikle fermuarlı ceplere sahip jean’ler öne çıkıyor. “Onları aynı koleksiyondan, uzun ama oversize olmayan V yaka bir kazakla, altına hafif tie-dye bir atlet ve orta topuk ayakkabılarla giyerdim” diyor Vogue Runway global direktörü Nicole Phelps, “Kendimi inanılmaz şık hissederdim.” Hatta Ann-Sofie Johansson da buluşmaya, 2000’lerde H&M’de kadın giyim tasarımcısı olarak çalışırken satın aldığı boncuk işlemeli ipek bir ceketle geliyor; parça, ilk kez mağazaya çıktığı günkü kadar güncel görünüyor. Bu stratejiyi yani sürdürülebilirlik değerlerini son derece arzu edilir tasarımların içine ustaca gizleme fikrini McCartney’ye biraz kaba bir benzetmeyle anlatıyorum: Köpeğinize ilacını yedirmek için hapı fıstık ezmesine saklamak gibi. Bu benzetmeye öyle coşkulu bir tepki veriyor ki neredeyse kahvesini devirecek. “Bayıldım buna! Bu tam bir tişört fikri. Fıstık ezmesindeki hap. O tişört çıktığında ‘Bunu nasıl yapar?’ diyeceksin” diyor.
Ve Stella McCartney koleksiyondan insanların ne satın alacağını görmek konusunda da aynı derecede heyecanlı; özellikle kendi tipik müşteri kitlesinden daha genç bir kuşağın bu parçaları sahiplenmesini umuyor. Sokakta insanların bu tasarımları giydiğini görmek onun için, dediğine göre, son derece heyecan verici olacak. Peki 7 Mayıs’ta Oxford Circus’taki mağazanın önüne gidip orada mı olacak? “İzlemeyi çok isterim” diyor, “Belki kılık değiştiririm.” “Belki son dakika bir güneş gözlüğü ve peruk ekleyebiliriz koleksiyona" diye öneriyorum. “Aslında Kenneth, takvimimi boşaltabilir misin? Bir H&M mağazasına gidip dolaşmak istiyorum... İnsanların beğendiğini duymak istiyorum. Ve nefret ettiklerini de duymak istiyorum, beni eleştirdiklerini de... İkisine de açığım.”

Fotoğraf: Sam Rock / H&M
En çok da bu işbirliğinin, H&M gibi küresel erişimi yüksek markaları da farklı düşünmeye teşvik etmesini umuyor. “Bu hem çok umut verici hem de oldukça sinir bozucu” diyor McCartney, “Çünkü ben bitkisel bazlı çalışabiliyor, hayvanları öldürmeden, hayvansal yapıştırıcılar kullanmadan, tüm o kimyasalları ve tabakhanelerdeki kanserojen maddeleri devre dışı bırakabiliyorsam, neden daha büyük ve daha ucuz markalar bunu yapmıyor? Ve neden lüks markalar da bunu yapmıyor? Nasıl bir bahaneleri var?” Bu noktada zaten enerji dolu olan McCartney daha da canlanıyor. Geniş bir gülümsemeyle ekliyor: “Bu gerçekten çok heyecan verici, gurur verici bir an.”