Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Kumaş dışı gündelik nesneler veya beklenmedik materyaller yüksek modanın radarına giriyor.
Andy Warhol 1962 yılında Campbell’s konserve kutularını yan yana dizdiğinde gündelik hayatın en sıradan nesnelerinden birinin bir araya geldiğinde nasıl bambaşka görünebildiğini göstermişti. Tek bir kutu bir şey ifade etmeyebilirdi ama otuz iki kutu yan yana geldiğinde artık bir düzenden, desenden ve örüntüden söz etmek mümkündü. 2026-27 Sonbahar/Kış koleksiyonlarında tasarımcıların kumaş dışındaki malzemelerle yaptıkları da buna oldukça yakın. Yıllardır bir kenarda bekleyen gündelik nesneler tasarımcıların evreninde kendi işlevlerinden uzaklaşıp giysiye dönüşüyor.
Kumaş dışı malzemeyle tasarım yapmak moda tarihinde uzun zamandır var olan bir arayış. Paco Rabanne 1960’larda metal disklerle giyilebilir zırhlar üretirken, Issey Miyake 1980’lerin başındaki Body Works araştırmalarında plastik, kağıt ve tel gibi malzemelerle çalıştı. 1990’ların sonunda Martin Margiela nesnelerle kırık tabaklar, eski eldivenler, plastik poşet gibi geri dönüştürülmüş malzemeleri yapı bozum anlayışıyla tasarıma dönüştürdü. 2001 yılında Alexander McQueen’in VOSS koleksiyonu, istiridye ve deniztarağı kabuklarıyla kaplı elbiselerden oluşuyordu. 2000’lerin ortasında Hüseyin Çağlayan lazer kesim ahşap ve fiberglas malzemeleriyle yüksek modayı mimari bir anlayışla yükseltirken, Iris van Herpen üç boyutlu baskıyı haute couture sahasına taşıdı.
Bu sezon Londra merkezli tasarımcı Pauline Dujancourt, kırılganlık ve doğuş temalı koleksiyonunda tül üzerine elle düğümlenmiş binlerce küçük çiçek yumağıyla örülü elbiseyi alçıdan yapılmış kırık yumurta kabuklarıyla kaplı bir podyuma taşıdı. Tülün üzerinde bir koruma kalkanı gibi duran işçilik giysinin asıl dokusunu oluşturdu. Noir Kei Ninomiya, imzası haline gelen plastik ve vinil çiçek kümeleriyle yine podyumdaydı. Siyah organze üzerine dikilen şeffaf ve mat plastik rozetler absürtlüğün sıra dışı güzelliğini yansıtıyordu. Rei Kawakubo’nun öğrencisi olan tasarımcı için tekstil dışı malzemeler oldukça sıradan. Bir başka avangard Junya Watanabe ise dirseklik, eldiven, kemer tokaları ve motosiklet ekipmanlarını bir balo elbisesinin gövdesine monte ederek dekonstrüksiyonun sınırlarını zorladı.

Hodakova 2026-27 Sonbahar/Kış, Fotoğraf: GORUNWAY
Carolina Herrera’nın kreatif direktörü Wes Gordon, yüzlerce saten kurdeleden oluşan elbiseyi leopar desenli çanta ve ayakkabılarla eşleştirdi. Kurdele bir anda süsleme unsurundan çıkarak başrol oldu. Moschino’nun koleksiyonunda ise pop art akımı doğrudan yüksek modaya sızdı. Beyaz bir elbisenin üzerine, gökyüzü ve şehir manzarası fotoğraflarından kesilmiş küçük kare pulcuklar tek tek dikildi. Uzaktan bakıldığında pikselli bir dijital görüntüyü andıran bu teknik, Warhol’un sanat mantığını podyuma taşıyan en açık örneklerden biriydi.
Sezonun en dikkat çekici materyal kullanımı örneklerinden biri de Courrèges’te Nicolas Di Felice’den geldi. Modaevine veda koleksiyonunda gerçek Paris metrosu biletlerinden deri bir ceket ve elbise yaratıp üzerine yine biletlerden saçaklar dikti. İsveçli tasarımcı Ellen Hodakova Larsson ekose mini elbiseyi yün düğme kümeleriyle yarattı. Tasarımcı genellikle kemer tokası, çatal, bıçak, çay fincanı ve müzik aletleri gibi yüksek moda için olağandışı olan nesneleri kullanmasıyla tanıyoruz. Son olarak Louvre Müzesiyle işbirliği yapan Marine Serre’in imzasını taşıyan, gerçek yapboz parçalarından oluşturulmuş Mona Lisa elbisesine ayrı bir başlık açmak gerek. Bir sürü yapboz parçasının verniklenerek bir araya getirildiği elbise, sanat tarihini gündelik ve eğlenceli bir nesnelerle yeniden yaratmanın en zekice örneklerinden biriydi.