29 Mayıs 2019

Evliliğin Çıkmazları Nerede Başlıyor?

evlilik

Yeni bir hayat, kimileri için bir kaçış, kimileri için ise bir kavuşma…  Hiç kuşkusuz evlilik, kişinin hayatındaki önemli yol ayrımlarından. Peki her ne oluyor da evlenen kişiler bir noktadan sonra birbirine benzer ortak sorun ve problemler yaşıyorlar?

Psikoterapi odasında danışanlarımdan sıkça duyduğum, “O artık eskisi gibi değil”, “Oysa birbirimiz için yaratıldığımızı düşünmüştüm”, “Nişanlılık/sevgililik dönemindeki anlayışı adam/kadın gitti, yerine bambaşka biri geldi’’, “Evlenince daha rahat edeceğimi düşünmüştüm” gibi hayal kırıklığı ile telaffuz edilen cümleler çift terapisine başvuran kişilerin çıkmazlarını oluşturuyor.

Evliliği bir sistem, kişileri de bu sistemin parçaları olarak konumlandırdığımızda, kadın ve erkeğin evlenmeden bu sisteme atfettiği değerler ve beklentiler, bu sistemin ilk hata veren kısımlarını oluşturuyor. Bu beklentiler (dile getirilen) bazen evlilik öncesi konuşulan konularken, bazen (bilinçli ancak dile getirilmemiş) beklentiler olabiliyor.

Bilinçli olan fakat dile getirilemeyen beklentiler, kişinin partnerinden alacağı tepkiden çekinmesi, onaylanamayacağını düşünmesi gibi sebeplerden dolayı çoğu zaman karşı tarafla paylaşılmıyor. Bu paylaşamama hali, bir tarafın bu konuyla ilgili beklentisi haline yol açarken bu beklenti zamanla öfkeye, kızgınlığa ve anlaşmazlığa yol açıyor ve çiftleri ilişkide bir girdaba sürüklüyor. “Ne kadar konuşsam da anlamıyor”, “Duygularımı anlamıyor, ne hissettiğimi bilmiyor, görmüyor” yakınmaları  çoğu zaman bu beklentilerin karşılanmamasının bir duygusu ve eylemi  olarak önümüze geliyor.

Evliliğe dair beklentiler, umutlar birçok farklı alt başlığa sahip olsa da terapide sıklıkla çalışılan konuların başında, kadın ve erkeğin bu yeni sistemden beklentileri, kendi ruhsal süreçleriyle doğrudan ilişkili. Örneğin, kişinin partneriyle yakınlık uzaklık mesafesi duygularını, düşüncelerini ve eylemlerini paylaşması kimileri için bir kaygı unsuruyken, kimileri içinse güvenli bir alanı. Peki nasıl oluyor da bu his ortaya çıkıyor?

Kişilerin geçmişten ceplerinde getirdikleri, yetiştikleri aile, kendi anne babalarını nasıl bir çift olarak gördükleri ve algıladıkları, kendileriyle ilgili sorun çözme öğretileri, baş etme mekanizmaları bu farklılığı meydana getiren unsurlar olabiliyor. Bir kişi eğer yetiştiği çevrede üzüntüsünü, mutluluğunu, kederini, duygusal ihtiyaçlarını paylaşmanın zayıflık belirtisi olduğunu öğrenirse,  yetişkin hayatında ve romantik ilişkilerinde yakınlık ve duyguyu paylaşma ve dillendirme onun için bir risk ve stres faktörü olur. Aynı kişinin sevgilisi/eşi de eğer bağımlı bir yapıya sahipse - yalnız başına karar alamamak, onaylanma ihtiyacı ve ilişki içinde tüm önceliği karşı tarafa verme-  ilişkide sorun yaşanmaması kaçınılmaz bir hal alır. Bir taraf anlaşılmayan, görülmeyen, önemsenmeyen, ihtiyaçlarına karşılık bulamamaktan yakınırken diğer taraf içinde kopan fırtınalara rağmen oldukça soğukkanlı bir biçimde “Sorun yok, bütün sorun senin sürekli söylenmen, zaten buraya da senin gönlün hoş olsun, sonra ilgilenmiyor benimle deme diye geldim” diyen bir tavır sergileyebilir.

Başta belirttiğim gibi evliliği sistem olarak ele aldığımızda, seanslarda kişilerin kendi alt sistemlerini (aile, geçmiş, öğretiler, değerler) yeni sisteme (evliliğe), entegre ederken  yaşadıkları  sorun ve problemleri çalışıyoruz. Bu sistem- evlilik-  hayat boyu işleyen içeri bilgi akışının kesilmediği, aslında her gün güncellenen ve yenilenen bir süreç. Çocuğun aileye dahil olması, düşük, kürtaj, ebeveyn kaybı, iş değişikliği, iflas, yaş alımı gibi daha bir çok unsur evlilik sistemini etkileyen unsurlardan sadece birkaçı. Bu unsurlar kişiler için zaman zaman sancılı, kimi zaman ayırıcı kimi zaman bağlayıcı olabiliyorken bilinmesi ve unutulmaması gereken en önemli şey evlilik sitemi hata verdiğinde doğru desteği almak ve yola devam edebilmek.

Yazı: Uzman Klinik Psikolog, Pınar Selin Gözeler Akçora

 

ETİKETLER: EVLİLİK , PSİKOLOJİ