12 Kasım 2021

Betûl Mardin’in 33.945’inci Yeni Başlangıcı

YAZI: CAN REMZİ ERGEN

FOTOĞRAF: EKİN ÖZBİÇER

betül mardin

“Yeni bir başlangıç” konusu çok konuşuldu. Mesleğini değiştirmek, her şeyi geride bırakıp yeni bir yerde yeni bir hayat kurmak, genelde bu yeni başlangıç kapsamında en çok konuşulanlar oldu. Nörobilimin de hayatlarımıza girmesiyle (ya da biz “anda olma” meselesini artık daha çok konuşurken) bu “yeni başlangıç” dışarıdan görülebilen bir değişim kadar ve hatta daha çok insanın kendi içinde yaşanan bir süreç oldu; bazı davranış ve inanç sistemlerini geride bırakmak, yeni bir ruh hâlini kendinde ve kendin için geliştirmek, daha iyi bir sen’i, senin daha iyi bir versiyonunu senin içinde bulabilmek.

 Peki, bir insan için yeni bir başlangıç gerçekten mümkün mü? Hayatın ne kadarına yeniden başlayabiliriz, hayat buna ne kadar izin verir? Şu ana kadar yaşadığınız süre boyunca gördüğünüz milyonlarca sahne, duyduğunuz binlerce ses, tattığınız binlerce tat, aldığınız binlerce koku, duygularınız, aileniz ve çevresel faktörler, yaşadığınız ve sizi değiştirip dönüştüren olaylar, genetiğiniz… Bütün bunlar hâlâ sizinleyken siz gerçekten yeniden başlayabilir misiniz? Siz hâlâ aynı sizken başlanan şey ne kadar yeni olabilir? 93 yıllık hayat deneyimiyle bu konuda en çok görüşünü almak istediğim kişinin, Betûl Mardin’in kapısını çalıyorum.

Bu evin kapısından içeri her girdiğimde bir anda bir sessizlik çöküyor ya da ben halihazırda var olan o sessizliğin içine girmiş oluyorum. Halbuki Teşvikiye Palas’ın inşa edildiği tarihi, pencere ve camların hâlâ ilk yapıldığı o güzel hâliyle hiç değiştirilmeden durduğunu ve bu evin Nişantaşı’nın curcunasının tam ortasında olduğunu düşünürsek bu sessizlik pek olası değil. Belki yıllardır okuduğu bütün kitapları barındıran, evin büyük camlarının hemen yanındaki o kütüphane veya evin yerlerini kaplayan o halılar sesleri emici bir görev oynuyordur. Ya da kütüphanenin içindeki kitapların önünde duran sayısız ödül ve teşekkür plaketi. “Yılın En İyi Babaannesi” Oscar heykelciği de bunlara dâhil. Ve burada sanki zaman da daha yavaş işliyor. Bunun nedenini biraz biliyorum çünkü Betûl Mardin’in evine her geldiğimde telefonumu mutlaka uçak moduna alıyorum. Burada onunla geçireceğim her saniye o kadar değerli ki benim dikkatimi buradan başka bir yere çevirebilecek her türlü dış faktörü en aza indiriyorum.

betül mardin

Evde onun oturmaktan en çok keyif aldığı köşelerden biri olan yemek masasının hafif sol tarafına geçiyor. Hemen arkasındaki duvarda dedesi Necmettin Molla’nın resmi var - ki o hep arkasında. Hayattayken de öyle olmuş, Şehir vapurlarını kuran ve işleten ünlü Molla, Betûl Mardin’i her daim desteklemiş. Masanın bu kısmında oturmayı seviyor çünkü hemen çaprazındaki duvarda bir bahçe resmi var, ona bakmanın içini rahatlattığını söylüyor. Yeni bir başlangıcın ne demek olduğundan konuşmaya başlarken bir anda uzaklara dalıp anlatmaya başlıyor: “Ablamı okula yazdırmaya götürdüklerinde ben de gidiyorum. Beş yaşındayım, okula başlamama daha iki yıl var. Koşarak bir sınıfa giriyorum. Girdiğim sınıfın öğretmeni bir kazada çocuğunu kaybetmiş, ben de ona benziyormuşum. Bizimkiler sınıfa girip özür dilediğinde öğretmen, ‘o artık benim talebemdir’ diyor. İşte başlangıç. O zamana kadar da konuşmakta sıkıntım var. Evde birisi oui, birisi yes, birisi ja diyor, ben hangi dili konuşacağımı şaşırmışım yahu!” diyor gülerek. Bu geç konuşmanın sebeplerinden birinin bakıcısının ona şiddet göstermesi de olabileceğini söylüyor. Bir gün Gazi Mustafa Kemal akşam yemeğine geldiğinde -ki kendisi Betûl Mardin’in dedesi Necmettin Molla’nın yakın dostu- Molla, Gazi Mustafa Kemal’in tabağındaki artan ekmeği alıp Betûl Mardin’e yediriyor. O da Gazi Mustafa Kemal gibi akıcı bir şekilde konuşabilsin diye. Betûl Mardin’in hayatı boyunca ülkenin en iyi konuşan insanlarından biri olmasının nedeni Atatürk’ün tabağındaki ekmeği yemesi mi, onu çok seven öğretmeni mi, her akşam sofrasındakileri pür dikkat dinlediği Necmettin Molla mı, yoksa genleri mi bilinmez ama belki de hepsidir. Betûl Mardin, dedesinin hayatındaki önemini her fırsatta yineliyor ve herkesin hayata gerçekten ilk başlangıçlarını yaptığı dönemin önemini vurguluyor: “Çocukların aldığı eğitimden bahsediyoruz ama esas konuşmamız gereken onları eğitenlerin sahip olduğu eğitim. Mesela büyükanne ve büyükbabalar çok önemli, onların çocuğa nasıl baktığı, onların hayat boyunca vereceği kararları etkiliyor. Çocukların önüne o asker oyuncakları koyarak en büyük hatayı yaptı anne babalar, çocuklar hayata yeni bir başlangıç yaparken bu büyük hataydı. Ben çok şanslıydım. Her akşam Necmettin Molla’nın o 24 kişilik sofrasında türlü misafirlerle beraber oturup onları dinledim. Ebeveynler, çocukların küçükken dinlediği ‘büyük’ konularını anlamaz sanıyor, hayır efendim, hem de öyle bir anlar ki aklınız şaşar” diyor. Ona her ne kadar baba olmak konusunda çok heyecanlı olsam da söylediğin, yaptığın her şeyden etkilenen bir çocuk büyütmenin sorumluluğunun beni biraz korkuttuğunu söylüyorum. “Korkma, anlat” diyor ve devam ediyor: “Çocuklara hep anlatmak lazım. Onları küçük görmeden hep anlatmak gerek, onlar her şeyi bizim tahmin ettiğimizden daha derin anlıyor. Necmettin Molla bana hep anlattı. Sen de öyle olacaksın işte, çocuklarına hep anlatacaksın. Çocuklara bu gittiğin yerleri anlatman lazım. İsviçre’de büyüyen çocuk ile burada büyüyen farklı ama aradaki o farkı yaratan şey ne, işte onu anlamak ve anlatmak lazım ki insanlar bugünkü gibi birbirine girmesin. Bir de korkmak iyidir, insanın o konuda sorumluluğu olduğunu gösterir.”

Konu bu yeni başlangıçlarda kendisine gelince, hiç yorulmadan her defasında, her gün ve her saat yeniden başlamak gerektiği konusunda ona göre önemli bir noktanın altını çiziyor: “Aslında çok basit; yarın ne olacağın belli değil. O yüzden bugün yapman lazım. Ben onu kanımda hissediyorum hep. Bugün enerjim nerede demiyorum, o hep vücudumda ve bana her seferinde her zorluğa rağmen yeniden başlamamı söylüyor. İlla zorluk olmasına da gerek yok. Sürekli çalışmak lazım hayatın üzerinde, sürekli yeniden başlayabilmek lazım. ‘Sen buraya neden geldin?’ Hayatta sorman gereken soru bu. Bu sorunun cevabı sana çok şey söyleyecek. Ha bir yandan da yeniden başlarken bazı şeyleri yanında tutman lazım. Ama neyi tutup neye yeniden başlayacaksın? Bunu sen bulabilirsin bir tek. Fazla zor değil, birkaç gün odandan çıkmaz düşünürsün (Kahkahalar atıyor). Düşün babam düşün. Mesele şu; hayatında işlemeyeni duyup hayatından çıkarabilme cesaretini gösterebiliyor musun? Karar vermiş olman lazım hayatta, ‘şimdi’ hep karar zamanı. Yanlış karar veririm diye korkma, o kararda çalışma yok mu? E var, o zaman ne olursa olur, yolunu bulur.”

betül mardin

Yeniden başlamak için hiçbir zaman geç olmadığını ve her seferinde başka türlü bir başlangıç yapılabileceğini söylüyor. Vefat eden ablası sebebiyle ailesinin onu da kaybetme korkusu, bir kız çocuğunun okuyup okumaması sorunsalıyla birleşince Betûl Mardin’in öğretim hayatı da zorluğa girmiş. Yıllar sonra babasına mektup yazıyor: “Merak etme baba, yanımda oturan erkek yok. Hepsi karşımda oturuyorlar çünkü onlara dersi ben veriyorum.” Devam ediyor Betûl Mardin anlatmaya: “Bazen o hayal ettiğin zamanda başlayamazsın ama sonra başka bir şekilde başlarsın o şeye. Sen yeter ki çalış, her gün o enerjiyi kanında hisset.”

Onu herkes tanıyor, onun balkonundan poz verdiği fotoğrafı çekmeye çıktığımızda bir anda sokak duruyor. O insanlara; insanlar da ona el sallamaya başlıyor. Bu onun 93 yıldır en iyi yaptığı şeylerden biri: İletişim kurmak. IPRA Yaşam Boyu Onur Üyeliği, Amerikan Halkla İlişkiler Derneği’nin (Puplic Relations Society of America - PRSA) Halkla İlişkilerde Yaşam Boyu Başarı 2005 Atlas Ödülü, Türkiye’yi aşıp dünyaya yayılan ünü, Türkiye’ye halkla ilişkiler mesleğini tanıtması, fahri doktorluğu, ülkenin bir kültür ikonu olması… Köklü ailesinin ona bıraktıkları ve şimdilerde farklı alanlarda başarılara imza atan çocukları ve torunları ile devam eden bir kültür. Bu tanınmışlık meselesi onun için önemli ama bu kelimenin tanımını iyi yapmak gerekiyor. Zira bu sadece bilinir olmak değil, yaptıklarının ve temsil ettiğin değerler bütününün yaptığı tesirle alakalı bir tanınmışlık. “Zaten insanlar birbirlerini tanımadığı için bugün bu sorunları yaşıyoruz, insan insanı duymadığı için. En çok da bu yüzden bu mesleği yaptım galiba, insanlar arasında bir bağ kurmak, dünyada daha iyisinin, daha iyi ilişkilerin mümkün olduğunu insanlara göstermek için.”

Teşvikiye Palas’tan ayrılacakken Ekin Özbiçer’den bir tane de Betûl Hanım ile birlikte fotoğrafımızı çekmesini rica ediyorum. Bir yandan da sohbete devam ederken yaklaşık 10 yılı aşan tanışıklığımızdan bahsediyoruz. Betûl Mardin Ekin’e bakıp; “Ve hiç kavga etmedik, işte bu dostluktur” diye ekliyor gülerek. O bir iletişim uzmanı ve zannetmiyorum ki şimdiye kadar bu dünya üzerindeki kimseyle iletişim kuramamış olsun. Herhangi bir konuda durum ne kadar kötü görünse de o başını bir yana doğru eğip bütün bildiklerinin ona verdiği mütevazılığı biraz muzırlıkla karıştırıp göz kırpıyor. İşte bu o: 93 yılın sonunda her gün yeniden başlama cesaretini gösteren, her yeni ânı merakla karşılayan ve ne olursa olsun her şeyi dinledikten sonra insanlara ve olaylara başını hafifçe yana eğip gülümseyerek göz kırpan. 93 yıl, 33.945 güne tekabül ediyor ama onun yaptığı başlangıçları hesaplayabilmek için onun her seferinde cesaret gösterip aldığı kararların sayısını, bu bütün enerjisiyle yeniden başladığı günlerin sayısıyla çarpmak gerek. Diğer yandan o hiç bu hesaplarda değil, çünkü şu an yeni bir an oluyor ve o hayata tam da bu yeni anda, yeniden başlamakla meşgul.

ETİKETLER: BETÜL MARDİN , RÖPORTAJ