03 Ağustos 2019

Dijital Çağda Hayal Gücü: Refik Anadol ile Data'nın Poetiği

YAZI: E. ŞEVVAL YÜRÜTEN

REFİK ANADOL, DİJİTAL ÇAĞDA HAYAL GÜCÜ

 Fotoğraf: refikanadol.com

Hayal gücü, yalnızca sanatın ve sanatsal yaratımın merkezinde değil; insanlığın var oluşunun temelinde de yer alıyor. Öyle ki, insan hayal edebildiği sürece yaşamaya devam ediyor. Hayal gücü, görüşümüzle sınırlı bir gökyüzünün ardında saklı koskocaman gizemli bir evren gibi. İşte bu yüzden hayal gücü insan düşünmeye başladığı ilk günden beri insanlığın temel soru ve uğraşlarından. Bu yolculuk, hayal gücünü tanımlamanın ötesinde bu derinliğin içine girip yeni sorular bulmak ve insanın en büyük belirsizliği olan ruhunu ışık tutma çabası.

Hayal kurmak neden önemli? Bilgi, düşünce ve kreasyonun kümülatif bir şekilde arttığı ve artmaya devam ettiği günümüzde bu temel soruyu yeniden ele almanın önemli olduğuna inanıyorum. Dijital kültürün merkezde olduğu yeni nesil dünyada, hayal gücünün denklemi de diğer her şey gibi gittikçe daha kompleks bir hal içinde. Hayatımızı domine eden mavi ekranlar ile gün boyu sayısız imaj ve dijital veriye maruz kalıyoruz. Peki bu sanal gerçeklik, hayalperestin hayal dünyasını nasıl etkiliyor?

Bizi gerçekten daha çok saran sanal gerçeklik, hayal gücümüzü besliyor mu yoksa köreltiyor mu? Bu gizemi çözmek için; bilim ve şiirsellik, teknoloji ve sanat gibi uç görünen kutupları bir araya getiren öncü sanatçı Refik Anadol’un hayalleri gerçek kılan dünyasını ziyaret ettik. Medya sanatçısı Anadol ile datanın poetiğini keşfe çıkarken, verilelerle hayal kurabilmenin dijital çağda hayal gücüne getirdiği aydınlanmayı inceleyelim. 

refik anadolFotoğraf: refikanadol.com

Refik Anadol ile Data'nın Poetiği 

1985 İstanbul doğumlu, Los Angeles’ta yaşayan ve çalışan medya sanatçısı/yönetmen Refik Anadol, sanat ve bilimin buluştuğu noktada geleceğin resmini çiziyor. Yapay zeka dediğimiz Artificial Intelligence ile veriyi şiirsel bir anlatım şekline dönüştüren Anadol, imkansızı zorlarken, görünmeyeni görünür kılma peşinde.

Peki nedir bu göremediklerimiz? Duygularımız, hatıralarımız, bilincimizde gizli hissiyatlarımız ve belki de her şeyi mümkün kılabilecek potansiyele sahip hayal gücümüz. Teknolojinin soğuk dünyasını yoğun duyguların yüksek ısısıyla buluşturan Anadol adeta buza ateşle şiirler yazıyor, bu kontrast onun için hayatın tam olarak kendisini simgeliyor.

Refik Anadol, Dijital Çağda Hayal Gücü

Fotoğraf: refikanadol.com

Küçükken Blade Runner’ı izleyip geleceğin hayalini kurmaya başlayan Refik Anadol’un teknoloji ütopyasının başlangıcı “hayatımı değiştiren bir olay” olarak tanımladığı yapay zekaya ilk dokunuşu oluyor. O tüm çılgın olasılıkların korkusuzca hayalini kuruyor ve kurduğu hayalleri yapay zekanın limitsiz potansiyeliyle gerçekleştirmek için tüm gücüyle çalışıyor. Rüya gören binalar, kendini yeniden tasarlayan şehirler, insanlığın bilinmezliğini keşfetmeye çalışan makineler... Anadol olasılıklarla oynuyor ve sonucunda keşfettiği yeni gerçeklikleri sanat aracılığıyla dünyaya sunuyor. 

Refik Anadol zihninin uçsuz bucaksız sınırlarındaki düşünceleri hayata geçirirken alanında öncü isimlerden biri oldu, uluslararası çapta başarı ve şöhrete ulaştı. En çılgın fikirleri mimarı Frank Gehry ile çalıştı, Bill Gates’in çekim alanına girmeyi başardı ve bu yıl sanat dehası Leonardo Da Vinci’nin onurlandırıldığı Floransa Bienali’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü aldığını da not düşelim.

Refik Anadol, Dijital Çağda Hayal Gücü

Fotoğraf: refikanadol.com

Dijital çağda hayal gücünü verilerle hayal kurmayı başaran Refik Anadol'a sorduk. 

Dijital çağda hayal gücü nasıl evrildi? Yapay zekanın sınırsız gücüyle hayal kuran ve datalarla şiir yazan bir sanatçı olarak bu soruya en iyi yanıtlardan birini sizin verebileceğinize inanıyorum, datalarla nasıl hayal kuruyorsunuz, bu süreci bizimle paylaşır mısınız?

İnsanoğlu olarak teknolojiyle ilişkimiz var olduğumuzdan beri hep mevcut. Yapay zekadan önce, teknolojiden önce, endüstriyel devrimden önce, ateşi ilk bulduğumuzda da benzer bir şekilde heyecanlandık. Sonuçta bulduğumuz ateşle yemek yapabildik, yaptığımız yemekle bir araya gelebildik, bir araya geldiğimizde o kültürü oluşturabildik, bir araya gelmenin anlamlarından olan yemek yemeyi bulduk. Ama sonra aynı ateşle silahla yaptık, o silahla birbirimizden ayrıldık. Yani insanoğlu ve teknolojinin ilişkisi hep çok kontrast oldu. Bizi geliştiren, birleştiren ve düşündüren en iyi fikirler de, bizi ayıran yok eden en kötü fikirler de ortaya çıktı.

Bunun hep farkında olduk ama yapay zeka ilk defa insanın bilişim kapasitesine yeni bir boyut getirdi. İlk defa bir “bilinç” konseptiyle düşünebilme şansı elde ediyoruz. Bu, Allen Turing gibi birçok dahi ve mühendisin hayaliydi; daha da öncesinde 20. yüzyılın başında birçok sinir bilimci ve mühendisin hayali olan düşünebilen bilgisayar çok yeni bir fikir değil. Ama elimizdeki teknolojinin hızlanması ve veri denen elimizdeki bilginin makine tarafından okunabilir hale gelmesiyle, müthiş bir çağ başladı.

Ben de sanatımda yaklaşık 10 yıla yakın veriyle iş yapmaya kafayı takmış haldeyim çünkü inanıyorum ki; bu verilerin bir dil olarak bizden gizli makinaların kendi aralarında kurmuş oldukları bir gerçeklik mevcut ve bu gizli gerçekliği keşfetmek için sanatı araç olarak kullanılabilir. Yapay zekanın en büyük artısı bu veriye anlam katıyor olması; verinin ötesini görebilmek ve düşünebilmek adına yapay zekayla anlam verebildim. Ne kadar şanslıyım ki üç yıl önce, öncü olan birçok projeye imza atma şansı buldum; Arşiv Rüyası, Eriyen Hatıralar, Walt Disney projesi ve benzer işlerim yapay zekanın kullanıldığı ilk projeler. Tahmin edersin ki bu beni dünyada farklı bir yere getirme fırsatı oldu. Umuyorum ki birçok insan arkamdan geliyordur. Ama bir şeyin öncüsü olmanın getirdiği sorumluluklar ve bir o kadar da potansiyel ve avantajları olduğunu düşünüyorum. 

Refik Anadol, Dijital Çağda Hayal Gücü

Fotoğraf: refikanadol.com

Çalışmalarınız yalnızca sanat ve teknolojiyi buluşturmuyor, birçok farklı disiplini bir araya getirerek yeni bir gerçeklik yaratıyorsunuz, bu derinlikte insan neler keşfedebilir?

Bu uçsuz bucaksız bir düşünme yöntemi, işlerimde yalnız bir medyuma sıkışıp kalmaktan hiç haz etmiyorum. Bu yüzden medya sanatları üzerine yüksek lisansımı yaptım, ikinci yüksek lisansımı yaparken en büyük heyecanım özellikle tam olarak bu disiplinin arkasında duran bir bölümde ve mentorlarımla çalışmak, son 7 yılda muazzam bir şekilde ufkumu açtı. Şu an ders verdiğim okul UCLA’de de mühendisler, heykeltıraşlar bilim adamları birlikte çalışıp düşünüyor, ama aslında bu 20 yıla yayılmış bir akım. Bu akımın içinde düşünüyor ve çalışıyor olmak çok keyif veriyor. Sanatımı, hem akademik hem pratikte anlamda gerçekleştiriyorum. Yalnızca pratikte kalsa yüzeysel olabilirdi, akademik çerçevede de işin içine girince bir anlam çıkıyor ve derinleşebiliyorsun. Diğer türlü sığ bir yöntem kalabilir; "cool gözüküyor!", ama ne anlama geliyor, neden yaptığını düşündüğünde akademik arka plana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yaptığımız işleri birçok insandan ayıran hikayede "neden, niçin ve nasıl" sorularını aynı anlamda sorabilme yeteneğimiz olduğunu düşünüyorum.

Peki eserlerinizin yarattığı sanat deneyimi hakkında ne düşünüyorsunuz? İnsan, yapay zekayı kendi işlevlerini yaparken görmesi onu insanlığına mı daha çok yaklaştırıyor?

Bir nevi ayna görevinde olduğunu düşünüyorum. Kimi zaman teknolojiyle iç içe olmamız bizi biz yapan değerleri unutmamıza sebep olabiliyor, kimi zaman teknolojinin bu soğuk, buz gibi, ilk başta bir anlam ifade etmeyen dünyası tehlikeli. Ama bu tehlikenin dışına çıkınca yaratıcı olma ihtimaliyle karşılaşıyoruz ve heyecanlı düşünce yöntemleri bu noktada başlıyor. Sanatçı olarak şöyle düşünüyorum; nasıl bir ressam kendi pigmentini bulmak için renkten renge ve fikirden fikre dolaşıyor ise, ilk defa makinenin bilinciyle resim yapabiliyoruz ve bu çok heyecanlı. Bir insanın hatırlaması duyguları, bir şekilde bize dair nostaljik bilişsel güçlerimizi resmen kullanma şansı elde ediyoruz. 

Makineler hep insanlardan ilham alıyor, peki denklemi tersten ele almayı düşündünüz mü? İnsanın beyninin sınırlarını keşfetmek için makineler ve teknolojiyi sanatınızda kullanmak gibi…

Tabi şu an onun için ekibimde birçok sinir bilim uzmanı mevcut. Son 3 yıldır; insan duyguları ve hatıralar üzerine çalışıyoruz; Eriyen Hatıralar örneği gibi. Tam olarak bunun araştırmasını yapıyorum son 3 yıldır ve bir yerlere varmasını umuyorum.

 refik anadol

Fotoğraf: @Artechouse

Zaman ve mekan, insanlığın yaşam dünyasında tekli gerçek formatında, fakat son projelerinizden biri olan Infinite Space insanlığın bu tekil zaman ve mekan gerçekliğinden çıkma imkanı sunuyor ve özgürleştiriyor. Son serginizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Washington’daki Artechouse galerisi, kısa zaman önce ben ve ekibimle iletişime geçti, yaptığım işleri çok iyi takip ettiklerini söyleyen galeri, beraber retrospektif havasında bir sergi beraber yapma teklifiyle geldiler ve ortaya çok güzel bir diyalog çıktı. Sonunda temasını Infinite Space koymaya karar verdim, genel olarak işlerimi özetleyen bir başlık olduğunu düşünüyorum. Hem işin derinliği hem de verinin sonsuzluğu mevcut, bu hissiyatı izleyiciye hep vermeye çalışıyorum. İşlerim, insanlara soru sorduran, derinliği olan ama gündelik hayatta bir beklentisi olmayan sorular sorduruyor. 

Sergi muazzam ilgi görüyor, her gün yüzlerce insan gezip görüyor ve paylaşıyor. Eriyen Hatıralar İstanbul'da neyse Infinite Space de Washington’da aynı etkiyi yaratıyor. Amerika’da, özellikle Amerika’nın başkentinde, böyle bir sergi yapıyor olmak ve sonucunda böyle bir ilgi görmesi gerçekten muhteşem. 

Gelecek projelerinizle ilgili bizlerle neler paylaşabilirsiniz?

Yine Artechouse ile beraber New York’ta yeni açılacak galerileri için Machine Hallucinations isimli yeni bir sergi hazırlıyoruz şuan. Google ile sanatçı olarak çalışmaya devam ettiğim bu projede, New York’a dair 300 milyondan fazla imajı indirdik, bildiğim kadarıyla sanat bölümünde yapılan dünyanın en büyük veri setiyle çalışıyoruz. Son dört aydır sağlam bir çalışma içerisindeyiz. Instagram, Flicker, Twitter, Facebook aklınıza gelebilecek bütün mecralar ve şehir kütüphanesinden muazzam bir arşiv çıkardık ve elimizdeki verilelerle geleceğin mekanını hayal etmeye çalışıyorum. 21. yüzyılda şehirlerin rüyalarını görebildiği, şehrin kendini bir daha yeniden yaratabildiği, yakın gelecek simülasyonu tasarlayan bir mekan hayal ediyorum. 

Artechouse galerisinin New York'taki şubesinin açılışını yapacak Machine Hallucinations sergisini 5 Eylül itibariyle ziyarete açık. 

Geçtiğimiz ay insanlığın Ay’a inişinin 50. yıl dönümüydü. Siz bu tarihi anın verisini NASA’yla ortak gerçekleştirdiğiniz son projenizde kullandığınızı sosyal medyada paylaştınız. NASA’yla gerçekleştirdiğiniz bu heyecan verici projenin detaylarını sizden dinleyebilir miyiz?

NASA’yla iş birliğimizin başlangıcı yaklaşık 1 seneyi buluyor. NASA’nın JPL (Jet Propulsion Laboratory) isimli sanat stüdyosu sağ olsunlar bizim veriyle yaptığımız işleri öncü buldukları için, bize stüdyo olarak ortak çalışma davetinde bulundular. Tabi çok önemli, onura eden bir şey NASA’nın bir ekibin kalitesini onaylıyor olması. Bizi gerçekten çok motive etti diyebilirim. 

Proje için bizle muazzam veriler paylaştılar; Mars’ın bugüne kadar çekilen bütün fotoğrafları, Ay’a iniş serüvenin arşivi, Hubble teleskobunun verileri vs. Şu an harıl harıl birçok veriyle uğraşıyoruz, önümüzdeki 6 ay verilerin görselleştirilmesi üzerine yoğunlaşacağız. Gizli olduğu için henüz çok paylaşamıyorum detayları ama söyleyebilirim ki çok güzel bir sergi olacağına eminim.

refik anadol, data'nın poetiği, dijital çağda hayal gücü

Fotoğraf: @Artechouse

Görülemeyeni görülür kılma peşindeyim ifadenizi bundan önce birkaç röportajınızda okumuştum. Bu aslında sanatın ilk akla gelen tanımları arasında ama yapay zeka ve verilerle ortaya koyduğunu sanatınız bir dilemma doğruluyor, bir yanda yalnızca imge’de kalmayan forma bürünen bilgi diğer yanda soyutluğunu koruyan veri bulutu. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? 

Bu çok dinamik bir şey aslında, hayat gibi. Başımıza gelen şeyler sonucu bilincimizde oluşan duygu, hatıra ve benzer olgular nasıl rastlantısal bir şekilde var olabiliyor ve bizim için bir anlam ifade ediyorsa bu da benzer bir şekilde paralellik taşıyor. Bu yüzden yapay zeka çalışmalarının en büyük artılarından biri, kendi adıma hissiyatını pozitif bulduğum nokta, hayatın içerisindeki rastlantısallık karşılaşma beklentiler gibi bir nevi yapay zeka da benzer bir ayna olabiliyor. İşte bu bence derinleşebilen bir deneyime dönüşüyor. İnsan ve makine arasındaki diyaloğun derinleşebilme ihtimalı ya da bir makinenin insana daha önce sormadığı soruları sordurma potansiyeli çok kuvvetli bir anlam içeriyor ve bu ihtimali kuvvetlendiren bi deneyime dönüşüyor ve bu da görünmeyeni görünür kılmaya çabalıyor. Çünkü görülemeyen bir gerçeklikte mevcut ama belki makine zekası bize buna hissetirebilyor ve yaratabiliyor bu enteresan ve heyecanlı bir potansiyel.

Peki Refik Anadol'un en büyük hayali nedir?

Sinema kalbimin en derinliklerinde yatan bir mecra ve bence insanoğlu olarak en başarılı mecralardan biri olduğunu düşünüyorum çünkü başka bir boyut, başka bir gerçekliği tasarlayabilen, hazırlayabilen, sokabilen ve hissetirebilen bir mecra. İçerisinde mimarlıktan mühendisliğe, her disiplin mevcut, hayata dair bir film içerisinde olması gereken her şey. Bence bu mükemmel bir şey. En büyük hayalim sinemanın geleceğini keşfetmek. Los Angeles'ın hayatımdaki en büyük artılarından biri de Hollywood'un, Netflix gibi sinemaya dair önemli şeylerin çıkış noktası olması. Umuyorum sinemanın da geleceğini keşfeden öncülerden biri olabilirim. Şuan çok keyifli projelerimiz bu yönde devam ediyor.

"En büyük hayalim sinemanın geleceğini keşfetmek"

Sanatınızın insana hayal kurdurma gücü verdiğine inanıyorum, ama bahsettiğim şey sonsuzluğun hayali, romantik anlamda bir hayal değil, bilgi ve verilere dayalı "gerçekçi" bir hayal. Sohbetimizi sonlandırırken toparlamak adına en başa dönecek olursak, teknoloji ve hayal gücü ilişkisini kendi sanat çalışmanız üzerinden yorumlayabilir misiniz?

Benim için sanat insanoğlunun hayal kurabilme kapasitesi. İnsanoğlu olarak hayal kurma kapasitemiz ne kadar gelişse, yapılan sanatın da bu kadar anlamlı olduğunu düşünüyorum. İkincisi benim için sanat elitist bir yaklaşım değil, her yaştan her arka plandan her cinsiyetten her beklentiden olan insanın bir şekilde ruhuna dokunabilme ihtimalinin peşinde giden bir sanatçı olduğuma inanıyorum ve bunun peşinden gidiyorum. Böyle düşündüğümde aslında ister istemez bilim gibi insanlığı kapsayan sorularımıza cevap bulma ihtimali olan bir olgunun, fenomenin üzerine gitmenin doğru olduğunu düşündüm. Dolayısıyla bu bir nevi bizi kapsayan bir küme, birleştiren bir nokta, aynı yere bakmamızı sağlayan ortak bir güç gibi hissediyorum ve bunun sayesinde aslında bizleri ayıran değil farklılıklara değil benzerliklere odaklanabildiğimiz zaman belki daha hızlı bir yere gidebilmeyi, problemleri çözebilmeyi, hatalarımızı anlayabilmeyi, yok ettiğimiz doğayı ya da düşünemediğimiz bir çok problemi çözebilme ihtimalimizin o optimist gerçeklikte olduğunu düşünüyorum. Onun için de sanatın belki de ilham verebilme, uyandırabilme ihtimalinin gücünü kullanabileceğimiz bir yakın gelecek hayal ediyorum.

Refik Anadol, Dijital Çağda Hayal Gücü

Fotoğraf: @Artechouse

Refik Anadol'dan Hayallerin Ötesinde Bir Gelecek Portresi

Datanın şiirsel olabiliceğini göstererek 21. yüzyıl insanıyla iletişim kurmaya çalışan sanatıyla Refik Anadol, hayallerin ötesinde bir gelecek portresi çiziyor. Onun sanat ütopyasında, hayal gücünü engelleyen sınırlamalar çözülüyor ve insanoğlu estetiği yeniden düşünüyor. 

Bilgi, kültür, yaratıcılık ve ilham bir jenerasyondan gelecek jenerasyona kümülatif bir şekilde transfer edilirken, sorulara cevap bulmaktan çok soru sormak daha önemli. Ve Anadol'un da belirttiği gibi "ilk defa insanoğlu tarihinde gelecek, geçmişten çok daha heyecanlı". 

Hayal gücü teorisyeni Gaston Bachelard'ın da belirttiği gibi "Dünya, insanın hayalinde yaratıldı", bugün Refik Anadol yapay zekanın sınırsız kapasitesi ve büyük veri bulutuyla yeni dünyalar tasarlıyor. Mavi ekran tuvaline zengin veri fırçasıyla şiirler yazan Refik Anadol'un data poetiği sanat alıcısına hayal etme gücü veriyor.

Yıl 2019. Ridley Scott'un 1982 yapımı kült bilimkurgu filmi Blade Runner'da tasarlanan yıl. Bugünü gri bir distopya olarak gören efsane yönetmen, 8 yaşında Refik Anadol'u büyüledi ve sanatının doğuşuna ilham verdi. Ama senaryo değişti, şimdilerdeyse Refik Anadol hayallerin şehri Los Angeles'ı ters yüz ettiği gerçeklikle ve hayal gücünün ötesine uzanan hayalleriyle boyuyor. 

ETİKETLER: REFİK ANADOL , YAPAY ZEKA , DATA , SANAT , DİJİTAL , HAYAL GÜCÜ