27 Mart 2015

Jean Paul Gaultier’ye Saygı Duruşu

YAZI: İNAN KIRDEMİR

1952’de doğan Fransız modacı, kariyerine 1976 yılında başladı; o gün bugündür de modanın aykırı çocuğu. Gaultier, bu görkemli serginin de açık ettiği üzere yenilikçi ruhuyla fark yaratmanın gücüne inanıyor. Modanın cinsiyetçi kalıplarını yıkıp, kodlarını cesurca değiştirebilme yetisi, başarısında yadsınamaz bir role sahip. Bir yandan özgünlüğün sembolü Pedro Almodovar, Peter Greenaway, Yvette Horner gibi isimleri çevresine dahil etmesi, diğer yandan Madonna gibi popüler kültürün taç sahipleriyle projeler üretip geliştirmesi, sınırsız vizyonunun hiç saşmayan tek ibresi. 
 
Fotoğraf: Getty Images Turkey
 
Maison Jean Paul Gaultier ve Montreal Museum of Fine Arts işbirliğiyle gerçekleşen sergi, tasarımcının neredeyse 40 yıla uzanan moda yolculuğuna eşlik etmek için bulunmaz bir fırsat. Sergide Gaultier’nin hayatı yedi farklı bölüme ayrılmış. Kariyerinin başlangıç noktasıyla açılan sergi, 1970’lerden günümüze Gaultier imzalı bütün tasarımları sunuyor. Gaultier’s Falbalas, serginin ikinci ayağı. Falbalas, bizi tasarımcının çocukluğuna ışınlıyor. Anneannesinin güzellik salonu Marie’s Beauty Salon, çocuk Gaultier’nin iç dünyasına, hayaller diyarına sığındığı tek mekan. Güzellik salonunda kurduğu hayelleri gerçekleştirmek için Jacques Becker’in 1944 yapımı Falbalas filmi Gaultier’e ışık tutuyor. Parizyen haute couture ile bu film sayesinde tanışan tasarımcı, ilk adımını da Falbalas sayesinde atıyor.
 
 
The Odyssey, Gaultier’nin tasarım dünyasında yarattığı ikonik figürleri, kahramanları ve karakterleri tanıtan masalsı bir alan. Gemici karakteri, Gaultier’nin ikonlaştırdığı ve markayla bütünleşen karakterlerden sadece biri. Tasarımcının hayatını besleyen yalnızca filmler, desenler, hayaller, karakterler ve çocukluğu değil. Onun için şehirler de gerekli bir ilham gıdası. Punk Cancan, bizlere Gaultier’nin kimliğini tanımlamasında büyük rol oynayan iki şehri tanıtıyor: Paris ve Londra. Paris’ten klasik çizgileri alan tasarımcı, Londra’da isyankarlığın ve aykırılığın tılsımını keşfediyor.
 
 
Serginin Muses bölümü, neden moda dünyasının aykırı çiçeği olduğunu mükemmel bir şekilde anlatıyor. Her zaman kendinden olmayanla, ötekiyle iletişim kurma iştahıyla yola koyulan Gaultier, yeniyle, yabancıyla tanışmaktan korkmuyor. 80’lerde trans model Eve Salvail of Quebec ile çalışması, yakın geçmişte erkek koleksiyonunun tanıtımında androjen model Andrej Pejic’e başrol vermesi, genel geçer doğru sandığımız bilgilere karşı ustalıkla savaş açtığının göstergesi. The Salon, Metropolis ve Urban Jungle serginin son üç bölümü. Bu bölümlerde Gaultier’nin bedenle olan ilişkisi, erotizmi nasıl kullandığı, sanatla kurduğu diyalog ve kültürlerarası teması mercek altına alınmış.
 
2011’de Montreal’de açılmasının ardından Dallas, San Francisco, Madrid, Rotterdam, Stockholm, New York ve en son Londra’yı büyüleyen Gaultier’in bu ışıltılı retrospektifi, 1 Nisan- 3 Ağustos tarihleri arasında Paris’teki Grand Palais’de modanın başkentini sihri altına almaya devam edecek.
 

 

ETİKETLER: JEAN PAUL GAULTİER , GRAND PALAİS , LONDRA , PARİS