20 Kasım 2013

Kahvaltıya bekliyorum

YAZI: SERAY ÖZTÜRK

2000 yılında yaşadığım bir Avrupa memleketinde Fransızca öğreniyorum. Her milletten vatandaş, dili dönen dönmeyen bir sınıftayız. Bir dolu yetişkin oturuyoruz. Öğretmen konu arıyor; ortak sohbet olması gerekiyor belli ki… Konumuz: Kahvaltı! Sizin ülkenizde kahvaltıda neler yenir? Sushi yemeye bayılırım şahsen, ama Japon’un güne çiğ balıkla başlamasına şaşırdığımı düşünüyordum -ki tüm sınıf da benim zeytinle başlamama şaşırmasın mı? Hatta şaşırmak ne kelime, burun kıvırdılar. Gıcık olduğumu hatırlıyorum. Beni anlamadılar.

Siz zeytinsiz kahvaltı düşünebilir misiniz? Ben de düşünemem doğrusu. Hem de birkaç çeşit olmalı. Köklerim Egeli. Çarşıda pazarda tadına bakmadan zeytin almam. Hatta zeytincinin önünde sıkılmadan dakikalar geçirebilirim. Tadına bakmadan paketlenmiş zeytini ise hiç almam. Mesela sele zeytin soframızdan eksik olmaz. Annem hurma zeytine bayılır. Küçükken bana acı tatsız tuzsuz gelirdi yiyemezdim; şimdilerde bayılıyorum. Özellikle Karaburun Hurması bulursanız hemen atın dolaba azıcık. Alıştıkça yiyeceksiniz, yedikçe beğeneceksiniz. İnsan bazı tatları olgunlaştıkça seviyor, inanın bana. Kalamata zeytiniyse kahvaltıda olmasa da meze sofralarımızın demirbaşıdır.

Bu sezon Küçükkuyu’dan toplanan taze zeytinlerimizi kurduk bekliyoruz.

Bu yılki favorim Olivurla markasının pembe çizme zeytini. Zeytin ve zeytinyağını restoranımızda kullanıyoruz ve satıyoruz. Ayrıca bugün Kilye markasının siyah mezelik zeytiniyle tanıştım. Yeşil çizik zeytinleri de çok lezzetli, ama o minik siyahlar bir harika. Gelibolu-Eceabat yöresinde üretilen Kilye’nin ürünleri de yakında Naif’te satılıyor olacak. Keşfetmiş olanlara şimdiden söyleyelim.

Bunlar geçen yaz Girit’ten aldığım hurma zeytinleri… Bizim memlekette olmayan daha ne çeşitler var bir görseniz. Zeytin görünce kendimden geçiyorum.

Bunlar da Antakya’dan getirttiğim halhalı zeytinleri. Pek kıymetliler. İçlerinde mercimek kadar olanları bile var..

Benim kahvaltıdan anladığım şeylerin başında en klasik anlamda iyi bir beyaz peynir gelir. Bu yaz Küçükkuyu'da keçi, koyun, inek sütünden karışık bir beyaz peynire rastladım. Peynircide çalışan çocuklar bu peynire nescafe adını takmışlar. Ben her siparişte kendi bildiğim gibi anlatmaya çalışıyorum. Sonra da dilim varmasa da, 'Var ya hani nescafe diyorsunuz ondan’ diyorum daha kolay anlıyorlar. Bu peynire bu isim haksızlık ama olsun. Peynirde aradığım tüm özellikler bu peynirde buluşmuş. Koyun peyniri kadar kokmuyor, orta yağlı, ne sert ne de yumuşak. Dilim dilim dağılmadan kesiliyor, gözenekleri ölçülü. Yedikten sonra damakta ekşi mayhoş bir tad bırakıyor. Daha ne olsun?!

Zeytinimizi aldık, peynirimiz de tamam. Ancak bizim oralarda ‘gevreksiz’ kahvaltı olmaz. İstanbul’da bana en yakın en güzel simit tarihi Tophane'deki Eryılmaz Kardeşler simit fırını. Pazar sabah dükkana gelmeden önce uğrayıp müşterilerime sıcak sıcak yetiştirmeye çalışıyorum. Gerçek taş fırın simidi...

Yumurta ve tereyağım da pazardan.

Haftasonu kahvaltısı bir şölendir evde, ancak ben aylardır yeni iş tempom sebebiyle evde kahvaltı edemiyorum. Yerine Naif için bir kahvaltı tabağı hazırladım. İki kişilik, sabah yenebilecek her türlü lezzetin, her türlü yaramazlığın yer almasını istedim. Yanına bir de pişi söylerseniz, tamamdır!
Yolunuz Karaköy’den geçmese de bu kahvaltı için buralara gelmeye değer.

Buyrunuz resmi…

İlgili Başlıklar