25 Temmuz 2013

Doğum korkusu: Tokofobi

Tarihi hiç unutmuyorum çünkü sevgililer günü: 14 Şubat 2007. Genelde şaşmayan reglim bir gün gecikmiş. Tesadüf bu ya, o sabah da randevusu önceden alınmış rutin jinekoloji muayenem var. California Üniversitesi Tıp Fakültesinin jinekoloji servisinde ilk defa muayene olacağım Doktor Vüchinich’in odasını buluyorum. Geçen ay korunmadığımı, hamile olabileceğimi söyleyerek muayene masasına uzanıyorum. “Bakarız” diyor, hafiften Mehmet Öz’ü andıran yakışıklı doktor.

Muayenede bir şeyler hissediyor. Emin olmak istiyor, kan testi için hemşireyi çağırıyor. Kanı alan hemşire birkaç dakika sonra elinde bir kağıt parçasıyla dönüyor. Vüchinich önce kağıda, sonra bana bakıp gülümseyerek haberi veriyor: Hamilesiniz. Heyecanlandığımda, sevindiğimde hep olduğu gibi gözlerim doluyor. Hatta düpedüz ağlıyorum.

Yaklaşık 7 ay sonra Vüchinich’in karşısında yine gözleri yaşlıyım. Bu kez sevinçten değil korkudan ağlıyorum. “Neden korkuyorsun” diyor, doktorum. “Her şeyden” diyorum. O aralar down sendromuna takmışım kafamı. Ya çocuğumda genetik bir bozukluk olursa? Doğum nasıl geçecek? İkimiz de sağ çıkacak mıyız doğum odasından? Çok canım yanacak mı? Vüchinich yine en cool haliyle gülümsüyor ve hiç aklımdan çıkmayan şu sözleri söylüyor: “Kaygılanmanız o kadar normal ki. Eğer benim hiç kaygım, korkum yok deseydiniz o zaman bir anormallik olduğunu düşünürdüm.” Endişelerim, şimdi 5 yaşında olan oğlumu dünyaya getirene kadar devam ediyor ama her seferinde kendime bunun normal olduğunu söylüyorum. Bu bile beni sakinleştirmeye yetiyor.

Yeditepe Üniversitesi’nden Yard. Doç. Dr. Berfu Akbaş, doğum korkusunun ve gebelikle ilgili takıntıların kadınların hemen hepsinde bir miktar bulunduğunu ancak klinik boyutları olan tokofobinin yüzde 6-10 oranlarında görüldüğünü söylüyor: “Bazı durumlarda kadınlar cinsellikten tamamiyle uzaklaşmaya varan ağır tablolar sergileyebilir. Cinsel isteksizlik, cinsel tiksinti bozukluğu, vajinismus gibi klinik durumların temelinde tokofobi olabilir. Bazı kadınlar bu nedenle abartılı doğum kontrol yöntemleri uygulayıp hap, spiral, prezervatifi bir arada kullanabilir. Hatta doğum korkusu gebeliği  gebeliği sonlandırmaya kadar varabilir.”

Karnımdan ne çıkacak?

Tokofobi genellikle ilk gebelikte ortaya çıkıyor çünkü insan bilinmeyenden korkuyor. Sonuçta ağrılı ve kanlı bir olgu olan doğum, hiç doğum yapmamış bir kadında, “ne yaşayacağım, nasıl bir acıyla karşılaşacağım, her şey yolunda gidecek mi” gibi kaygı veren sorulara neden oluyor. Dr. Akbaş, kadınların bilinçaltında “ne doğuracağım” korkusunun da olduğunu söylüyor: “Daha eski yıllarda kadınlar kız mı olacak erkek mi, stresi yaşardı. Çünkü yaşanan çevreye  göre belki kız olursa kocası üzerine kuma getirecek ya da kız bebek öldürülecek! Acaba sakat mı doğacak, daha ağır, psikotik formlarında ya içimden bir yaratık çıkarsaya kadar gidebilen bir spektrum sözkonusu. Nitekim doğadışı bir şey doğurmak bir çok korku filminde (Rosemary’nin Bebeği, Sinek, Alien) işlenen bir tema. Bu durum toplumsal bilinçaltımızı da yansıtır.”

Günümüz kadınında ise bozulacak gibi estetik kaygılar dışında, “bedenim parçalanacak”, “kimse bana yardım edemeycek”, “bebeğim içeride sıkışıp ölecek” gibi korkular daha ağır basıyor. Dr. Berfu Akbaş, sosyokültürel açıdan bakınca bir kuşağın filmlerde bağıra çağıra, kan ter içinde doğurmaya çalışan kadınlarla büyüdüğünü, “annem beni doğururken ölmüş” repliğinin bilinçaltımıza işlendiğini söylüyor: “Laurence Pernoud’nun Bir Çocuk Bekliyorum kitabından biliyoruz ki bazı ilkel Afrika kabilelerinde kadınların doğum yapacaklara kendi doğum hikayelerini anlatmaları yasak. Ve bu kabilelerde kadınlar çok rahat ve kolay doğuruyorlar.”

Aslında tokofobi yalnızca doğum sırasında yaşanacak zorlukları kapsamıyor. Bazı kadınlar çocuğun dünyaya gelme sürecini deyim yerindeyse “iğrenç” buluyor. Bu konuda en net açıklamaları yapan ünlü kişi, ergenliğinde okulda kendisine izletilen bir doğum videosu yüzünden travma yaşayan İngiliz aktris Helen Mirren. Mirren bu konuda verdiği röportajda “eğitim amaçlı izletilen o filmden sonra, doğumla ilgili her şeyden nefret ettim. Çocuk doğurmamaya o anda karar verdim. Hâlâ doğum hikayesi dinleyemiyorum, bu konuda bir şey izleyemiyorum.”

Bunların dışında, anne adayındaki depresyon ya da anksiyete bozukluğu da doğum korkusuna sebep olabiliyor. Ya da ilk doğumunda travma yaşamış bir kadın, ikinci kez hamile kaldığında tokofobi geliştirebiliyor. Dr. Berfu Akbaş, bu tarz psikiyatrik rahatsızlıkların gözden kaçırılması doğum sonrası annedeki psikiyatrik riski artırdığını anlatıyor: “Anne-bebek ilişkisindeki bozukluklardan, intihar ya da infanticide dediğimiz annenin bebeğini öldürmesine kadar gidebilen ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor. O yüzden doğum korkusunu ciddiye almak gerekiyor.”

Beni anlamıyorlar

Ya içimden bir yaratık çıkarsa diyen bir kadını ciddiye almak çok kolay olmayabilir. Böyle hisseden bir kadının yaşadığı kaygıyla başa çıkması da o ölçüde zor. Dolayısıyla tokofobik kadınlar hamilelik sürecinde ve doğum sırasında desteğe mutlaka ihtiyaç duyuyor. Neyse ki psikoterapi bu noktada devreye giriyor. Davranış Bilimleri Enstitüsünden Uzman Klinik Psikolog Merve Soysal Başa’ya göre, tokofobik kadınların yarısı terapiye olumlu cevap veriyor. Duruma göre, bilişsel davranışçı terapi ya da geçmişte kötü bir doğum hikayesi varsa travma tedavisi uygulanıyor. Doğum korkusu çeken kadınların en büyük sıkıntısı ise çevre tarafından anlaşılmamak: Başa, “Korkunun hafife alınması kadını duygusal olarak daha da zayıflatıyor. Kadınlar tarlada tek başına doğuruyor, sen neden yapamayacaksın ki, gibi telkinler ters etki yapıyor” diyor.


Zeynep Güven, Vogue Türkiye Ağustos 2012.

İlgili Başlıklar