13 Ağustos 2013

Teknolojik bağımsızlığımızı geri istiyoruz

Her şey çok güzeldi. İstediğim filmi evde ayağımı uzatıp izliyor, Türkiye’de vizyona girmeyenleri dahi atlamıyordum. Sevdiğim yabancı diziler, yayınlanır yayınlanmaz ekranımdaydı. Özel bir sistem bile kurmuştuk: Takip ettiğimiz dizileri listeliyor, hiç uğraşmadan, otomatik olarak inmelerini sağlıyorduk. Yeni çıkan bütün teknolojik oyuncaklar bizdeydi. Hangisi iyi, bir sonraki versiyonu beklemek gerekir mi, en ucuzu nereden alınır... Yıllarca hiç kafa patlatmadığım, patlatmak zorunda olmadığım sorulardı bunlar. Ne de olsa benim yerime patlatan biri vardı.


Dijital cennetimin bittiğini, ayrılığın üçüncü gününde anladım. Bored to Death’in yeni sezonu başlamıştı ve ben seyredemiyordum. Çünkü nasıl ve nereden edineceğimi bilmiyordum. iTunes’dan satın almaya kalksam, onun hesabını kullanmam gerekecek. Başka yollar denemek istesem, nereden başlayacağımdan haberim yok. Birkaç gün öncesine kadar izlediği önünde, izlemediği arkasında yaşayan ben, bugün müzik dinlemekten bile acizdim.


Teknolojide geriye doğru çağ atlamamı arkadaşım Ayşe engelledi. Bilgisayarıma birkaç program indirerek beni yeniden filmlerime, dizilerime kavuşturdu. Kendi hesaplarımı açmama yardım etti, teknolojik darboğaza girdiğimde yapmam gerekenleri gösterdi. Bütün işlemler bittiğinde, kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyordum. Bir de tuhaf bir hafiflik, özgürlük duygusu vardı. Teknolojik bağımsızlığımı kazanmıştım.


Şimdi kalkıp, “Sanki teknolojik değil de ekonomik bağımsızlığına kavuşmuş biri gibi konuşuyorsun” diyebilirsiniz. Haklısınız. Öyle konuşuyorum. Çünkü teknoloji, çalışan şehirli kadının hayatının her alanına sızıyor. Yavaş yavaş. Akıllı cep telefonları kullanıyor, müziği mp3 olarak dinliyoruz. Film izlemek için sinema salonlarına, dizi seyretmek için televizyon kanallarına muhtaç değiliz artık. Neredeyse hepimizin bilgisayarı var. Ama sorun çıkaran, ama bozulan, ama güncelleme isteyen... Sosyal medya ağlarının kullanıcılarının çoğu kadın. Alışveriş sitelerinin müşterilerinin de.


Bir de sevgililerimiz, kocalarımız var. Doğuştan teknolojiye yatkın. İlgili, bilgili, tam donanımlı. Durum onu gösteriyor. Onlar da zaten bize öyle söylüyor. Kimi “O bilgisayar programını sen indiremezsin, ben yaparım” buyuruyor. Çevirisi genelde, “Senin aklın basmaz” oluyor. Bazısı “Sen rahatına bak, ben istediğin bütün filmleri indiririm” diyor. Çevirisi, “Senin çalışmana ne gerek var hayatım, ben çalışıp para kazanıyorum ya”.


Modern erkeğin son kalesi

Teknoloji, ekonomik bağımsızlığını kazanan şehirli kadının yeni çıkmazı. Özellikle de evli veya ilişkide olanların. Sosyal hayatta da güçlenen kadının, erkekle arasındaki fark, son dönemde giderek belirsizleşiyordu. Derken teknoloji imdada yetişti: Futbol gibi, mekanik gibi “erkek işi” görülen bir diğer alan. Sabancı Üniversitesi’nden klinik psikolog Petek Batum, kabul etmek istemesek de, toplumsal cinsiyet rollerinin hâlâ var olduğunu söylüyor: “Değişse de, kırılsa da, erkeğe ve kadına ait öğrenilmiş roller var. Neden erkekler otomobilden daha çok anlar? Aynen bunun gibi. Şimdilerde teknoloji gibi alanlarda da karşımıza çıkıyor bunlar.” Bilişim ve teknoloji yazarı Serdar Kuzuloğlu da kadın ve erkek rollerinin yeni ayırıcılarından birinin teknoloji olduğu görüşüne katılıyor: “Kadın ve erkeğin doğada tanımlanmış birtakım rolleri var. Eskiden biri çıkıp geyik avlıyor, biri mağarayı koruyordu. Artık kadın da erkek de çalışıyor, para kazanıyor. Modern şehir hayatında elimizde kalan, eşitliği bozan tek şey teknoloji: Cihazlar, aygıtlar... Modern erkeğin belki de son kalesi.”


Elbette teknolojiyi yakından takip eden, erkeklerden daha çok ilgilenen kadınlar var. Yani en azından ofsayttan anlayan kadınlar kadar, evin teknolojisinden sorumlu kadınlar bulabiliriz. Ama büyük bir çoğunluk, bu konuyu ağır ve sıkıcı buluyor. Kuzuloğlu da bu fikre katılıyor: “Teknoloji kadınlar için çok sıkıcı bir detay gibi. Ayakkabı, çanta seçerkenki sabrı, bir diziyi otomatik indirecek servisi öğrenmek için korumuyorlar. Aynı şekilde bir erkek de mağazada bir şey seçmeye 10 dakikadan fazla harcamaz genelde. Sosyal ağlarda kadınlar baskın ama cihaz kullanımında erkekler ağırlıkta. Bir erkek için bir telefonun ses kaydında hangi kilohertzde kayıt yaptığı önemlidir. Kadın için ise yapıp yapmadığı. Bunlar hep rollerden ve detaylara bakış farklılığından kaynaklanıyor.”


Bu rol dağılımının benimsendiği ve teknolojinin erkeklerin egemenliğine bırakıldığı ilişkilerde, farklı senaryolar oluşuyor. En çok karşılaşılanlardan biri, son kalesini sonuna kadar savunmaya kararlı olan erkek modeli. Teknolojiye olan ilgisini ve yatkınlığını kullanarak, sevgilisine/karısına üstünlük kurmaya çalışan tip. Aynı 32 yaşındaki tasarımcı Pelin’in erkek arkadaşı gibi: “Beraber yaşadığımız süre boyunca evdeki bütün teknolojik aletler, onun sorumluluğundaydı. Müzikleri, filmleri o indirir, bilgisayarlarla ilgili her şeyi o yapardı. Onun evde olmadığı zamanlarda evin bilgisayarına dokunmamı istemez, bozacağımı söyleyerek beni korkuturdu. Evet belki çok teknolojik değildim ama bir kısmı da öğrenebileceğim şeylerdi. Ne zaman ki ayrıldık, acısı o zaman çıktı. iPod’umu hoparlöre bile bağlayamıyordum. Film izleyemedim, müzik dinleyemedim.” 33 yaşındaki reklamcı Nil de, yüksek teknoloji cihazları kullanmayı kocasından öğrenmek isteyen ama itirazla karşılaşanlardan: “Baktım ki oralı değil, kendi kendime, araştıra araştıra öğrendim. Aslında çok da zor değilmiş. Ama erkekler teknolojiyi çok karmaşıkmış gibi gösteriyorlar. Onlara bağımlı olmamızı istiyorlar.”


Yoksac anımıza mı minnet?

Teknolojik bağımlılığı yalnızca erkeklere yıkmak haksızlık olur. Bu durumdan hoşnut olan kadınlar da var. Benim örneğimde de olduğu gibi, dijital her sorunu çözen bir sevgili/koca olduğunda teknolojik rehavete kapılıyoruz. “Canımıza minnet” diyoruz. Söz konusu teknik şeyler olduğunda detaylara; cihaz karşılaştırmalarına, download’lara, kullanım kılavuzlarına tahammülümüz yok. 25 yaşındaki Mine de, teknolojiyle arası iyi olduğu halde, derin bilgi gerektiren konularda erkeklere sığınanlardan. “Bir şeyim bozulduğunda ya da yeni bir cihaz almak istediğimde, yakınımdaki erkeklere başvuruyorum. En başta erkek arkadaşıma. Çünkü o her şeyle çok ilgili, neyin iyisi nereden uygun fiyata alınır biliyor. Ben de bunları araştırmakla zaman kaybetmek istemiyorum. İşin iyi tarafı, bu konuda ona bağımlı olmamam. Yani erkek arkadaşımdan ayrılsam da teknolojik pürüz yaşamam. Ne de olsa babam, dayım ve kuzenlerim var!”


Teknolojik yenilikler çoğaldıkça karşımıza sıkça çıkan bir de psikolojik kavram var. “Teknoloji özürlüyüm” diyenler aslında “öğrenilmiş çaresizlik”ten mustaripler. Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, yine davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda bile gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanıyor. Yapabileceğimiz şeyleri, yapamayacağımıza inanıyor, daha sonra da denemeyi bırakıyoruz. Teknolojiye de ya “Ben bilmem, beyim bilir” diye yaklaşıyor ya da telkinle bilmediğimize inandırılıyoruz. Psikolog Petek Batum, öğrenilmiş çaresizliğin, birkaç olumsuz deneyimle pekişmesi halinde daha da kalıcı olacağını söylüyor: “Belki de yapabileceğiniz şeyleri yapma motivasyonunuz, beceriniz ve kontrolü ele alma yetiniz etkileniyor. Tabii bu durumda, çift ve partner seçimleri
de önemli. Bağımlılık eğilimi olan, yardım almadan sorunları çözemeyeceğini düşünen kişiler, kontrolcü partnerler seçebilir. Bu da bağımlılığı artırır.”


Boşanırken oyun ganimeti paylaşımı

Teknoloji, yalnızca ilişki ve evliliklerde değil, boşanmalarda da daha çok rol oynamaya başladı. Serdar Kuzuloğlu, her beş boşanmanın dördünde teknolojiyle ilgili şikayetlerin yer aldığını söylüyor. Aynı hesap altında oynanan oyunlarda kazanılan ganimetlerin, boşanma esnasında malvarlığı gibi paylaşımı, Uzakdoğu’dan sonra Türkiye’de de başlamış. Avukat M. Gökhan Ahi, teknoloji ve internet bağımlılığının boşanmalarda ciddi bir sebep olarak karşılarına daha fazla çıktığını anlatıyor: “Kadınlar, erkeklerin bilgisayar ve oyun konsolları başında çok fazla vakit geçirmesinden yakınırken, erkekler de kadınların Facebook’ta bulduğu eski arkadaşlarıyla tekrar iletişim kurmasından şikayetçi. Hele ki evde tek bir bilgisayar varsa, anlaşmazlık daha da derinleşebiliyor. Bilgisayar paylaşılamayınca çatışmalar artıyor. Bazen de kıskançlıktan veya fazla güvenden dolayı çiftler birbirlerinin şifrelerini ortak kullanma çabası içinde olabiliyor. Bu da zaman zaman çatışmalar yaratabiliyor ve erkeğin kadına teknolojik üstünlük kurmasına kadar gidiyor.”

Özgürlüğünüzü ilan edin!

Dijital bağımsızlığın ilk adımı, “teknolojiden anlamıyorum” kabullenmesini reddetmekten geçiyor. Bunun için de en doğru yol, bir sorunla karşılaştığımızda sabırla kullanım kılavuzunu okumak veya internetten araştırmak. İnternette her türlü teknolojik sorunun yanıtı var çünkü. Kendi başınıza çözemeyeceğiniz bir problem varsa, uzmanlara danışabilirsiniz. Serdar Kuzuloğlu bunun için Twitter’daki teknoloji uzmanlarının takip edilmesini öneriyor. Bunun yanı sıra sevgiliniz veya kocanızla aynı bilgisayarı kullanmayın. Zorundaysanız, farklı kullanıcılar olarak giriş yapın. Sosyal medya hesaplarınız, e-posta adresleriniz farklı olsun. Mümkünse birbirinize şifrelerinizi vermeyin. Teknolojiden anlayan oysa, kullandığınız cihazlar ve programlarla ilgili bilgi isteyin. Cep telefonunuz ve kişisel teknolojik aletler, kendi adınıza kayıtlı olsun. Akıllı telefon uygulamaları, film-müzik indirme programları, internet alışverişi gibi hizmetler için kullandığınız hesapları da ayrı tutun.

-Yaprak Aras

 

Fotoğraf: Raymond Meier

 

Aralık 2011

ETİKETLER: TATİLOKUMASI