05 Kasım 2013

Sonbahar Türlüsü

YAZI: SERAY ÖZTÜRK

Sabah erkenden pazarcım Hasan’ın telefonuyla uyanıyorum. "Rahatsız ettim abla günaydın, şu var, bu var…" diye arka arkaya hızla sıralarken, "Var mı ayırmamı istediğin bir şey?" diye soruyor. Esneyerek tereyağı, süzme yoğurt ve yumurtalarımı ayırtıyorum. Aslında cumartesi günü Feriköy Organik Pazarı'na da gitmiştim; pek fazla ihtiyacım yoktu, ama hal böyle olunca kalkıp koyuluyorum yola.

 

Sekiz yıldır Kasımpaşa’daki Kastamonu Pazarı'na uğrarım. İlk başta en zoru Pazar günü sabahın erken saatlerinde evden çıkmak oluyordu, ama sonra aldıklarımı eve getirip güzel ve taze bir kahvaltı hazırlayınca bu keyfimin paha biçilmez olduğunu anladım. Günümüz temposunda İstanbul'da pazara çıkabilmek büyük bir lüks sayılabilir tabii. :)

 


Bilen bilir, bu bahsettiğim pazar sabaha karşı kuruluyor. 7-8 saatlik yoldan gelen mallar tezgahlara gece yerleştiriliyor. Diğer semt pazarlarından farklı olarak burada mevsiminde ne varsa onu bulursunuz. Yani her hafta sürpriz bir liste yapamazsınız. Kar yağdıysa yeşillikler yok olur; yağmur yağdıysa mantarlar coşar. Aklınızda yokken birden kendinizi turşuluk kornişon ve lahana alırken bulursunuz. Marketten pancar almaya bile bakmazken birden kocaman pancarları eve getirmiş olursunuz. Ancak diğer semt pazarlarından biraz da pahalı olduğunu eklemem lazım; yine de gitmeye değer.

 

İki hafta önce pırasalar incecikti; yaz pırasası diye satılıyordu. Taze soğan gibi… Pırasa bulacağımı biliyordum ama aklım ıspanaktaydı. Çok özledim doğrusu. Sepet dolusu ıspanağı görünce sarılasım geldi. İki çeşit ıspanak var, biri kısa saplı minik kıvrım kıvrım yapraklı, diğeri uzun saplı geniş düz yapraklı. Dolapta uzun süre dayanmayacakları için ilk iş, aldığım ıspanakları pişirmeliyim. Ispanağın içine kontrast yapacak bir sebze arıyorum. Havuç! 

 

Havuçlar minnacık, körpe, kıtır kıtır. Tezgahta ikram ettikleri çayı yudumlarken en miniklerini özenle seçiyorum. Kesmeye kıyamam, bütün kullanırım. Ispanakları da köklerinden ayırmadan pişiririm. Bu hafta aldıklarım yer elması, karnabahar, turp, pırasa, pazı ve brokoli. Pazara gerçekten kış gelmiş bu hafta.

 

Ben bu hafta Naif'e geleceklere ne pişirsem, nasıl pişirsem diye düşünürken, annemler az önce İzmir’den geldi. Arabanın arkası sebze ve peynir dolu. Girit kabağı getirmiş. Kabak İstanbul’da kaybolurken, güneydeki kabaklara bakın. Çiğ çiğ yesen olur, o kadar taze! İzmir tulumu ve tatlı kaşar loru da var, arapsaçı ve radika da… Bu hafta pek lezzetli geçeceğe benziyor.

Ispanaklı kış türlüsü yapacaktım, ama kabaklar gelmişken onları da kullanmak için sabırsızlanıyorum. Sonbahar türlüsü yaparım o zaman diyerek, buzlukta yazdan dondurduğum bir avuç barbunyayı da kullanıyorum. 

Ekşi süzme yoğurdunun yanında afiyet olsun…

 

Eğer bu öğlen yolunuz Karaköy’den geçecekse Naif’te bizzat taze pişirdiğim sonbahar türlümüzün tadına bakın derim.   

 

 

 

 

İlgili Başlıklar