30 Temmuz 2021

Alessandro Michele ile Floransa'daki Yeni Gucci Arşivinde

RÖPORTAJ: TIZIANA CARDINI

DERLEYEN: BAHAR ERGEL

Gucci'den Allessandro Michele, arşivlerin, bir markanın tarihin dondurulup muhafaza edildiği soğuk mekanlar değil yaşayan organizmalar olduğunu savunuyor. Bir arkeoloji aşığı, kültür sahibi ve eklektik bir koleksiyoncu olan Michele'in geçmişle süregelen diyaloğu, bu yıl 100. yılını kutlayan Gucci'deki çalışmalarını şekillendirdi. Gucci Arşivi, Floransa'da tam da bunların üzerine bir mükafat gibi açıldı. Santo Spirito'nun hareketli Oltrarno semtinde bir Rönesans mücevheri gibi ışıldayan Palazzo Settimanni'de yer alan mekan, orijinal ihtişamına göre titizlikle restore edildi ve markanın geniş koleksiyonlarını barındırmak için yenilendi.

Gucci, Palazzo Settimanni'yi 1953'te satın aldı; yapı yıllar boyunca fabrika, atölye ve showroom olarak hizmet verdi. Şimdi 5 katında sergilenen Bamboo ve Jackie çantaları, 30'lar, 40'lar ve 50'lerden zarif seyahat bavulları, dikkat çekici tuhaf nesneler ve illüstratör Vittorio Accorero'nun orijinal elle çizilmiş eskizleriyle ünlü Floransa fularları sergileniyor. Ve tabii ki Alessandro Michele'in Björk ve Florence Welch gibi isimler için hazırladığı hiperbolik kreasyonlar...

FIT'ten Valerie Steele'in iş birliğiyle hazırlanan arşiv, eğlenceli bir deneyim sunuyor. Michele'in kendine özgü ruhu, Palazzo'nun nadide Rönesans atmosferine oldukça güzel hükmediyor gibi görünüyor. 

Tarihin sorgulandığı ve marka miraslarının dikkatle incelendiği arşivler zaten ilham dolu yerlerdir. Nesnelerin gizemli yaşamı, Tilda Swinton'ın şamanik özellikleri ve onun çocukluğunu dolduran birçok oyuncak ayı ve çok daha fazlası hakkındaki düşüncelerini konuşmak için Michele ile geçen sohbete odaklanıyoruz. 

Arşivin ana revak ve avlusu. Fotoğraf: Gucci'nin izniyleAlessandro Michele, Fotoğraf: Valentina Sommariva / Gucci'nin izniyle

Alessandro Michele: Gucci'ye geldiğimde Via delle Caldaie'deki bu mekan hareketsizdi, kimsenin onunla ne yapacağına dair bir fikri yoktu. Marka ile bu güzel yer arasında bir tür yanlış anlaşılma vardı. Sanki bir Caravaggio tablosu kopya olduğu düşünülerek evdeki kanepenin üzerine asılmış gibiydi - ama aslında orijinaldi! Yaratıcı yönetmen olduğumda Marco Bizzarri bana 'Bununla ne yapmak istiyorsun?' diye sordu. Bu soruyu bekliyordum. Biz de bu mekan üzerinde çalışmaya başladık, ona itibarını geri verdik çünkü burası bir kutsal alandı; tabiri caizse, Gucci'nin ateşi burada yanmaya başladı. Gucci, 1953'te binayı satın aldığında yüzyıllardır Floransalı aristokrat ailelerin yaşadığı tarihi binayı deri eşya atölyesine dönüştürmek oldukça modern bir hareketti. Geçmişin cansız, hareketsiz ve dokunulmaz olmadığı görüşü toplumsal bir öfke eylemi olarak görülebileceği gibi aslında hayli zekice bir fikirdi. Palazzo'yu devralmak, Ponte Vecchio'nun birkaç adım ötede olması nedeniyle zanaatkarlar, demirciler, yaldızcılar, ahşap oymacılar ve kuyumcularla dolu antik Santo Spirito mahallesinin yeniden canlandırılmasına da katkıda bulundu. O zamanın bir çeşit Silikon Vadisi'nin tam ortasındaydı. Bu güzel şeylerin zaman içinde hayranlıkla izlenebileceği kabuğun oluşmasına yardım ettim. Böyle şeylerin koleksiyoncusu ve koruyucusu olarak mekanın yenilenmesi için çalışmak benim için zevkti.

Tarihin harika bir yansıması olan güzelliğini gizleyen eski kaplamaları söktük. Arkeolojide antik freskleri gizleyen boya katmanlarını hassas bir şekilde çıkarmaya yarayan descialbatura tekniğini kullandık. 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar uzanan inanılmaz güzellikteki orijinal groteskleri gün ışığına çıkardık. Palazzo, muhtemelen ilk yapıldığında olduğu gibi konuşmaya, ses çıkarmaya başladı. Ve sonunda çantaları eve getirdik. Onları ait oldukları yere geri koyduk, yatırdık, annelerinin evinde uyumaya götürdük. Bu harika bir şey, bu çantaların her birinin geçmişte yaptığı işe, onları taşıyan, dünyayı uzaklara dolaştıran kadınlara karşı bir sevgi ve şefkat eylemi… Şimdi güzel keten kutularda güvende ve huzur içinde tutuluyorlar - keşke kendi gardırobumdaki tüm çantalar için aynı kutulara sahip olsaydım.

Arşivin ana revak ve avlusu. Fotoğraf: Gucci'nin izniyleGucci Arşivi'nde sergilenen çantalar, Fotoğraf: Gucci'nin izniyle

Gucci'nin 100. yılında bu kadar zengin bir tarihe sahip yeni mekanını açmasının sizin için özel bir anlamı var sanırım. 

Altı yıl önce kreatif direktör olarak atandığımda, arşiv için endişelenecek zamanımız yoktu. Yapacak çok şey vardı; bu yüzden Palazzo Settimanni beklemek zorunda kaldı. Bu yüzden kapalı tutuldu ve onunla ilgilenmek için zamanımız, enerjimiz ve dikkatimiz olana kadar sabırla bekledi. Şimdi harika görünüyor, iyi bir karması var, bunu içeri girer girmez hissedebiliyorsunuz. Düşündüğümüzden çok daha fazlasını üretmiş olan Rönesans dönemi Floransa'sı için de olumlu bir mesaj taşıyor.

Mekanın, Rönesans'ın denge ve güzellik fikrine çok yakın bir sakinlik ve dinginlik duygusu yaydığı gerçekten doğru. Ziyaret ettiğim diğer birçok markanın arşivleri gibi tenha bir banka kasasına veya antiseptik bir klinik alana girmek gibi değil, samimi bir ziyaret gibi geliyor.

Yaklaşımımız çok samimiydi, bir şeyleri toplamaya ve saklamaya alışığım ama ölmelerine izin vermiyorum. Evim, kolayca kataloglanabilecek ve unutulmuş, ölüme terk edilebilecek, görünüşte işe yaramaz nesnelerle dolu. Ama hayatta kalmama yardımcı olan güzel şeyleri evime kabul ettiğimde olduğu gibi, bir aşk eylemi olarak tasarlanan bu arşivde durum böyle değil - aslında onlar aracılığıyla hayatta kalan benim. Biliyorum, bu çok ince bir fark ama benim bu mekana küratöryel yaklaşımımı anlamak önemli. İnsancıl bir yaklaşım ile tüm odaları güzelce restore edilmiş bir ev gibi hayat vermek istedim. Nesnelerin rahat hissetmesini istedim. Çocukken, ne yazık ki alerjim olan birçok oyuncak ayıma her zaman çok iyi baktım. Her gece sırayla biri benimle yattı; küçük bir sehpanın üzerine düzgünce dizildiler, her birinin kendi küçük battaniyesi vardı. İyi olmalarını ve rahat hissetmelerini istedim. Nesnelere çok animist bir yaklaşımım var; bence onlar kelimenin antik etimolojisinde idoller, bu yüzden onların iyi hissetmelerini, iyi olmalarını istiyorum. Burası onların evi, dinginliği ve sessizliği hak eden harika oyuncaklar gibiler. Ve ne zaman burada olsam, o keten kutulardan birini açmak, içeride uyuyan çantalardan birini alıp yürüyüşe çıkarmak istiyorum. Benim için geçmişe ait şeylerde, özellikle de gündelik nesnelerde hayati bir şey var. Çantalar, yaşam deneyimlerimizin alıcısı, konteyneridir. Uçağa bindiler, check-in yaptılar, biten aşk hikayelerini gördüler, düğünler, boşanmalar… Onlar canlı varlıklar. Nesnelerin canlı olmadığını düşünenler, ne kadar gizemli görünse de büyük bir gerçeği gözden kaçırıyorlar.

Palazzo'nun birçok odası oldukça ilgi çekici ve harika takma adlarla adlandırılmış: Serapis, Hortus Deliciarum, Ganimede'nin Çayırı, Maison de l'Amour. Nereden geliyor bu isimler? 

Her şeyin sonunda modayla bağlantılı olduğuna inansam da, bu sıfatlar hemen tanımlayıcı moda terimleriyle bağlantılı değil çünkü moda hayattır. İsimlerin bazıları, Floransa çevresindeki gerçek fiziksel yerlere, hala mevcut olan eski botanik veya sebze bahçelerine atıfta bulunuyor. Diğer isimler eski Yunancadan türemiş ve tuhaf yerleri çağrıştırıyor. Bir yolculuk duygusunun barındığı isimler, bir şekilde mitolojinin büyüsünü meydana getiriyorlar. Gucci kreatif direktörü olarak altı yıllık yolculuğumda, neredeyse bir yol haritası çizmek için bu isimleri kullandım, çünkü kelimeler ve hayal gücü, istediğimiz gibi yeniden düzenlenebilen haritalardır, hayatımızın hizmetindedirler.

Modern bir wunderkammer (nadir nesneler koleksiyonu) hissi veren arşivi gezerken bir yolculuk fikri aklınıza geliyor. Özellikle Serapis odası oldukça göz alıcı. Merkezindeki metalik yüzey, mekanik olarak bir hazine sandığı gibi açılıyor ve Bjork, Florence Welch veya Lana del Rey için tasarladığınız kıyafetleri ortaya çıkarıyor. Barok tiyatronun sahne setlerini ve onların muhteşem mekanik makinelerini andırıyor, değil mi?

Kesinlikle. Wunderkammer fikri seyahat fikriyle bağlantılı ve mekanik kutu da oldukça teatral. Modanın da bir tür tiyatro olduğunu düşünüyorum. Barok anlamda bir merak, şov ve ihtişam duygusu uyandırma değil ama bu hisleri yaratacak şekilde hareket eden bir şey. İçsel bir hareketi var. Moda nesneleri de hayatımız gibi şekillenir. Serapis odasındaki mekanik kutunun, gizleyip ortaya çıkardığı sahne kıyafetleriyle ilişkisi var ama aynı zamanda onları giyen kadınlarla da derinden bağlantılı. Son zamanlarda modanın en güzel özelliği olan muğlaklık fikri üzerine çok düşünür oldum. Belirsizlik sadece cinsiyete atıfta bulunmaz; etimolojik köklerine göre hiç kimse tek bir şey değildir ama her kişilik değişkendir. Modanın doğası da budur ve bu arşivde barındırılan nesneler doğası gereği belirsizdir, geçmişten miras kalmıştır ancak bugün üç boyutlu fiziksel formlarında mevcuttur. Aslında onlara dokunabilirsiniz ve mecazi olarak, sanki belirsiz, büyüleyici çağrışımları olan geçmişe dokunuyormuşsunuz gibi.

Geçmişten bahsetmişken, bugün değerleri sorgulanıyor. Genç nesiller sadece burada ve şimdiyi kabul ediyor gibi görünüyorlar. Geçmişi bilmek, bugünü anlamak için gerekli bir araç gibi görünmüyor. Gucci'nin tarihini okunabilir kılmak ve genç nesillere aktarmak arşivi açmanın amaçlarından biri miydi?

Benim için tam bir varoluş ve mevcudiyete sahip olan geçmişle günlük bir diyaloğum var. Geçmişin bizimle diyaloğu olmadığını söylemek de mantıklı değil. Şu anda Santo Spirito mahallesinde bir yürüyüş yapmak için kapıdan dışarı çıkarsam, olacaklardan çok, geçmişte olanlarla çevriliyim. Geçmiş, bugünün temel, kaçınılmaz bir bileşenidir. Benim için geçmiş, şimdidir. Bu benim sabit varsayımım. Yaratıcı pratiğimde geçmişi kurtarmıyorum ya da yeniden yakalamıyorum. Geçmişi geri aldığımı söylemekten hoşlanmıyorum çünkü geçmiş, aslında her zaman yaşadığım bir şimdi. Ben zaten kendim bugüne konuşan bir geçmişim. Geçmişin ortadan kaldırılması, onu silmek doğal olmayan bir süreç. Partnerim Vanni, geçmişi yakıt olarak kullandığımı anlamamı sağladı; bu hangi kimyasal reaktifle temas ettirdiğinize bağlantılı. Benim için geçmiş zorlu bir varlık, onu bugün var olan bir şey gibi soluyorum. Vintage kullanma şeklim köprü gibi, eğer bir nehri geçmem gerekiyorsa, ulaşmak istediğim yere ulaşmak için bir köprüye ihtiyacım olacak mı, olmayacak mı? Hepimiz o köprüdeyiz; bakalım bizi nereye götürecek? Bu yüzden gençleri bugün yaşadığımız iki boyutlu hayata aldanmamaya, olayları daha derinden ve doğru bir şekilde dikkatle gözlemlemeye davet ediyorum. Geçmişle diyalog, büyük bilgi tohumları üretir. Hepimizin bahsettiği gelecek, belki de şimdiki zamandan daha az büyüleyici, bunun yerine deneyimle dolu ve zengin, her dakikası. Gucci gibi bir moda markasının zengin mirası sizinle konuşuyor. Dinleyip dinlememek size kalmış. Ancak birbirinizi dinlemez ve konuşmazsanız ilişkiler çok uzun sürmez.

Arşivin ana revak ve avlusu. Fotoğraf: Gucci'nin izniyleArşivin ana avlusu, Fotoğraf: Gucci'nin izniyle

Yani kendinizi geçmişle bugün arasında bir tür aracı olarak görüyorsunuz…

Moda tasarımcılarının gerçekten aracı olduğuna inanıyorum, evet, çünkü gerçekten konuşan nesneler ve elbiseler yapıyorlar. Geçenlerde Roma'nın Mattatoio sanat alanına gittim ve Tilda Swinton'ın Olivier Saillard'ın “Embodying Pasolini”sini icra ettiğini gördüm. İtalyan kostüm tasarımcısı Danilo Donati'nin yaptığı, Pier Paolo Pasolini'nin filmleri için tasarladığı giysilere yeni bir hayat vermekti. Olağanüstüydü. Tilda elbiseleri aslında giymedi, sanki onların da kendi hayatları varmış gibi vücuduna ekledi. Bizden kaçan bir yerçekimi, bir tür büyülü güç yayarlardı. Şamanik bir ritüel gibi hissettiriyordu. Elbiseler ve giysiler yarattığımızda, onlar aracılığıyla şekillenen hikayeler vardır, belli ki bunlar sadece kumaş parçalarıdır, biri onları dikmiştir. Ama bizim anlattığımız, sizin de o elbiseyi giyerken hayal edeceğiniz, benim anlatımımla onların etrafında şekillenen ve meydana gelen hikayeler ortaya çıkar… Sorunuzun cevabı, evet, tasarımcılar olarak biz aracıyız, biz birer medyumuz. Tasarımlarmız cansız nesnelere benziyorlar ama değiller, insanın ne olduğunu tanımlamaya yardımcı oluyorlar. Biz tasarımcıların yaptığı, doğanın bir taklididir. Görünüşte cansız şeylere düşkünüz ama gerçekten öyleler mi değiller mi bilmiyoruz. Bilim bize her şeyi söylemez.

ETİKETLER: GUCCİ , ALLESSANDRO MİCHELE , PALAZZO SETTİMANNİ