10 Eylül 2013

Tüvit ceket kere kloş etek kaç eder?

Hanover Street’e doğru yürüyorum saatimi kontrol ederek. Etrafı saran tarihten, modernle antiğin birbirine karıştığı mimariden çok insanların üzerlerinde taşıdıkları kıyafetlere bakıyorum yine. İnsanlara baktıkça bir şeyler hissediyorum. Onlar da o kıyafetleri giyerken bir şeyler hissettiklerinden. Ne renk kuralları var giyimlerinde, ne de hesaplanmış uyumlar. Şaşırıyorum her baktığım kişide. Üçü çeyrek geçe orada olmam lazım, toplantı saatinden on beş dakika önce. Saat üçü on geçiyor. Liberty’s civarlarındayım. Hissettikleri şekilde giyinmişler. Stil bu diyorum içimden, yaratılmış, zorla tasarlanmış bir şey olamaz karşımda duran insanlardaki. Bir varolma biçimi olarak; stil….  Oscar Wilde düşüyor aklıma: ‘Stil kim olduğunu, ne söylemek istediğini bilmek ve bundan taviz vermemektir’’.

 

Hanover Street’e geliyorum. Bina da karşıma geliyor. Büyük uzun kapı çıkıyor karşıma, kapının hemen üstünde altın harflerle Vogue House yazıyor. İçeri giriyorum. Üzerimdeki kırmızı takımım heyecanımı dışarıya gösteriyor. ‘’Nina beni bekliyor’’ diyorum resepsiyona. Beni karşılamaya  geliyor Nina gülen yüzüyle. Küçücük ve birbirine yakına masalarla dolu 5. Kata çıkıyoruz. Lucinda Chambers çekimi için son hazırlıklarını yapıyor, Sienna Miller ona tahsis edildiği söylenen masasında yok, Frances Bentley yayın koordinatörü olarak koşuşturuyor. İngiltere Vogue arşivinin olduğu odaya ve oradaki koltuğa doğru yöneliyoruz. Camdan Londra’nın bir alâ karışım olmuş çatıları gözüküyor. ‘Alex hazır’ diyor Nina. Toplantı odasına doğru yürüyoruz. İngiliz Vogue'unun Genel Yayın Yönetmeni Alexandra Shulman şakacı ciddi bakışıyla hoşgeldin diyor, sandalyeye oturuyorum, Helena Bonham Carter’ın kapak olduğu sayıyı konuşmakla başlıyoruz…

Tommy Hilfiger’ın konuşmacı olarak geldiği, Paul Smith ile sohbet edebildiğiniz veya David Bowie sergisini serginin sanat yönetmeniyle gezebildiğiniz bir okul düşünün. Bu öyle bir okul ki siz grubunuzla kendi Vogue derginizi tasarlıyor, David Gandy’ye mankenlik hakkında fıkralar anlatırken Conde Nast Holding’in yöneticilerinden bu endüstride başarılı olmanın yapıtaşlarını dinliyorsunuz. İngiliz Vogue ekibiyle iç içesiniz ve hatta ekibin toplantılarına davet ediliyorsunuz.

Nisan ayında Londra’da açılan ve benim de okulun ilk öğrencilerinden olma fırsatı bulduğum Conde Nast College of Fashion and Design’ın  belki de en büyük özelliği moda ve sanat endüstrisiyle iç içe olması. 

Okula konuk olarak gelen kişiler adları dünyaca bilinen simalar değil sadece, belki de daha önce tanışmadığınız ama tanışınca o kadar zaman tanışmamışlığın hayıflanmasını yaşadığınız, endüstrinin gizli kahramanları da aynı zamanda. Lanvin’in en çok ses getiren kampanyasının sanat yönetmeni anlatıyor size bir reklam kampanyasının yapılış sürecini. İ-D, AnOther Man, Vogue dergilerinin moda editörleri ders veriyor Conde Nast College’ın sınıflarında. Okul müdürü Susie Forbes ekliyor: ’’Amacımız moda tasarımı öğretmek değil, endüstrinin nasıl işlediğini endüstriyle iç içe olarak deneyimlemek’’ 

 

Bir profesyonel öğrenci olarak moda endüstrisinin hızlı yaşantısına katılıyor olsanız da, eğlenceden de uzak kalmıyorsunuz. Bir akşam geldiğinizde okul parti alanına dönüşmüş olabiliyor veya Marsia’nın patlattığı mısırlar eşliğinde Diana Vreeland belgeselini izliyorsunuz 27 farklı ülkeden gelen 42 kişiyle.

 

Greek Street’in renkli enerjisinin içinde yer alan okulun içine girdiğinizde, tamamen başka bir mahalledesiniz. Okul size minimalist kelimesinin ne demek olduğunu içinde yaşatarak öğretiyor. Her yer bembeyaz, iç mimari geometrik şekillere odaklı.

Okul iki farkli eğitim sunuyor şimdilik; biri bir yıl süren Vogue diploması diğeri ise 10 haftalık Vogue sertifikası. Siz de moda dünyasının ön sırasında oturup endüstiriyi şöyle bir seyretmek istiyorsanız celeste.good@condenastcollege.co.uk den Celeste’e bir mail atın.

 

Söylemeden edemeyeceğim, sizi her gün dünyanın en eğlenceli ikilisi karşılıyor kapıda, resepsiyonda  sizi bekleyen Sergio ve Marsia her gün doldurdukları şeker kaplarına zorla çağırıyorlar sizi. Başta söylerken şaka yapmamıştım. Her sabah okulun kapısından geçerken içinizden geçen bir cümle oluyor: "Sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz."

-Can Remzi Ergen

 

İlgili Başlıklar